‘‘Dünyaya Gelmek Bir Saldırıya Uğramaktır!’’

“Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir.”

İnsanın varoluşunu böyle ifade ediyor İsmet Özel. ‘Dünyaya gelmenin bir savaş olduğu’na dair çok çarpıcı bir cümle kuruyor. Peki, haklı mı Özel? Haksız olmadığı kesin.

ismet-ozel-1

İsmet Özel’in dünyaya karşı açtığı bir savaş var. Kendisi gibi yeryüzündeki tüm insanlar da ona göre bu savaşın bir parçası. Şair, insanın dünyada yer edinmesinin başlı başına bir savaş olduğunu düşünüyor. Üstadın bu fikriyatını temellendirmek adına onun birçok yerde yer almış olan demeçlerini ve şiirlerini sizler için derledik. Bakın, İsmet Özel dünyaya, insana ve bu ikisinin arasındaki savaşa dair neler söylemiş?

-İntiharı hiç düşündünüz mü?

İ. Özel: 40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım. Bana göre intihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır. Bu mesajı verebileceğin tıynette insan olmadığını düşününce de intihar etmiyorsun.

-Bir tür nihilizm değil mi bu?

İ. Özel: Tam tersine, değer yüklediğin şey bunlar değil. Allah’tan başka hiçbir şeye değer vermemek var bunun arkasında.

-40 yaşına kadar ne vardı peki?

İ Özel: Aynı şey. Bir çıkış sağlayacağını umduğun bir insanla, bir imkanla karşılaşacağını düşündüğün için her gün erteliyorsun intiharını. Daha sonra da, bu çıkışı insanlardan beklemenin saçmalığını kavrayıp yine intihar etmiyorsun.

(Sefa Kaplan‘ın 29 ocak 2006 tarihli Hürriyet röportajından)

ismet-ozel-2

‘‘Altmış yıllık hayatımın göze acı veren bir uyanma süreci olduğunu söylersem, onu yerli yerince tavsif etmiş olmam. Artık beynimi her gün biraz daha elektriklenmiş hâle sokan, yüreğimi burkan bir ayıkma sürecidir yaşadığım. Ne kadar ayıktıysam o kadar keyfim kaçtı. Keyfimi güvendiğim dağlara kar yağması mı kaçırdı? Bilakis! Yanımda yöremde bulunanlara o çok güvendikleri dağları işaret ederek “Bu dağlar çok kar kaldırır” demiş olmamı kimsenin ilgiye değer bulmayışı sebebiyle keyifsizim. Nasıl bir toplumda veya dünyada yaşadığım, uğradığım toplum katmanları, hayat çizgimin hangi eksenler arasında, nerelerde seyrettiği hakkında bilgim her gün biraz daha çoğaldı; ama bu bilgimi kendisine nakletmemden memnuniyet duyacak kişiyle bütün gayretime rağmen tanışamadım. Dünyanın hangi ahvalde olduğuna dair itminana kavuştukça dünyalılardan yalıtıldım. On dört yaşımdayken gazetede Yahya Kemal in ölüm haberini gördüğüm gün çok şaşırmış ve içimden “Bu adam çoktan ölmemiş miydi?” sorusunu geçirmiştim. Türkiye’de (belki modern dünyanın her yerinde) toplum hayatının cereyanındaki hızlı değişme ve buna bire bir uyarlanan algılama kalıpları bireyin mezara indirilmesini beklemeden onu müzelik hâle getiriveriyor. Benim yalıtık ömrüm, anlamına vâkıf olduğum ve beni anlamlı kılan dünyanın güncel dünya olmadığı bilincine varmakla geçti. Güncelliğe de, güncelliği dert edinene de yuh olsun!’’

(“Mazeret Beyanı Yerine Geçsin Diye Önsöz” adlı ilk bölümde, “hayat” kelimesine verilmiş dipnottur.)

West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

(‘Mataramda Tuzlu Su’ adlı şiiri)

Oradaydık hepimiz, müheyya bekliyorduk
salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı
gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli
dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı
külsüzdü ocak,tellal çarşısız
ağzımız noksandı.
Rımbaud’nun haberi yoktu Menelik’ten
Nijinski delirmişti
Mahler’in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha
nehre Haşim annesiyle karanlık geceler
bazı çıkardı
zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız
bekliyorduk;alnımızın çatında
hepimizin bir çarpı.

Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze
verilmemiş birer söz
daha hıç çıkılmamış
birer iskeleydi bedenlerimiz
alnımız birer sayıltı
azalarımız yerli yerine çakılmamıştı
bir çift göz,bır yumruk yürek arasında
darma dumandık
küşümle kapanırdı yüzümüz
çünkü kazınmıştı oraya yekten
başkalarına ait bir çarpı.

Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimizin
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.

(‘Dibace’ adlı şiiri)

 “Benim savunduğum şey beklentisiz bekleyiştir. Yani mutlaka elime bir kazanç geçecek diye bir hesap yapmadan… Şunu diyorum ben; eğer bir nida duyduğum zaman, eğer bir gözle karşılaştığım zaman bunu hissedemeyecek, bunu kendime yaklaştıramayacak kadar meşgul ya da duyarsızsam bunu kendim için kayıp sayarım. Benim beklentisiz bekleyiş dediğim şey hala bir nidanın benim tarafımdan algılanabileceğini kabul etmemdir.”

KAYNAKÇA:

*antoloji.com

*mahsusat.com

*ekşi sözlük

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Rem Art Space

REM Art Space başlangıçta kollektif bir inisiyatif ile hazırlanan Zamanın Tozu sergisi sonrasında serginin şu an olduğu mekanda kendini Çukurcuma...

Kapat