Farkındalık ve Gizem: Charles Bukowski

Hem yaşadığı dönemde, hem de ölümünden sonra çoğu kişi tarafından eleştirilen, tartışılan ve kafalarda soru işaretleri bırakmış yeraltı edebiyatının kuşkusuz en önemli yazarlarındandır Bukowski. Depresif, melankolik ve alkolizme yatkın kafa yapısı, hikâyelerindeki eleştirel, sistem karşıtı tutumu, kibar olmayan üslubu ve yaşam tarzı sebebiyle sürekli eleştirilerin hedefi olmuştur. Hikâyeleri bazı kesimler tarafından abartılı bulunmuş ve “Chinaski” karakterinin (Bukowski) başından geçenlerin gerçekte yaşanıp yaşanmadığı ise bir soru işareti olarak kalmıştır.

Fakat Bukowski’nin de istediği tam olarak bu değil miydi? Eleştiri, sisteme ve Amerika’daki alt kesime olan farkındalık ve gizem.

Bukowski daima sistem karşıtı olmuş ve kendi isteğiyle sistem dışında kalmış bir yazardır. Hikayelerinde de kendisi gibi sistem dışında kalan kesimi ele almış, ve kendini alt kesimden ayırması sebebiyle dönemin en popüler akımı olan “Beat Kuşağı”na bile dahil etmemiştir kendini. Onu diğer yazarlardan ayıran en büyük özelliği de budur aslında. Yazdıklarıyla yaşam tarzının örtüşmesi…

Bukowski (1)

2 yaşında ailesiyle Almanya’dan Amerika’ya göç etmiş, 1929 krizi ve işsiz babası sebebiyle fakir ve sıkıntılı bir çocukluk geçirmiştir. Babasının uyguladığı şiddet, fakirlik ve yaşadığı çevre onu yalnızlığa itmiştir. Yüzündeki çıbanlar sebebiyle gençlik yıllarındaki ilişkilerinde sıkıntılar çekmiş, sevdiği kadınlar tarafından sevilmemiştir. Tüm bunlar onun yalnızlığı, alkolü ve nihilizmi neden benimsediğinin açıklamasıdır bir nevi.

Hikâyelerinde yaşadıkları abartılır mı, hangisi ne kadar doğrudur orası tartışılabilir tabi, ancak çocukluğundan itibaren refah düzeyi düşük, bohem bir yaşam sürdüğü kuşkusuz bir gerçektir. Para ve ün için ciddi bir çaba sarf etmemiş, barlarda garson olarak çalışmış, sokak aralarında dövüşmüş bir yazardır Bukowski. En dikkate alınması gereken nokta da budur aslında. Yazar olmak ve yazı yazmak için kendini paralamamıştır, edebiyat dünyasında barınmak için “önce eğitim alıyım sonra yazar olayım” düşüncesinde olmamıştır hiçbir zaman. Bizzat hayatı yaşayarak öğrenmiş, bizzat görmüş ve keşfetmiş, kaleme aldığı kesimin içinden gelmiştir. Malzeme kendisi ve kendi çevresidir.

“Yazmak seni seçer, sen yazmayı seçmezsin.”

Bu sebeple, çoğu gerçek sanatçı gibi Bukowski de gerçek bir devrimcidir. Her ne kadar yaşam tarzı ve üslubu sebebiyle eleştirilse de, o çoğu kişinin göz ardı ettiği kesimi, çoğu kişinin göremediği hayatları ve hepimizin aklından geçen ancak dile getirmekten çekindiği şeyleri açıkça dile getirebilen gerçek bir devrimcidir. Alışılmışın dışında bir sanatçıdır Bukowski. Bu yüzden edebiyat camiasındaki bazı kişiler tarafından eleştirilmiş ve benimsenmemiştir. Ancak her ne kadar Tolstoy’u ve Shakspeare’i sevmediğini dile getirse de o; bilgiye değer veren, kendini tanımaya başladığından itibaren sürekli okuyan, Mahler- Beethoven dinleyen ve tüm bunları entelektüel gibi görünmek için değil, sadece sevdiği için seçen gerçek bir entelektüeldir.

bukowski-c-1981-by-mark-hanauer

“İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.”

(Kendi çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı “Ekmek Arası” kitabından)

“Hep kalıplara uymayı reddettim. Geldiğim nokta şu; Diğerlerinden daha mutsuz, bi o kadar umutsuz ama kafam hepsinden daha güzel.”

“Kadınlar; giysilerinin rengi, konuşma tarzları, bazılarının yüzündeki acımasızlık ifadesi, ya da saf, neredeyse büyüleyici kadınsı güzellik daima etkilemiştir beni. Bizden üstünlükleri vardır; her şeyi çok daha iyi planlarlar ve organize ederler. Erkekler bir futbol maçı izler, bira içer, ya da bowling oynarken, kadınlar bizi düşünüyorlar, bizi kabul edip etmeme, atıp atmama, öldürüp öldürmeme, ya da sadece terk edip etmeme konusunda enine boyuna düşünüp karar veriyorlardır. Sonu pek önemli değil; ne yaparlarsa yapsınlar sonunda biz yalnız kalıp kafayı yiyoruz.”

“Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.”

“Aslında insanların gerçek yüzleri her zaman ortadadır. Sadece bakmakta ve anlamakta geç kalırsın, bu kadar.”

Ege Demir

İzmir İnönü Lisesi Yabancı Dil bölümünden mezun oldum. 5 sene İzmir Dokuz Eylül Devlet Konservatuarı’nda kursiyer olarak, 4 sene de Yaşar Üniversite’sinde (YUSEM) “Üstün Yetenek Bursu” ile piyano- solfej (müzik teorisi ve armoni) eğitim aldım. Bu süre zarfında Gülsin Onay, Kemal Gekic, Edna Golandsky gibi sanatçıların masteclasslarına katıldım, çeşitli konserler verdim ve ulusal bir piyano yarışmasında 1lik elde ettim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
48 Saat Aralıksız Sürecek Performans ‘Sonsuz Tarla’ 19 Şubat’ta İstanbul’da!

Performistanbul’un uzun süreli performans sanatçısı İ. Ata Doğruel’in 48 saat boyunca aralıksız sürdüreceği çalışması Sonsuz Tarla, 19-21 Şubat tarihleri arasında...

Kapat