Edip Cansever: “Bir anlayan olsa anlatırdık gözyaşını da.”

Yalnızca
Bir anlayan olsa anlatırdık gözyaşını da
Hem o zaman gözyaşı bile kınanırdı
Hüzün de kınanırdı, yalnızlık da
Ama çoğumuz bunları yazı
Şiirde, romanda, öyküde yazdı
Örneğin bir roman güzelse biraz
O roman baştan sonra bakımsızdı.

Ve her şey
Bir yudum su içip başını yastığa koyan bir hasta gibi kaldı

(Edip Cansever – Kaç Kişiydik)

‘Oteller Kenti’ şairi Edip Cansever, Anayurt Oteli’ne hiç uğramış mıdır? Zebercet’le bir kalem cin-tonik içmiş midir acaba?

Diye soruyordu Metin Üstündağ, Avare Avarel Sorular’da. Tam da aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya, azınlığa tutkun olan bir adama, Edip Cansever’e sorulacak cinsten bir soru bu. Yusuf Atılgan’ın Zebercet’i de aykırıydı, ayrıntıydı, ayrıksıydı, azınlıktı. Yani bir nevi Çağrılmayan Yakup’tu o da. Bu yüzden Edip ile aralarında böyle bir ilişiği tahayyül etmek zor olmamalı. Edip, insanın yalnız olduğunu düşünüyordu. Yalnızlığını başkalarıyla gideren tek yaratığın insan olduğuna inanıyordu. Kapanık bir yaşamı olmadığından, her zaman kalabalıkların içinde olduğundan ama gene de çoğu kez yalnız hissettiğinden bahsediyordu. Şair, bu vaziyetinin sebebini “belki bireyliğimin bilincine vardığım içindir.” Diye açıklıyor.

Genelgeçer duyarlıktan sıkıldığını, kendini açıklayarak yaşamaktan bıkmış olabileceğini dile getiriyor. Fakat sorun bu kadar özel değil aslında. Şair, kendisini toplumdan istese de soyutlayamıyor. Toplumla, toplumsal olaylarla kopmaz bağları olduğunu dile getiriyor. Buna dayanak olarak şiirlerini yaşamından özümlemesini gösteriyor.

‘‘Doğanın bana verdiği bu ödülden 
çıldırıp yitmemek için
iki insan gibi kaldım
birbiriyle konuşan iki insan.’’

(Başlangıç)

Cemal Süreya 1980’li yıllarda dergilerde yayımlanan günlüklerini topladığı “Günler” kitabında, 161. gün için şöyle yazar:

“Edip, telefon etti. “Yeşil ipek..” diye başlayan iki dizemi çok sevmiş. Düşündüm, o iki dizedeki adam Edip’e ne kadar benziyor! O da herhal kendini buldu o şiirde. O iki dize öylece kalsın ve adı “Edip Cansever” olsun.

Yeşil ipek gömleğinin yakası
büyük zamana düşmüş.”

Cemal süreya, o iki dize öylece kalsın der ama öylece kalmaz. Bir gün en yakın arkadaşının ölüm haberini alır. 543. Gün’de Cansever’in ölümü karşısındaki ruh halinden şöyle söz eder:


“Tv’de, sekiz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimiz değil, hayat serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.”

Ardından, Cansever’in çok beğendiği ve öylece bırakıp adını Edip Cansever koyduğu o iki dizeye iki dize daha ekleyerek şiiri bitirir:

Yeşil ipek gömleğinin yakası
büyük zamana düşer.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü Edip Cansever.

Okumadan geçmeyin:

İyinin kaderi kötüye düşer | Neşet Ertaş (İyinin Kaderi Üzerine)

 

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
ABD’li Aktris Carrie Fisher ve Annesinin Hayatını Anlatan Belgeselin Fragmanı Yayınlandı!

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden, Star Wars filmleriyle tanınan ABD'li aktris Carrie Fisher ve kızının ölümüne dayanamayarak kısa süre içinde vefat...

Kapat