Edebiyat Dünyasının Hazin Baba Oğul Savaşları

‘Bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba.’
Seyyidhan Kömürcü

Günümüz yazarlarından Barış Bıçakçı’nın ifadesiyle  ‘Aile, bir mayın tarlasıdır ve birey olmak için oradan sağ salim çıkabilmek gerekir.’

Geçmişten günümüze aile denen kurumun nimetlerinden faydalanmış, bu tarladan güzel anılarla ayrılmış birçok insanın olduğunu da tahmin etmek çok zor değil. Bu insanları ayrı tuttuğumuzda aile kurumu ile mücadelesinden hayal kırıklıkları ile ayrılmış diğer insanları da görmek mümkün. Hiç azımsanmayacak bir sayıda olan bu insanların aile oluşumunun dayatmalarına, zorunluluklarına maruz kaldığını ve insanın benliğini kemiren anne-baba figürleriyle savaş içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.

Aile bireyleri arasındaki bu sancılı ilişkiyi edebiyat tarihimiz ekseninde  incelemek istedik ve çok sevdiğimiz yazarların babalarıyla ya da oğullarıyla olan hazin savaşını sizler için araştırdık.

Ümit Yaşar Oğuzcan ve Oğlu Vedat Oğuzcan:

Vedat Oğuzcan, ünlü şair  Ümit Yaşar Oğuzcan’ın henüz on yedi yaşındayken intihar eden oğludur. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yirmi dört kez intihara teşebbüs ettiği söylenir ve rivayete göre genç oğlu Vedat, babasının yaşam ile arasında bitmek bilmeyen bu sorundan dolayı ızdırap çeker hale gelir ve 6 haziran 1973’te Galatasaray Kulesi’ne çıkıp o kuleden aşağıya bırakır kendini. İntihar ettiğinde elinde tuttuğu kağıtta şunların yazılı olduğu söylenir: ”Baba, intihar öyle edilmez böyle edilir.”

Kendisinin başaramadığı şeyi başaran oğlunun ardından Ümit Yaşar kahrolur. Vedat’ın arkasından şu dizeleri yazar: “6 Haziran 1973/ Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini/ Bu nankör insanlara/ Bu kalleş dünyaya inat/ Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona/ “Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat”…”

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-1

Cemal Süreya ve Oğlu Memo Emrah Seber:

Memo Emrah, Cemal Süreya’nın “Eğer ona bir şey olursa intihar ederim.” dediği oğludur. Memo, psikolojisi ve sağlığı bozuk bir çocuk olarak büyümüştür. Babasının evlenip eve yeni kadınlar getirmesi hiçbir zaman hoşuna gitmemiştir. Cemal Süreya’yı sürekli kitapların arasında görüp babasının kendisine olan müthiş ilgisini, ilgisizlik olarak yorumlamıştır. Babasının yaptığı işten de hiç memnun değildir. Rivayete göre bir keresinde okulda öğretmeni Memo’ya babasını sorduğunda “Babam artık yazma işini bıraktı, normal işte çalışıyor.” demiştir. Bu olaydan birkaç gün sonra öğretmen tesadüfen Cemal Süreya ile karşılaşmış ve şiiri bıraktığını duyunca çok üzüldüğünü söylemiştir kendisine.

Farklı kadınlar, sürekli yeni evler derken büyür Süreya’nın oğlu Memo Emrah. Ve dünya görüşü olarak babasının inadına, babasının karşısına geçer. Kitaplıktan Cemal Süreya’nın Fransızca kitaplarını indirip yerine din kitaplarını dizer. Cemal Süreya Alevi ve Kürt kökenli olmasına rağmen Memo, annesinin ifadesiyle ‘islamcı’ bir katı tipe dönüşür. Cemal Süreya ise dert etmez bunları. Hatta Memo kendisini dövdüğü halde bunu da umursamaz Cemal Süreya. Yine oğlu tarafından dövüldüğü bir gece rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır şair Süreya. Hastanede ise hayatını kaybeder. Memo ise babasının ölümünden bir sene sonra bir kazada ölür ama söylenenlere göre ölmeden önce babasının o eşsiz ve nadide kitaplığını satmayı da ihmal etmez.

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-2

Mehmet Akif Ersoy  ve Oğlu Mehmet Emin Ersoy:

Emin Ersoy, Mehmet Akif’in çok düşkün olduğu ortanca oğludur. Emin babasıyla geçirdiği uzun yıllardan sonra askerlik döneminde hapse girer. Hapisten kaçar fakat yakalanır. Sonrasında da çok kötü bir yaşam geçirir. Kendisini alkole ve eroine verir. Rivayete göre bütün bunları öğrenen Mehmet Akif, oğlunun ona layık bir evlat olmadığını düşündüğü için, böyle bir oğlu olduğunu saklar. Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Emin, soğuk bir kış gecesinde İstanbul’da bir kamyon kasasında ölü olarak bulunur. Onu çok seven babası, yaşama çok erken veda ettiği için; oğlunun ölüm şeklinden haberdar olamaz.

Milliyet Gazetesi’nden (1962):

”Şair Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Mehmet Emin Ersoy, (İstanbul) Tophane semtinde, Hacı Mimi Sokağı’nda bir kamyon kasası içinde ölü bulunmuştur. Devamlı olarak alkol alan 45 yaşındaki Mehmet Emin Ersoy’un bir kalp krizi sonucunda öldüğü anlaşılmış ve cenazesini kaldıracak bir makam bulunamadığı için ceset uzun süre sokakta kalmıştır! Üç yıl önce eşi ölen Mehmet Emin Ersoy, kendini uyuşturucu maddeye vermiş ve Tophane’nin arka sokaklarında yaşamaya başlamıştı!”

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-3

Franz Kafka ve Babası Hermann Kafka:

Franz Kafka, babası tarafından paramparça edilmiş ürkek ve temiz bir ruhun içindeki nefretin dışavurumunu ‘Babaya Mektup’ adlı eserinde göstermiştir. Franz, kendini bu eserinde açık açık anlatır. “Sende hiçbir etki yaratmayan şey benim mezarım olabilir.” ve “Çünkü otuz altı yaşımda bana verilebilecek başka bir zarar kalmamıştı.” alıntıları Kafka’nın iç dünyasının babası tarafından nasıl etkilendiğini anlayabilmek için ipucu verebilir. Bu sağlıksız baba-oğul ilişkisi Kafka’nın içine kapanmasını hızlandırır ve yazarın toplumdan ve insandan kopuk bir hal almasına sebep olur.

“Bazen dünya haritasının önüme serilmiş olduğunu ve senin bu haritanın üzerine boylu boyunca uzandığını düşünüyorum. O zaman benim hayatımda yalnızca senin örtmediğin ya da ulaşamadığın bölgeler kalıyor. Yalnızca oralara gidebilirim.”                        

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-4

Fyodor Dostoyevski ve Babası Mikhail Dostoyevski:

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski bir doktorun oğlu olarak 30 Ekim 1821’de Moskova’da, Petersburg’da, babasının doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesine ait bir apartmanda doğar. Çocukluğunu burada, zorba ve çoğu zaman sarhoş bir baba ile hasta bir anne arasında geçirir.  Bir sınıf arkadaşı onu “Devamlı kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı ve genellikle bir köşede elinde kitapla otururdu.” diye anlatır. Yurtluğunda düzensiz bir hayata çekilmiş olan ve oğluna gelir sağlamayı reddeden babasının tutumu Dostoyevski’nin hastalıklı içe kapanıklığını daha da ağırlaştırır. Bir keresinde Dostoyevski, babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu mektup gönderir ama baba Dostoyevski, cevap vermeye fırsat bulamadan serfleri tarafından öldürülür. Ailesi içerisinde söylendiğine göre, daha sonra ona bütün hayatı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirir. Sinirli, aşırı duyarlı bir yaratılışı olan Dostoyevski (O dönem kendisine takılan adla “Ateş Fedya!”) Petersburg’da kitap okuyarak, köşesine çekilip düşlere dalarak ya da kardeşi Mihail’le söyleşerek acı gerçeklerden kaçmaya çalışır. Çevrenin baskılarından uzaklaşmak için genç yaşta kitaplara sığınır, dünya edebiyatından özellikle romantiklerden etkilenir.

Babasının 1839’daki ânî ve şüpheli ölümünü Petersburg’da öğrenir. Babasının ölümünü istediği düşüncesi yakasını hiç bırakmaz ve onu bunalıma sürükler. Dostoyevski’nin hayat hikâyesini kaleme alan yazarlara göre ilk sara nöbetine bu düşünceler sebep olur. Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk kompleksine dayanarak Dostoyevski’nin hastalığının sinirsel kökenli olduğu sonucunu çıkarırlar ve dehasıyla hastalığı arasında doğrudan bağ kurarlar.

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-5

Halikarnas Balıkçısı ve Babası Mehmet Şakir Paşa:

Babasını tabancayla öldüren ‘Halikarnas Balıkçısı’ ismiyle bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı, babasını öldürdükten sonra 7 yıl boyunca hapis yatar. Rivayete göre yazarın eşi ve babası arasında çıkan yasak aşk dedikoduları Halikarnas Balıkçısı ile babasını karşı karşıya getirir. Bunun yanı sıra birçok kaynakta yazarın babasını vurmasının kaza ile olduğu söylense de tam sebebine ulaşılamaz.

Edebiyat-Dunyasinin-Hazin-Baba-Ogul-Savaslari-6

KAYNAKLAR:

*kisiselbasari.com

*evrensel.net

*listelist.com

*ekşi sözlük

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Şimdi ya da yirmi yıl sonra olsun, ölecek olan hep bendim.” A. Camus

"Yaşamın anlamsız olduğuna karar vermekle yaşanılmaya değmez olduğuna karar vermek arasında fark vardır. Yaşam anlamsızdır, ama yaşamaya değerdir." Camus'nün felsefeye...

Kapat