Fahrenheit 451; Sansürlü-yorum!

KURAL 1. Alarma çabuk cevap ver. KURAL 2. Ateşi çabuk başlat. KURAL 3. Derhal itfaiye merkezine gidip rapor et KURAL 4. Başka alarmlar için tetikte bekle.
İlk itfaiyeci: ‘’Benjamin Franklin’’

Gelecektekilere bir uyarı niteliği taşıyan ve içinde bulunduğu zamanın tüm yapısını içinde barındıran bazı kitaplar vardır. 1984, Fahrenheit 451 ve Cesur Yeni Dünya gibi. Kaleme alındıkları dönemlerde bir öngörü olarak nitelendirilseler de zamanın akışıyla beraber birer neticeye büründükleri görülür. Sansürlere, yasaklara, totaliter rejimlere, kültür endüstrisine ve yaşamı süzgecimizden geçiremeyen bizlere dair en keskin eleştirileri bünyesinde taşıyan bu kitaplar; bizi yarına doğru bir yolculuğa çıkartmayı amaçlarken, ‘’Hayatta olmaz’’ dediğimiz şeyleri ‘’Olması muhtemel’’ hale dönüştürebilir. Bu kitaplardan birisi olan Fahrenheit 451, Ray Bradbury tarafından akıllıca kurgulanmış, bazı çevreleri rahatsız edici boyutta olan ve kendinizi sorgulamaktan alamayacağınız distopik bir roman. 1951’den bugüne dek içeriğinde değişen tek yön, yakılmaktan-sansürlemeye yönelme faaliyetine dönüşüvermesi, sanırsam! Birde şu an da okunması o dönemde okunmasından çok daha önemli. Üstelik François Truffaut tarafından sinemaya uyarlanan filmi de mevcut.

”Neden 451 de 813 ya da 121 değil?
Fahrenheit 451 kitap kâğıdının yanmaya başlama sıcaklığıdır.
Bir şey daha sormak istiyorum.
İtfaiyecilerin uzun zaman önce kitapları yakmadığı ve ateşleri söndürdüğü doğru mu?
Ateşi söndürmek mi? Kim söyledi bunu sana?
Yaktığın kitapları hiç okumadın mı?”

İşte bu cümlelerle başlıyor, romanın tadını almaya başlayacağınız bölümler. Guy Montag ile komşusu on yedi yaşındaki Clarisse McLellan ile karşılaşmasıyla şekillenen kitap; Montag’in yaptığı işin doğruluğunu sorgulamasına yönelmesiyle, çeşitlilik kazanıyor. Montag bir itfaiyeci, ama bildiğiniz itfaiyeciler gibi değil; o dönem de itfaiyeciler yangın söndürmek amacından çok yangını başlatmak işlemini gerçekleştiriyorlar. Ateşe verdikleri şeyler ise okunması yasaklanmış olan tüm kitaplar. Bir alarm anında ya da şüphelendikleri bir durumda kitaplar nerede olurlarsa olsun görevleri onları bulup acilen ateşe vermek. O zamanın evleri yangına dayanıklıdır. İnsanlarıysa artık okumayı bırakmış, sorgulamadan uzaklaşmış, verildiği gibi yaşayan, duyarsız ve umarsız kişilere dönüşmüştür. Bir evde bulunan kitapların yakılması ve o evin ateşe verilmesi, insanlarca şenlik gibi algılanmakta ve küle dönüşme süreciyse meraklı gözlerin eğlence aracı gibi görünmektedir. Bir gün Clarisse McLellan ile karşılaşıp onunla sohbet ettikten sonra küçük kızdan aldığı sorular üzerine bozulan Montag, o günden sonra eskisi gibi işine sadık biri olmamaya başlar. İşe giderken, uyurken sürekli kızın söyledikleri gelir aklına ve gerçekçi bir sorgulama yoluna girer. Bir gün aldıkları bir alarm için gittikleri evde bir kadının kitaplarıyla beraber yanmayı yeğlemesi üzerine, kitlenip kalır. Kadın kibriti çakar ve evi ateşe verir. Oradan koşarak uzaklaşmak zorunda kalan Montag ise, evden yalnız ayrılmaz.

fah

Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı.
Kitaplar, omuzlarına, kollarına ve yukarı kaldırdığı yüzüne sağanak halinde düşüyordu. Kitaplardan biri, beyaz bir güvercin gibi, uysal kanatlarını çırparak ellerine kondu. Solgun, titrek ışıkta bir sayfası açıldı. ‘’Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı.’’ O kitabı bıraktı. Hemen başka bir kitaba yöneldi ve aldığı bir kitabı göğsünün içine sıkıştırdı. Kadının kitapları için ölmeyi seçmesinde bir neden aradı. Onları bu kadar önemli yapan neydi? Kendisinin ve etrafındakilerin bunu bilmemesi çok garipti. Küçük kız söylediklerinde haklı mıydı? Tüm gün bunları düşünmüş ve sabahında hasta uyanmıştı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde amaç edinilen görevler yerini başka bir kurtarma biçimine bırakıyor. Kitapları yakmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlayan Montag, küçük kızında bir sebepten ölmesiyle hayatının en büyük kararlarından birini veriyor. Evinde bulundurduğu kitaplar yüzünden, eşi onu ihbar edince; elektronik tazı denilen yıkım aracı onun peşine bırakılıyor ve bilmeden iş arkadaşlarıyla beraber kendi evinin yolunu tutuyor.

Verilen bazı kararların, bizi nasıl etkileyebileceğinin altını çizen kitap gittikçe körelen toplumların, uyandırılmasını amaç ediniyor.
Güneş her gün yanıyordu. Güneş zamanı yakıyordu. Dünya hızla bir daire çiziyor ve kendi ekseni çevresinde dönüyor, zaman da nasıl olsa Montag’in bir yardımı olmadan, yılları ve insanları yakıyordu. Böylece eğer o, itfaiyecilerle birlikte nesneleri, güneş de zamanı yakmaya devam ederse, bu her şeyin yakılacağı anlamına geliyordu.

Her ne kadar sonradan, 87 yaşındaki ünlü yazar Ray Bradbury:
“Romanım hep yanlış yorumlandı. Fahrenheit 451 ne sansür ne de otoriter devlet üzerineydi. Romanımı o sıralar Amerika’yı kasıp kavuran McCharty soruşturmalarına bir karşı çıkış saymak da doğru olmaz. “Romanım aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl yok ettiğini anlatıyordu. Bu bakımdan romanımda suçlu sandalyesinde oturan devlet değil, bizzat halkın kendisidir.’’ Şeklinde bir açıklama yapsa da, kitabın içeriğinin okuyan kişiye göre şekillendiği bir gerçek. Tamam, kitabı okurken insanların ne kadar televizyonlara gömüldüğünü, televizyonun insanları birer düzeneğe çevirdiğinin altı çizilmiyor, değil. Ama sansürün olduğu bir döneme, devlete, baskıcı tutuma bir başkaldırı taşımıyor deyip, okura sen yanlış algılamışsın muamelesi yapmak doğru bir şey değil. Neden bunca yıl sonra böyle bir açıklama yapıldı bilinmez. Ama kitaba geri dönerseniz eğer; geçmişten günümüze bilinçlenme korkusu yaratan nesneler veya kişiler hep devletin ideolojik aygıtları tarafınca kısıtlanmış ya da yok edilmiştir. Kitaplar sayesinde aydınlanan bir geçmiş ve kitapları yakıp, televizyona yönelerek modernleştiğini düşünen bir toplum arasında bocalayan bir nesil hep, hayatına kaldığı yerden devam etmiştir.

İçinde yer aldığımız döneminde en büyük tepki çeşitlerinden biri olan sansüre, alışmak zorunda bırakılırken, bu kitabı okuyun derim. Hem akıcılığıyla, net bir şekilde romanda bir karaktere bürünmeniz kolaylaşırken bir yandan da bilim kurgu romanı olmasına rağmen, içeriği ile baştan sona bir ‘’sansürlü-yorum’’ olması, size yönelik bir uyandırma çabasına bürünmesini sağlıyor.

Anıl Basılı

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi, gazeteci adayı, torpilsiz televizyoncu, kültür-sanat işçisi, psikoloji, mitoloji ve sinemasever.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Fazıl Say Prodüktörlüğünde ‘İlk Atlas’ Albümü!

Mezzosoprano Senem Demircioğlu ve piyanist İklim Tamkan’ın, Fazıl Say prodüktörlüğünde kaydedilen ilk albümleri 'İlk Atlas' yarın müzikseverlerle buluşacak. Klasik müzik...

Kapat