Dünyaya Karşı Gerçeğin Peşinde Bir Yolculuk: Helena Petrovna Blavatsky

‘’Ben yeni hiçbir şey yapmadım. Bir araya koyduğum çiçeklerden hiçbiri bana ait değil, bana ait olan yalnızca onları birleştiren iptir.’’

Size bilge bir ruhtan bahsetmek istiyorum, bir gezginden, bir filozoftan bahsetmek istiyorum,  bir gerçek  arayışından. Tarih sahnesinin gördüğü en cesur kadınlardan birinden bahsetmek istiyorum size; Bayan Blavatsky’den.

31 Temmuz 1831’de dönemin önemli feministlerinden olan bir anne ve asker bir babadan dünyaya geldi Helena.  İlginçtir ki doğduğu andan itibaren geleceğe yönelik ipuçları vermeye başladı, kendisini vaftiz eden rahibin eteği mumlara değerek tutuşmuştu; bu belki de gelecekte Hristiyanlığa olan tutumunun küçük bir işaretiydi zira bu tutum onu ileride bir erkek gibi dövüştürecek, kendi deyimi ile ‘’papa taraftarlarını devirmeye’’ çalıştıracaktı. Küçük yaştan itibaren psişik güçler kendini göstermeye başlamıştı Helena’da. Oldukça hayalperest olan küçük Blavatsky, arkadaşlarına anlattığı hikayeleri canlıymışçasına zihinlerinde gösterebiliyordu. Aristokrat bir aileden gelmesi sebebiyle dadılar, korumalar eşliğinde büyüyen Helena tüm bunların dışında kendi dünyasında yaşamaya devam ediyordu. Ne yazık ki bu çok pembe hayat çok sürmedi, genç Helena henüz on yedisinde kırklı yaşlardaki bir general ile evlendirildi. Fakat bu evlilik ele avuca sığmayan Helena’nın sınır tanımaz yapısını perçinledi ve eşini terk ederek İstanbul’a kaçtı. Bu kaçış onun dünya turunun da başlangıcı oldu. Hayatının en önemli anlarından birisini ise  Londra’da kendi ifadesiyle ‘’efendim’’ dediği  Üstad M, diğer adıyla Mahatma Morya ile tanışmasıyla yaşandı. Üstad M sayesinde doğu mistisizmi ile ilgilenmeye başladı, 1852´de Kanada´ya, New Orleans´a, Meksika´ya, Güney Amerika´ya, Batı Hint Adaları´na, Ümit Burnu´ndan geçerek Seylan ve Hindistan´a gitti. 1853´de yasak bölge Tibet´e girmek istedi ama izin alamadı ve İngiltere´ye döndü. 1854´de Amerika´ya geçerek batıya göç edenlerle beraber Rocky Dağları´nı aştı sonra yine Güney Amerika´ya gitti. Bir yıl sonra ise yine Hindistan´daydı, oradan Japonya´ya geçti, ardından 1856-57´de Keşmir, Ladakh, Burma’yı dolaştı. Tekrar Büyük Okyanus´u aşarak 1858´de Fransa ve Almanya’ya geldi ve oradan Rusya´ya dönerek, 1860´da Kafkasya´ya geçti ve orada 1865´e kadar dağ aşiretleriyle beraber yaşadı. O dönemde, ruhsal deneyimlerini geliştirdi ve okült güçlerini kontrol etmeyi öğrendi. 1866-67´de Rusya´dan ayrılarak Balkanlar´ı, Mısır´ı, Suriye ve İtalya´yı gezdi, bu arada bir dönem İstanbul´da kaldı; kısa bir süre yine Rusya´ya döndüğünde Mentana Savaşı´nın içine düştü ve 3 Ekim 1867´de yaralandı. 1868´de yine Hindistan ve Tibet´teydi ama bu kez yanında “Efendi”si de vardı. Tibet’te bazı mahatmalar tarafından ders aldığını ima eder, mahatmalar Sanskritçe’de ‘’yüce varlık’’ anlamına gelir. Günümüzde Işık Üstadları olarak bilinen mahatmaları Blavatsky Batı’ya ‘’Reenkarnasyon zincirinin son halkasına varmış, çok uzun ömürlü, beden olarak kusursuz, kamil ve insanlığa yardım etmekle sorumlu bilge kişiler’’  olarak tanıtır.

Tibet’te çekildiği bir fotoğraf. ( arka sırada soldan üçüncü)

Tibet’te çekildiği bir fotoğraf. ( arka sırada soldan üçüncü)

Tibet’te öğrenimi bittikten sonra efendisinin emriyle New York´a gitti. Burada Amerikan vatandaşı oldu. 1874´de Vermont´da bir çiftlik evinde Albay Henry Steel Olcott´la tanıştı ve William Q. Judge´ın katılımıyla üçü 8 Eylül 1875´de Teosofi Derneği´ni kurdular.  (Teosofi: Bir kimsenin ruhu ile Tanrı arasında doğrudan bağlantı kurulabileceğini öne süren dini sistem.) Bu derneğin üç amacı vardı;

– Evrensel insan kardeşliğini kurmak

-Kadim din, felsefe ve bilimleri araştırmak ve açıklamak

– Doğa kanunları araştırmak ve insan içinde potansiyel olarak yatan ilahi güçlerini geliştirmek

1877’de “Isis Unveiled-Yüzü Açılmış Isis”i yayınladı, bu kitap Batı dünyasının ruhani yapısında çığır açmıştır. İki ciltlik bu kitabın ilk cildinde bilim üzerine ikincisinde din üzerine yazmıştır. Bilim üzerine yazdığı kısımlarda çağın oldukça sığ olduğunu, insanlığın bilinenden çok daha eskiye dayandığını vurgulamış; doğa ve yaşam sırlarını üzerinde durmuştur. İkinci cildinde ise çağın Hristiyan ve Musevi dünyasını eleştirerek kadim felsefenin ve inançlarının daha ileride olduğunu anlatır ve kanıtlar öne sürer. Doğu dinlerini hakkında derin bilgiler verir.  Yayınlandığı dönemde bomba etkisi yapan bu kitap günümüzde de hala konularının çeşitliliğiyle, bakış açısının zenginliğiyle baş döndüren bir yapıttır.  Öğretisi tüm dinlerin bir olduğu ve bilimin ruhanilikle uzlaşabileceği üzerinedir.

50 bin eseri kaynak kullanarak yayınladığı ikinci eseri ise  Secret Doctrine- Gizli Doktrin’dir. Bunun yanı sıra gizli Tibet öğretilerini çevirmeyi başararak yayınladığı Sessizliğin Sesi de bir o kadar önemli eserlerdendir.  Blavatsky´nin öğretisinde ve eserlerinde çok üst düzeyde felsefi ve dini bütünlük görülür, doğunun ve batının felsefesini çok iyi etüd etmiş ve çeşitli düzeylerde de pratiğini yapmıştı.

‘’ Cahil Lanu, bu yeryüzü fitilsiz ve yakıtsız yanan hiçbir rüzgarın söndüremediği hakiki ışıklı ‘’Işık Vadisine’’ çıkan  alacakaranlığa doğru yürüdüğü karanlık bir giriştir. Yaşamak istiyorsan hayatını terket. ’’ ( Sessizliğin Sesi)

 

Helena-Petrovna-Blavatsky

Helena  110 kilogram ağırlığında, günde 200 tane el sarması sigara içen bir kadındı. Kendi söylemine göre dünyayı  tek başına yedi kez dolaşmıştı. Önüne çıkan tüm zorluklara göğüs gererek altmış yıllık ömrünü hakikatin peşinde geçirdi.   Kendi hakikatini buldu ve onu dönemin tüm baskılarına rağmen anlatmak için büyük çabalar sarf etti.  James Joyce, Mahatma Gandhi, Alice Bailey, Dion Fortune, Swami Sivananda, Rudolf Steiner, Aleister Crowley gibi okült, ezoterik, politik ve edebi dünyadan ismini tarihe kazımış birçok ünlüyü son derece etkilemeyi başardı. Her ne kadar tarih kitapları onun ömrünü altmış yıl olarak bir çift rakama sığdırsa da geride bıraktığı hayat hikayesi ve öğretisiyle gerçek ölümsüzlüğün ne olduğunu bize anlattı.

Üstünden geçen onca zamana rağmen eskimeyen, güzelliklere ilham olan tüm yaşamlara saygı ve sevgiyle.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Türk Keman Virtüözü Ece Dolu, ABD’de Solo Konser Verecek!

Türkiye'de 2003 yılında senfoni orkestrayla sahneye çıkan en küçük genç kemancı olarak sahneye çıkan Türk kadın keman virtüözü Ece Dolu,...

Kapat