Fransız Yeni Dalganın İkonik Yüzünün Hüzünlü ve Kısa Öyküsü: Jean Seberg

Fransız yeni dalga sinemasının kısacık saçlı güzel kadını Jean Seberg’in hikayesini pek çok kişi bilmez. Hikayesi her ne kadar Marilyn Monroe gibi isimlerle benzerlik taşıyor olsa da, çok fazla duyulmamıştır. Seberg, Goddard denince akla Anna Karina ve Jean-Paul Belmondo ile birlikte gelen ilk isimlerden birisidir.

jean-seberg (3)

1938 yılında Amerika’da dünyaya gelmiş olsa da kariyerini büyük ölçüde Fransa’da devam ettirdi. Seberg, Otto Preminger tarafından keşfedildiğinde henüz 17 yaşındaydı. 18.000’den fazla aktrisin arasından seçilen güzel oyuncu Bernard Shaw’ın kitabından uyarlanan “Saint Joan” filminde oynadı ve Jeanne d’Arc’ı canlandırmış olduğu için “Saint Jean” olarak anılmaya başladı. Ne yazık ki işler umulduğu gibi gitmedi ve film, sinema dünyasına Jean Seberg gibi bir kadını katmış olsa da, çok ağır eleştirilere maruz kaldı. Bu filmin akabinde Seberg, “Bonjour Tristesse” adlı filmde oynadı.

Seberg gerek tarzı gerek de açık sözlülüğü ile modernliği ve sosyal değişimi temsil ediyordu. Bu sebeple bazı insanlar tarafından oldukça yadırgandı.

jean-seberg (4)

Oynadığı ilk filmden itibaren seyircinin karşısına aynı saç modeli ile çıkmış olsa da onun bir ikon haline gelmesine sebep olan film, başrolünü Jean-Paul Belmondo ile paylaşmış olduğu “A Bout de Souffle”dir.

Fakat Seberg’in hayatının trajik bir şekilde ilgi çekici olma sebebi sahip olduğu oyunculuk yeteneği veya stil ikonu olması değildi. Maalesef hayatına asıl yön veren şey Seberg’in aktivist kimliği olmuştu. Seberg, NAACP (Türkçesi “Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik”) ve siyahi insanların haklarını savunan bir parti olan Kara Panterler’e açık bir şekilde destek verdi. Döneminin diğer aktivist kadınlarının (akla gelen ilk isimlerden Jane Fonda) aksine, Seberg’in itibarı kendisini korumaya yetmedi ve onun FBI’ın radarına girmesine sebep oldu.

jean-seberg (2)

Yaklaşık 3 yıllık bir takip sürecinin ardından 1970 yılında oyuncu hakkında itibarsızlaştırma emri çıktı ve Los Angeles Times, Newsweek gibi büyük yayın organlarına gönderildi. Jean Seberg’in hayatı tepetaklak oldu ve bir daha asla toparlanamadı. Hakkında çıkan çirkin dedikodular o dönemde hamile olan genç kadının adını lekelemekte çok başarılıydılar. Adı ilk sayfa haberlerine konu olan Seberg’in karnındaki bebeğin babasının Kara Panterler’in aktif bir üyesi olduğu iddia edildi. Seberg’in ikinci kocası olan Romain Gary her ne kadar bebeğin babasının kendisi olduğunu iddia etse de dedikoduların önüne geçemediler. Bu durumdan çok etkilenen Jean Seberg prematüre doğum gerçekleştirdikten 2 gün sonra bebeğini kaybetti. Görenler bebeğin beyaz olduğunu söylediler.

Ne tesadüftür ki 1979 yılında Jean Seberg’in bedeni arabasının arkasında, bir battaniyeye sarılı bir şekilde bulundu. Daha önce Paris metrosunda intihara teşebbüs ettiği için bunun da bir intihar olduğuna karar verildi. İddialara göre genç kadının, Marilyn Monroe ve CIA hakkındaki iddiaları anımsatan ölümüne, uyku hapları sebep olmuştu. Romain Gary de Seberg’in ölümünden bir sene sonra depresyona girip intihar etti. Seberg’in trajik öyküsü onu da etkilemişti.

jean-seberg (1)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadınlar Tarafından Yazılan En Etkileyici 20 Roman!

'Baileys Kadın Yazarlar Ödülü' dünyanın en saygın ve başarılı edebiyat ödüllerinden birisidir. 1996 yılından beri süregelen etkinlik dünya çapında kadın...

Kapat