‘‘Dünyada Bir Ben Varım, Bir de Bu Olmayası Sahipsizliğim.’’ Turgut Uyar

Kendisiyle 1965 yılında yapılan bir söyleşiden sorular yanıtlar:

“(…)
Şiirlerini gizli mi yazardın, açık mı?
-Gizli. Hem de ne kadar gizli olursa, o kadar gizli.

Deftere filan toplar mıydın şiirlerini?
-Evet. Bir defterde toplamıştım. Hâlâ duruyor ya…

O yıllarda sevip ezberlediğin şiir var mı hiç?
-Rıfat Ilgaz bizim yazı hocamızdı. Necip Fazıl’ın bir şiirini yazdırmıştı sınıfa. ‘Heykel’ diye bir şiir… “Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış -bu eski heykelin yanaklarında- yapraktan saçını yerlere yaymış- sonbahar ağlıyor ayaklarında” diye bir şiir işte. Çocukluğumdan bir bu kalmış.

Sınıfta, bayramlarda şiir okuma, konuşma filan?
-Yoo, katiyyen, hayır.

Edebiyat derslerini sever miydin?
-Öbür derslerden benim için farkı yoktu. Ama edebiyat hocalarının iyi öğrencisiydim.

Sana aşklarını soracaktım?
-Yok. ben ilk defa karımla tanıştım. İlk tanıştığım kız hâlâ karım. Zaten on dokuz yaşında evlendim. Bunun üç yıl da hazırlığı var.

O zaman yazdığın aşk şiirlerinin konuları evlilik önü aşkın konuları mıydı?
-O zaman aşktan başka bir şey yoktu. Şiirlerdeki aşk soyut bir şeydi; yaşadığımız şey değildi. Hâlâ da birçoğumuzda öyle. Belki aşk bir şiir konusu olarak vardı.

İlk göreve başladığın Posof’a gidişini hatırlayabilecek misin?
-Tabii, korkunç bir gidişti. Çocukluktan yeni çıkmışım, evlilik sorumluluğunu yüklenmişim. Para yok. Dış dünya ile temasım olmamış. Biraz şaşkın ve korkak.

Yolculuğun?
-Yolculuk yedi sekiz gün sürdü. Kalabalıkta trenlerde. Sonra, atlar filan. Anadolu yolculuğu işte. Karımla beraberdik.

Posof sende değişiklik yaptı mı?
-Herhalde yapmıştır. Daha başka bir şey yaptı. O arada Posof’a değil de başka bir yere gitseydim, aynı değişiklik olacaktı. Yedi sekiz yıllık leyli öğrencilikten sonra, eline üç beş kuruş verilip hayat ile karşı karşıya bırakılmış biriydim. Posof’un ayrı bir etkisi de vardır: Köylerle ve halk ile temasa geliyordum.

Orada şiire devam ettin değil mi?
-Evet. Asıl o bakımdan önemi var. Şiirim asıl orada şey kazandı yani. Varsa birtakım denebilecek şeyler.

Dergilerde de o zaman mı çıkmaya başladı şiirlerin?
-Evet. İlk şiirim Kaynak’ta çıktı. Ama, sürekli olarak Varlık’ta çıkıyordu. Ama ondan daha önce Yedigün’de çıktı bir şiir. Halk şiiri gibi bir şeydi. Şiir denirse hani.

Kaynak dergisi şiir yarışmasını Posof’ta iken kazanmıştın galiba?
-Evet.

-Yarışmayı kazanmanın senin üzerinde etkisi oldu mu o zaman?
Sahiden bende büyük etkisi oldu. Şiirimi gönderdiğimde de derece alacağımı ummuyordum ya! Üstelik aklımdan da çıkmıştı. Sonra bir gün dergi geldi. Bant öyle sarılmıştı ki, kapakta Turgut Uyar lafını gördüm. Derler ya, yüreğim ağzıma geldi diye, öyle oldum. Bayağı büyük bir sorumluluk altına girmişim gibi geldi bana önce. Pek hoşlandım bundan ama; fazla sürmedi. Asıl o günün akşamını anlatayım. Akşam ev gezisine milli eğitim memuru çocuklarıyla geldi. Kasabanın en okumuşu filan. Dergiyi göze görünebilecek bir yere koydum. Herif hiç oralı olmadı. Baktım oralı olmuyor, duramadım, ben gösterdim. “dergi” dedim, “bugün geldi”. Baktı, ‘ha, hu’ dedi, fırlattı dergiyi. Mahvolmuştum. Ama bu pek işime yaradı. Ondan sonra kimseye şiir falan göstermedim.”

(…)

Dost, sayı 11, Eylül 1965
Korkulu Ustalık / Yky / 3. b, Ocak 2014 / s. 456-458

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Keşke Her Şeyden Uzak Olabilseydim Van Gogh

Yarın, yeni, işim karşılığında ufak bir aylık alacağım. O parayla bir çift yeni bot ve şapka edineceğim. Böylece, Tanrı kısmet...

Kapat