Tehlikeli Salgın: Ebola Irkçılığı

Ebola virüsü, Afrika’dan dışarı çıkar çıkmaz dünyanın en tehlikeli hastalığı oldu. Basın yayın baş sayfa haberleriyle, manşetlerle, anonslarla herkesi son derece dikkatli olmaya çağırdı. Fakat bu abartılı çağrı dikkati, araştırıp öğrenmeyi, okumayı  getirmedi. Aksine hastaları gemilere koyup yakarak okyanusa salan insanı geri getirdi…

Abd’de ortaya çıkan 8 ebola vakasından biri, hayatını kaybeden Liberya asıllı Thomas Eric Duncan. Duncan’ın ailesi ölümle ilgili hastane çalışanlarını suçluyordu. Çünkü hastalığın tedavisinde kullanılan Zmapp adlı ilaç, hastanede yoktu ve Duncan bu sebeple yaşamını yitirmişti. Aile, ilacın koca hastanede olmayışını ya da gerçekten yoksa bile ciddiyetle uğraşılıp tedarik edilmeyişinin sebebini yaygın ırkçılığın bir sonucu olduğunu iddia ediyor.

2014-10-28 10_40_04-Germany Ebola scare as Nigerian woman showing symptoms forces 600 into quarantin

Irkçı ve ayrımcı tavırların, hastalıktan daha hızlı yayıldığını düşündüren bir olay da Almanya’da yaşandı. Berlin’de yaşayan siyahi bir kadın baygınlık geçirince ortalık karıştı. İş arkadaşları, kadının bir hafta önce iş için Kenya’ya gittiğini biliyorlardı, polisi aradılar. 60 memur ve birçok itfaiyeciyle operasyona gelir gibi gelen polis, bütün binayı çalışanların üzerine kilitledi. 600 kişi, her şey yoluna girene kadar içeride hapsedildi.

16129383-mmmain

Daha sonra sosyal medya üzerinden yayılan yalan bir haber yüzünden Avrupa’nın başka bir bölümü karıştı. Ağırlıkla Kuzey Afrika’dan doğru gelen mültecilerin kaldığı İtalya’nın Lampedusa adasında ebola salgınının başladığı ve her yere yayıldığı söylentisi yüzünden ada, ihtiyaçlarını tedarik edemez hale geldi. Farklı kurumlardan çalışanlar adaya gitmek istemiyordu. Bununla birlikte bölge halkı bütün Afrika kökenli insanlara tavır almaya başladı. Sağlık Bakanı Beatrice Lorenzin, bir konuşma yaparak halkı ihtiyatlı davranmaya davet etti ve bütün siyahileri virüs taşıyıcıları olarak görmeye kimsenin hakkı olmadığını herkese hatırlattı.

Bu ve benzeri olayları, sadece haber değeri taşıdığı için bilebiliyoruz. Fakat insanlara, sırf Afrika kökenli oldukları için yapılan kötü muamele duyduğumuzdan ve sandığımızdan çok daha fazla. Brüksel’de öksürdüğü için alışveriş merkezinden yaka paça atılan bir Afrikalı göçmen veya 20 Ekim 2014 tarihinde, Abd’nin New Jersey eyaletinde, iki Afrika kökenli ilkokul öğrencisinin okula girişlerine izin verilmeyişi gibi Avrupa ve Kuzey Amerika’da akıl almaz şeyler yaşanıyor. İnsanlar, evlerini siyahilere, özellikle Afrika’dan gelen göçmenlere veya öğrencilere kiralamak istemiyor. Onlarla aynı otobüse ya da metroya binme ya da yan yana durmak, oturmak istemiyorlar.

Benzer ayrımcılığı, çok kısa süre için de olsa 2009 yılında domuz gribi sebebiyle Abd ve Kanada’da yaşayan Meksikalılar tecrübe etmiş, Meksika’da turizm endüstrisi büyük darbe almıştı.

Irkçı ve ayrımcı biz ile karşılaşan sadece ebola virüsü taşıyan ya da bundan şüphelenilen siyahiler değil. Anlamaya çalışmadığımız herkes bizim bu yüzümüzü görüyor. Geçenlerde denk gelen herkesi acayip kötü hissettiren Gazi Yılmaz Yiğit’in başına gelenler gibi, bu yüzümüzü hergün defalarca gören insanlar var. Ve kimbilir öldürdüğümüz, yaraladığımız kaç tane hayvan ve diğer canlı türü… Toplumları bir şekilde yönlendirmiş her ideal düşünce; anlayışı, farkında olmayı, kendimizi karşımızdakinin yerine koymayı tavsiye eder. Ya bu tavsiyelerde ya da bu tavsiyelere uyduğunu, kabul ettiğini söyleyip hatta bu tavsiyeleri başkalarına öğütleyen bizlerde bir sorun var. Zira bizden olmayanın, bize benzemeyenin ve bizim gibi düşünmeyenin yerine kendimizi koymakta sürekli arıza veriyoruz.

1 Comment

  1. hilal

    30 Ekim 2014 at 04:19

    Insanligin kanayan yarasi irkcilik.Otekilestirme ve kendimize benzemeyeni ayristirma toplum icinde de malesef varlığını surduren olumsuz davranis bicimi.Yazi bu konuya cok güzel deginmis ve insanlara bu konuda bilinc kazandirma, bu konuyu tekrar gundeme getirerek farkindalik yaratma yonunden cok etkili olacağını dusunuyorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
BİR RESSAM, BİR ŞAİR, BİR BABA VE KUŞ YUVASI: AŞİYAN

İstanbul’da, Aşiyan’a yalnızca muhteşem bir manzara görmeye, bir müze ziyaretine gitmezsiniz. Geçerken de uğramazsınız. Çünkü daha fazla kıymeti hak eder...

Kapat