Edebiyatın Latin Büyücüsü: Marquez

“1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenciydim. İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, şöyle diyordu: “Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş bulur.” Lanet Olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime, “Bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi! Demek olabiliyormuş! Öyleyse ben de yapabilirim! Lanet olsun! Benim büyükannem de böyle anlatırdı hikâyelerini. En olmadık masalları sanki gerçekmiş gibi.”

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-1

Gabo lakabıyla bilinen Gabriel Garcia Marquez, 6 Mart 1927 yılında, Kolombiya’nın küçük bir kasabası olan Aracataca’da doğdu. Babası Gabriel Garcia, annesi Luisa Marquez’dir. Küçük yaşlardayken ebeveynleri bir başka kente taşındığından, Gabo büyükannesiyle büyükbabasının evinde, teyzelerinin yanında büyüdü. Batıl inançlara bağlı olağanüstü olayları doğallıkla anlatan bu kadınların anlattıkları, yazarın üslubunun biçimlenmesine büyük rol oynamıştır. Çevresinden saygı gören entelektüel bir asker olan dedesi ve özellikle kendisine çocukluk yıllarında unutulmaz hikâyeler anlatan ninesi, Gabo’nun hayatını ciddi anlamda etkilemiştir.

Gabo 19 yaşına geldiğinde Cartagena Üniversitesinde hukuk öğrenimine başladı. Bir yandan da yerel gazetelerde muhabirlik yaparken en çok Virgina Woolf ve William Faulkner’in etkisi altında kaldığı söylense de onda şok etkisi yaratan ilk dürtüyü Kafka’nın Dönüşüm adlı eserinden aldı.

Gabo’nun ilk başarısı, batan bir gemiden kurtulup tahta parçalarından yapılan küçük bir sal üzerinde tek başına okyanusta on gün geçiren bir gemicinin hatıralarını gazetesi için tefrika şeklinde yazmak olmuştur. Olaylar gemicinin ağzından anlatıldığından, Bir Kayıp Denizci adlı eser 1970 yılında Marquez adıyla yayımlanıncaya kadar hiç kimse bu satırların Gabo’ya ait olduğunun farkında olmamıştır.

“En önemli şey ilk paragraftır. İlk paragraf için aylarımı harcamışımdır. Bir kez istediğimi elde ettim mi, gerisi arkadan gelir.”

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-2

”Eleştirmenlerin benim hakkında ne söylediği umurumda değil; zaten yıllardır onları okumuyorum. Kendilerini yazarlarla okurların arasında konumlandırmaya çalışıyorlar. Bense hayatım boyunca okurlarıma bir eleştirmenin aracılığı olmadan doğrudan ulaşabilmek için son derece yalın ve kesin bir üslupla yazmaya çalıştım.”

Marquez, gençlik aşkı Mercedes ile evlendiğinde otuz bir yaşındaydı. Kısa bir süre sonra da Mexico’ya yerleştiler. Ardından 1962 yılında İlk romanı Şer Saati yayımlandı. Kolombiya’da yaşanan yasa dışı olayları anlatan bu eserini en büyük başyapıtlarından Yüzyıllık Yalnızlık izledi. Bu olağanüstü eser ona 1982 Nobel ödülünü kazandırmıştır. 1986’da bir başka çok satan romanı Kolera Günlerinde Aşk yayımlandı.

Yazar, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand ile kişisel dostluk kurdu ve Bogata’dan eski Küba lideri Fidel Castro’nun ajansını idare etti.

“Tanrı’ya inanmıyorum. Ama O’ndan korkuyorum.”

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-3

“Yazarların birer megaloman olduğu, kendilerini toplumun vicdanı, evrenin merkezi gibi hissettikleri sıkça söylenir. Doğrudur da. Ben en çok bir şeyin iyi yapılmış olmasına hayranlık duyarım. Havada uçarken pilotların mesleklerini kendi yazarlığımdan daha iyi icra etmeleri beni her zaman mutlu etmiştir.”

Ailesi, 87 yaşındaki yazarın bir süredir akciğer ve idrar yolları enfeksiyonu nedeniyle tedavi gördüğünü açıklamıştı. Ayrıca son yıllarda ünlü yazarın demans (bunama) hastası olduğunu ve yazmayı bıraktığı söyleniyordu.

Marquez’in ölümünün ardından yakın arkadaşı Fidel Castro’nun sessizliğini koruması endişelere yol açmıştı. Beklenen açıklama Castro’dan değil başkan yardımcısından geldi. Küba Birinci Başkan Yardımcısı Miguel Diaz-Canel, Fidel Castro’nun yazar Gabriel Garcia Marquez’in ölümünden çok etkilendiğini ve sonrasında umutsuzluğa düştüğünü söyledi:“Fidel, çok duyarlı bir adam ve arkadaşlarının ölümü de onu derinden etkiliyor.”

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-4

 “Bu romanı büyük bir dikkatle ve keyifle okuyan ve hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan hiçbir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek satır bulamazsınız.”

Yüzyıllık Yalnızlık

Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.

‘Yüzyıllık Yalnızlık’ın ilk bölümünü yazma fikri Acapulco’ya giderken aklına gelir. Geri dönüp günde altı paket sigarayla odasına kapanır. 18 ay sonra geri döndüğünde ailesinin 12 bin dolar borca girdiğini öğrenir. Ama elinde sadece, henüz çok satan romanına dönüşeceğini bilmediği 1300 sayfalık kitabı vardır.

Yazar, Yüzyıllık Yalnızlık’ta kendi doğduğu kasaba Aracataca’nın bir benzerini, Macondo’yu yaratmıştır.  Jose Buendia soyunun yedi kuşağını anlatan masalımsı hikâye burada geçmektedir. Toplumun tüm öğelerini barındıran hayali bir evreni yaratmıştır adeta. Hikâyesini fantastik kurgularla süsleyen, çocukluğunda kendisine sanki hepsi gerçekmiş gibi sıra dışı hikâyeler anlatan ninesinden aldığı ilhamla bir ‘büyülü gerçekçiliği’ okurlarına sunmaktadır.

Marquez bir yandan uzun süredir çektiği çıban hastalığının  (fronküloz) ızdırabı içinde kıvranıyor; diğer yandan da romanın kahramanlarından Jose’nin oğlu Albay Aureliana’nın ölmesi gerektiğini düşünmektedir. Ama nasıl? Birkaç gün sonra, uzun bir çalışmanın ardından Marquez sessizce yazı masasından kalkar ve yatak odasında uyumakta olan karısının yanına uzanıp mırıldanır. “Albay öldü…” Ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar.

Bir söyleşisi sırasında, şaşkınlıkla kendisini dinleyen konuğunun şu sözleri fısıldayacaktır; “Sonra ne oldu biliyor musun? Albay Buendia’ya hastalığımı bulaştırdım. O öldü ve bir daha bende hiç çıban çıkmadı!”

Romanın İspanyolca ilk basımı bir hafta içinde tükenmiştir. Sonraki 30 yıl içinde kitap 30’dan fazla dile çevrilir. 1967’de yayımlanan bu roman tüm dünyada 30 milyon adetten fazla satmıştır.

Romanda karşımıza çıkan ilginç karakterler ve onların sıra dışı hikâyeleri, kitabın başından sonuna kadar bizdeki heyecanı canlı tutuyor. Sayfalar ilerledikçe, fantastik olanla gerçekliğin harmanlanması bizi hayrete düşürmekten ziyade, hep hayal gücüne dayalı bir beklentiye sokuyor.

Tüm bunların yanında, hüzün, öfke ve trajik alın yazısı karışımı da söz konusu. Keyif dolu fantezinin ortasında yaşanan şiddet, zulüm ve keder, her karakterin sonunda içine düştüğü yalnızlığı vurguluyor.

Yüzyıllık Yalnızlık, kısacası bitmesini hiç istemeyeceğiniz destansı bir yapıt.

“Jose Arcadio, yatak odasının kapısını kapar kapamaz evde bir silah sesi çınladı. Kan, kapının altından süzüldü, oturma odasına geçti, sokağa çıktı, inişli çıkışlı yoldan karşıya ulaştı, kaldırımları indi çıktı, Türkler Sokağı’nı geçti, önce sağa, sonra sola saptı. Buendiaların evinin tam karşısına geldi kapalı kapının altından sızdı halıları kirletmemek için duvar diplerinden dolanarak salona geçti, oturma odasına girdi, yemek masasının çevresinde geniş bir kavis çizdi, begonyalı terasa uzandı, Aureliano Jose’ye matematik dersi veren Amaranta’nın sandalyesinin altından görünmeden süzüldü, kileri geçti, ekmek pişirmek için tam otuz altı yumurta kırmak üzere olan Ursula’nın bulunduğu mutfağa girdi.”

Yüzyıllık Yalnızlık

 “Pencereleri, kapıları aç, biraz etle balık pişir, bulabildiğin en iri kaplumbağalardan al, varsın yabancılar gelip buldukları her köşeye serilsinler, gülfidanlarının dibine işesinler, canları kaç sefer çekiyorsa o kadar tıkınsınlar, çizmeleriyle her yanı lekeleyip çamurlasınlar, bize de ne yapmak isterlerse yapsınlar, ancak böylelikle mahvolmayı durdurabiliriz.”

Yüzyıllık Yalnızlık

Ölümü umursadığı yoktu ama yaşam çok şey demekti.

Yüzyıllık Yalnızlık

Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış, geriye en acı anıları bırakarak, onları arıtmış büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.

Yüzyıllık Yalnızlık

Bilinen çok az ilaç vardır, onları da yalnızca birkaç hekim bilir.
Kim olursa olsun, herkes kendi ölümünün sahibidir; o an gelip çattığında yapabileceğimiz tek şey, insanların korkusuz ve acısız ölmelerini sağlamaktır.

Kolera Günlerinde Aşk

Aşk yüzünden delirenler hiç eksik olmaz burada; günün birinde size bu fırsatı verecek bir aşk delisi nasıl olsa çıkar.

Kolera Günlerinde Aşk

İnsanlar bir kere doğmazlar. Bu iş annelerinin onları doğurduğu gün bitmez. Fakat hayat yeniden ve yeniden onları kendilerini doğurmaya mecbur eder.

Kolera Günlerinde Aşk

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-5

Gabriel Garcia Marquez Bazı Sözleri:

İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa o adam o toprağın insanı değildir.

Bir an gelir, insan artık hiç acı duymaz olur. Duyarlılık biter, bilinç körelir, zaman ve uzam kavramı tümüyle yitirilir.

Yazmayı sürdürmek isteyen ünlü bir yazar şöhrete karşı kendisini sürekli korumalıdır.

Sen üşürken onun yokluğunda, o senin varlığından bile habersizdir. 

Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

Sen istediğinde sana âşık olmaması, sana âşık olmadığı anlamına gelmez.

Edebiyatin-Latin-Buyucusu-Marquez-6

Gabriel Garcia Marquez’in Türkçe’ye Çevrilmiş Eserleri

Roman

Aşk ve Öbür Cinler, 1994

Başkan Babamızın Sonbaharı,1975 

Benim Hüzünlü Orospularım, 2004 

Kırmızı Pazartesi,1981 

Kolera Günlerinde Aşk,1985 

Labirentindeki General,1989 

Şili’de Gizlice,1986

Bir Kaçırılma Öyküsü,1996

Yüzyıllık Yalnızlık, 1967 

Şer Saati,1962

Öykü

Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, 1961 

Bir Kayıp Denizci,1955

Hanım Ana’nın Cenaze Töreni, 1962 

On İki Gezici Öykü,1992

Yaprak Fırtınası,1955

İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü, 1972 

Sevgiden Öte Sürekli Ölüm

Anı

Anlatmak İçin Yaşamak, 2002

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadıköy Sokaklarını Renklendiren Festival “Mural İstanbul Street Art” Başladı!

5. yılını kutlayan Mural İstanbul Street Art Festival, dünyanın farklı yerlerinden gelen sokak sanatçıları ile Kadıköy'de buluşuyor! Festival kapsamında, 17...

Kapat