Faşizm, Berlin ve Cinsel Kimlik Üzerine: Bent

“Sizin ve benim yaşamamız gerekli değildir, ama Alman halkının yaşaması gereklidir. Ve Almanya sadece savaşırsa yaşayabilir, çünkü hayat savaşmak demektir. Ve sadece içindeki erkekliği korursa savaşabilir. Sadece disiplinli olursa erkekliğini koruyabilir, özellikle aşk konularında. Özgür aşk ve yozlaşma, disiplinsizdir. Bu yüzden, halkımızı incitecek her şeyi reddettiğimiz gibi sizi de reddediyoruz. Aklından eş cinsel düşünce geçen insan bile bizim düşmanımızdır.”
(Mayıs 14, 1928. Nazi Partisinin resmi açıklaması)

Geçtiğimiz günlerde D22 sahnesinde izlediğim, Berkay Ateş’in, Emir Çubukçu’nun ve Can Kulan’ın kelimelerle tarif edemeyeceğim kadar güzel ve çarpıcı performanslarıyla birlikte tanıdığım ve çok etkilendiğim “Bent”, ABD’li yazar Martin Sherman’ın 1979 yılında yazdığı bir tiyatro oyunu.

Oyun, 2.Dünya savaşı sırasında Nazi Almanyası’ndan saf dışı edilmesi gereken düşman listesine eşcinsellerin eklenmesiyle birlikte, Nazi’lerin eşcinsellere uyguladıkları baskı ve işkenceyi konu alıyor. Nazi Almanyası’nın yalnızca Yahudi soykırımı değil, ötekileştirilen diğer toplumsal sınıflara uyguladığı baskı ve işkencelerle de anılması gerektiğini vurguluyor.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-1

D22’nin sevimli bahçesinden oyun salonuna girdiğimizde, dekorda; kırmızı bir koltuk ve arka fonda Pablo Picasso’nun Nazilerin 2.Dünya Savaşı sırasında İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan “Guernica” tablosu karşılıyor bizi.

Oyunun ilk yarısı, Greta’nın kulübünde çılgınca geçirilen bir gecenin sabahında, dansçı olan Rudy’nin kırmızı bir koltukta otururken ayakkabılarındaki mavi çiçeklerle konuşmasıyla başlıyor. Karakter öyle naif, öyle içten ki daha ilk dakikada sahnenin gerçekçiliğine zaten kapılmaya başlıyorsunuz. Hiçbir şey hatırlamayan Max’in içeri girmesiyle beraber ise geceye dair detaylar kısa film olarak seyirciye yansıtılıyor.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-2

Max’in geceyi beraber geçirdiği Wolf, ona her ne kadar olanları hatırlatmak istese de eğlence sona ermiş oluyor ve sohbet bu doğrultuda ilerlerken kapı zili çalıyor. Max ve arkadaşları gelen kişinin her ne kadar, hiç görmedikleri ama suratsız olduklarını düşündükleri ev sahibi olduğunu zannetseler de, Naziler tarafından baskına geldiklerini kapıyı açtıklarında fark ediyorlar. Başladığından beri keyifle ve neşeyle ilerleyen oyunun, kapı zilinden sonra gerçekliğe bir adım daha yaklaştığını görüyoruz.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-3

Max ve Rudy’nin ormana kaçışlarıyla beraber ormanda yaşadıkları zaman diliminde Berkay Ateş ve Can Kulan’ın gerçekçi performansları takdire şayan. Yuvarlanarak, sürünerek, tırmanarak ulaştıkları gizlenme yerlerindeki performansları ve birbirleri için yaptıkları fedakarlıklar aşklarının en güzel örneğini, yakalanmaları sırasında maruz kaldıkları işkenceler ise dönemin en çarpıcı ve gerçekçi örneğini yansıtıyor.

“Subay Rudy’nin göğsüne vurur. Rudy çığlık atar)

Subay: Arkadaşın mı?

Max: Hayır.

(Sessizlik)

Subay: Vur ona. (Max Subay’a bakar.) Böyle. (Rudy’nin göğsüne vurur. Rudy çığlık atar)

Subat: Vur ona. (Max kımıldamaz.) Arkadaşın mı?

Max: Hayır. (Gözlerini kapar. Rudy’nin göğsüne vurur. Rudy çığlık atar.)

Subay: Gözlerini aç. (Max gözlerini açar.) Tekrar. (Max Rudy’nin göğsüne vurur.) Tekrar! (Max Rudy’nin göğsüne vurur, ve tekrar ve tekrar…) Yeter. (Rudy’yi yere, Max’in ayakları dibine iter.) Arkadaşın mı? Max: Hayır.

Subay: (Gülümser.) Hayır.”

Bu yarıda benim için en etkileyici ve ilgi çekici olan sahne, Max ve Rudy’nin Naziler tarafından yakalandıkları zaman trende yaşadıkları baskı ve işkenceler ile Reha Özcan tarafından canlandırılan Greta’nın kısa film olarak yansıtıldığı görüntüler oldu. Öyle ki Max, Rudy ve Subay arasında geçen yukarıdaki diyalogda gözyaşlarıma hakim olamadım.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-4

Sonrasında dekor değiştirilerek daha çarpıcı hale getiriliyor. Sahne tel örgüyle ayrılıyor, Picasso’nun tablosu bir tankla parçalanıyor. İkinci yarıda Max’in toplama kapına giderken trende tanıştığı Horst ile olan ilişkisini izliyoruz. Horst, karşılaşacağı tüm zorluklara rağmen, eşcinsel kimliğini gizlemeden gururla pembe üçgenini taşıyan, Max ise kimliğini bastırmaya çalışan, yaşadıklarından ve kendinden kaçmak, daha iyi şartlar altında günlerini geçirebilmek için Yahudileri simgeleyen sarı yıldızı taşımaya razı olan bir profile sahip. Çünkü toplama kampında sarı yıldızlı mahkumlar ne kadar kötü şartlarda yaşıyorlarsa, pembe üçgenli olanlar ondan daha kötü şartlar altında yaşıyorlar. Max’in Horst’u yanına aldırması ve onu bulunduğu kötü şartlardan kurtarabileceğini düşünmesiyle devam ediyor oyun.

Nazilerin psikolojik işkenceleriyle birlikte, günlerinin yarısından fazlasını güneşin altında, bir köşeden diğerine aynı taşları taşıyarak geçiriyorlar. Biri pembe üçgenli diğeri ise sarı yıldızlı mahkum formasıyla, saatlerce çalışma sonrasında verdikleri 5 dakikalık molada nefes aldıklarının farkına varıyorlar. Çalışırken birbirlerine bakmaları dahi yasak olan Max ve Horst, bu molalarda birbirlerine dokunmadan sevmenin ne demek olduğunu öğreniyorlar. Öyle ki, dokunmadan sevişiyorlar ve orgazma ulaşıyorlar. Oyuncuların ikisi de o kadar iyi performans sergiliyor ki gerçekten seviştiklerini de düşünebiliyorsunuz.

Max, Horst ile olan yakınlaşmasından sonra kendisini sorgulamaya başlıyor yeniden. Geçmişin itiraflarını döküyor hem Horst’a hem de kendisine. Tam “oldu işte, artık mutlular” diyoruz ki katı kurallar ve subay dikiliyor karşılarına.Yine dağılıyor her şey.

“Yapamaz dediler, o biraz kırık dediler, ama ben yaptım. O kızla yattım. O kız belki ölüydü.”

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-5

Biri hayatını koyuyor ortaya sevmek pahasına, diğeri ise daha az lanetli olan Yahudi simgesinin arkasına saklanıyor yeniden acı çekmemek adına. Horst, başını hep dik tutuyor ve öylece dokunuyor tellere. Veda ediyor kimliğini, aşkını, arzusunu hala özgürce haykıramayan aşkı Max’e. Ölüme atarken son adımını, eliyle sol kaşını kaldırıyor yukarı. “Seni seviyorum”un şimdiye kadar tanık olduğum en saf hali bu.

İkinci yarı, ilkine göre daha çarpıcı. Bizi hüzünden sıyıran tek şey, doğaçlamayla ortaya çıktığını düşündüğüm Berkay Ateş’in “saçmalama” söylemleri. Çok güzel “saçmalama” dediğini de böylece vurgulamak istiyorum.

D22 tarafından Hamursuz Fırın’daki sahnelerinde Meltem Cumbul yönetmenliğinde sergilenen, geçtiğimiz günlerde ise seyirciye ne yazık ki veda eden Bent’in, başrollerini Berkay Ateş (Max) ve Emir Çubukçu (Horst) paylaşırken, kadrosunda; Can Kulan (Rudy), Sercan Sungur (Nazi Subayı), Mesut Keçeci (Freddie Amca), Necati Kutlu (Wolf), Reha Özcan (Greta) gibi isimler bulunmaktadır. “Streets Of Berlin” ise, Nurkan Renda tarafından seslendirilmektedir.

Çevirisi Max’in amcası rolünü oynayan Mesut Özkeçeci tarafından yapılan oyunda Berkay Ateş’in tarif edilemez performansı, Can Kulan’ın naifliği ve saf aşkı, Emir Çubukçu’un ise sakinliği ile bu cesur oyunun altından kolayca kalkıyorlar.

Bu kadar geç bulup erken kaybettiğim oyunu tekrar izleyemeyecek olmanın üzüntüsünü yaşarken, Hamursuz Fırın’daki sahnelerinin kapanıyor olması bendeki bu üzüntüyü daha da derinleştiriyor. Umarız önümüzdeki sezon yepyeni sahnelerinde ekibin diğer oyunlarını da keyifle izleriz. Böyle güzel işler hiç bitmesin, alternatif sahneler çoğalsın ve hep böyle güzel insanlar kalsın hafızalarımızda.

Oyunun fragmanını merak edenler için:

Oyunun diğer temsillerinede değinecek olursak, Martin Sherman tarafından 1979 yılında Ian Mckellen için yazıldığı bilinmekle birlikte, ilk olarak West-End Tiyatrolarında, sonrasında ise Broadway’da sahnelenen oyunda,West-End’deki temsilinde Ian Mckellen, Broadway’de ise Richard Gere rol almıştır. Hatta Richard Gere’in Broadway’de çıkış yapmasını sağlayan ilk oyunudur. Ayrıca Alan Cumming, Ralph Fiennes, Richard E. Grant, Christopher Eccleston gibi isimlerde birçok kez oyunu sahnelemişlerdir.

Bunların yanı sıra beni en çok şaşırtan ve heyecanlandıran isim Mehmet Günsur oldu. 1998 yılında İtalya’da dört sezon boyunca Max rolünü canlandırmış olan Günsur’u sahnede izleyebilmek farklı bir deneyim olabilirdi.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-6

WestEnd Theatre-Ian Mckellen

Bent (1979 - 1980 Broadway) Play by Martin Sherman Directed by Robert Allan Ackerman Shown from left: Michael Gross, David Marshall Grant, Richard Gere

Brodway-Richard Gere

Beyaz perde uyarlamasıyla karşımıza çıkarak, 1997 yılının Mayıs ayında ilk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan Bent’in yönetmen koltuğunda, tiyatro yönetmenliği yapmakta olan Sean Mathis oturmaktadır. Filmin başrollerini Clive Owen (Max) ve Lothaire Bluteau (Horst) paylaşırken, yardımcı rollerde Ian McKellen (Freddie Amca), Mick Jagger (Greta), Jude Law (SA Subayı) ve Brian Webber (Rudy) gibi isimler yer almıştır. Film birden fazla ödüle layık görülmüştür.

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-8

Bent (1997) – Clive Owen (Max), Lothaire Bluteau (Horst)

Fasizm-Berlin-Ve-Cinsel-Kimlik-Uzerine-Bent-9

Bent (1997) – Clive Owen (Max), Ian Mckellen (Freddie), Mick Jagger (Greta)

Sözleri Martin Sherman’a, bestesi Philip Glass’a ait olan film müziği “Streets Of Berlin” ise bir draq queeni canlandıran Mick Jagger tarafından seslendirilmektedir. Bu da sanırım filmin benim için en keyifli ve melankolik anlarından biri.

Streets of Berlin, will you miss me?
Streets of Berlin, do you care?”

Filmin fragmanını merak edenler ve “Streets Of Berlin”i Mick Jagger’ın olağanüstü yorumundan benim gibi tekrar tekrar dinlemek isteyenler için:

Dönemin Berlin’inden günümüz Türkiye’sine dönecek olursak, homofobinin bir an önce ruhumuzdan silinmesini, önümüzdeki günlerdeki 20-26 Haziran Onur Haftası’nın ise sorunsuz ve aşkla geçmesini diliyorum. Herkesin özgürce sevebildiği, çokça haykırabildiği günlere…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Kadıköy Plak Günleri” Başlıyor!

Kadıköy Belediyesi'nin bu yıl ilk kez düzenleyeceği "Kadıköy Plak Günleri" dahilinde plakçılar ve plak koleksiyoncuları bir araya gelecek. Bir diğer adıyla...

Kapat