Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Açıkçası edebiyattan uyarlanan sinema filmlerine hep önyargılı yaklaşırım. Kitabı okuduysam, filmi izlemeye çekinirim. Ya da filmi izleyeceksem kitabı okumayı hep ertelerim.

Fakat müzeyyen bu derin bir tutku, üzülerek söylüyorum ki daha önce duymadığım bir kitap. Yazarı hakkında çok bilgim olmadığı için sanırım, filmi izlerken edebi açıdan bir an olsun düşünmedim. Nasılsa okumadım, okumam diye…

Açık konuşmak gerekirse bu önyargımı ve algımı tamamen değiştiren Çiğdem Vitrinel ‘in sineması oldu. İlk defa filmini izlediğim bir hikayenin kitabını da okumak istiyorum.

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku-2

Vitrinel ilk filmi Geriye Kalan ile adını duyurmuş ve 48. Altın Portakal Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülüne layık görülmüştü. Vitrinel’in 3 yıl aradan sonra ikinci filmi olan Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku, kitabını yayımlamaya çalışan Arif’in, Müzeyyen ile karşılaşması sonrasıyla gelişen olayları konu ediyor. Sert adam karakteriyle aşina olduğumuz Erdal Beşikçioğlu‘ nu böylesi bir role düşünmek çok riskli, fakat filmi izledikten sonra Arif karakterine içsel ve duygusal açıdan getirdiği yorum, yönetmenin ne kadar doğru bir karar verdiğini kanıtlar nitelikte. Keza Sezin Akbaşoğlu da aynı şekilde, birbirleriyle uyumları da göz doldurucuydu.

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku-3

 

Arif biraz asalak bir rolle karşımıza çıkıyor. Kitabını yayımlamaya çalışan Arif , gündelik hayatında başka hiçbir şey için çaba sarf etmiyor. Öyle ki sevgilisi olan kadının evini otel gibi kullanmaktan başka ilişkisine emek de vermiyor. Karşısına çıkan Müzeyyen farklı bir kadın. Ariften beklentisi yok. Ayrıca sen çalışma ben sana bakarım demesi bir yandan da Arif’in asalak tarafını besler nitelikte. Arif bu herkesten farklı kadına gönlünü kaptırıyor elbette. Bunu diğer ilişkisinde yapamadığı aile ziyaretinden anlıyoruz. Müzeyyen kendi hayatına çok fazla sokmuyor Arif’i, kendinden, geçmişinden hep uzak tutuyor. Bu Arif’te, Müzeyyenin hayatına karşı inanılmaz bir merak duygusu yaratıyor ve Müzeyyen’in geçmişini öğrenme isteği duyuyor.

 

Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku, alışılmış aşk filmleri gibi değil. Yönetmen, Arif ve Müzeyyen’in diyaloglarını ( aklımda kalan en çarpıcı söz “bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki.” ) ilişkilerinin gidişatını sıradanlıktan uzak bir şekilde konumlandırırken diğer yandan, kahvedeki konuşan adamlar, editör ve aşk romanı yazarı gibi karakterleriyle, filmde mizah dozunu da dengeli bir şekilde ayarlamayı başarıyor.

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku-4

 

Söylemeden geçemeyeceğim bazı anekdotlar şu şekilde; Kahvede takılan arkadaş grubunun diyalogları şahaneydi. Filmin entelektüel yapısına tokat gibi vuran güruh erkek diyalogları, çarpıcıydı gerçekten. Ayrıca yine çok beğendiğim bir diğer oyuncu, yan karakter, Ege Aydan’ın tuvalet sahnesindeki rolü göz doldurucuydu.

fakat-muzeyyen-bu-derin-bir-tutku-5

Elbette son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi diyemeyeceğim ama türk sinemasında aşk filmleri arasında kendisine hatırı sayılır bir yer edineceği kanısındayım.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
‘Güzel Söz Kardeşliği’ Şairi: Haydar Ergülen

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir Kadın gider ve bir şair doğar bundan (Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)...

Kapat