Freud Vakaları; Bir Kadın Eşcinsellik Olgusunun Ruhsal Kaynakları

1886 yılında Paskalya’da açtığı muayenehanede hasta görmeye başlayan Freud’un yoğunluğu değişkenlik gösteriyordu. Hasta yoğunluğu ancak 1890’lı yılların ortalarına doğru artış göstermişti ve Freud bu tarihten sonra pazar günleri hariç haftanın altı günü, günde on saat çalışmaya başladı. Gördüğü nevrotik vakaların öykülerini ilk kez Histeri Üzerine Çalışmalar’da paylaştı. Bundan sonraki yıllarda örnek teşkil ettiğine inandığı olgu öykülerini de çoğunlukla bağımsız olarak yayınladı.

“Libido tümümüzde yaşam boyunca normal olarak erkek ve dişi nesneler arasında gider gelir… Gelgitin sonlanışı temelli ve kesin olduğunda, doğal olarak bu ya da diğer tarafı kesinlikle yeğleyen ve belki de nesne seçimini kendi yönüne çevirmek için yalnızca uygun anı beklemiş olan bir özel etkenin varlığından kuşkulanırız.” (Olgu Öyküleri II)

1919 yılının baharında Freud on sekiz yaşındaki bir kızı tedavi etmeye başladı. Kız kendinden yaşça büyük olan başka bir kadına delicesine aşık olmuş, ancak kadından beklediği yakınlığı göremeyince intihar girişiminde bulunmuştu. Kız herhangi bir ruhsal rahatsızlıktan muzdarip olmadığı için sadece ailesini kırmamak adına terapiyi kabul etmişti. Kızın motivasyonunun terapiye başladığı günden itibaren eksik olması nedeniyle Freud bu vakada başarılı olabileceğinden emin değildi. Ayrıca Freud’un kafasında eşcinselliğe dair çok sayıda soru vardı: Eşcinsellik iyileştirilmesi gereken bir hastalık mıydı, eğer öyleyse iyileştirilmesi elzem miydi, bu iyileştirme gerçekten de arzu edilen bir durum muydu?

Freud kızın içinde bulunduğu durumu anlamakta gecikmedi:

Hasta, çocukluğunda ödipal dönemden geçerken babasına olan sevgisini başka bir erkeğe yönlendirememiş, dolayısıyla normal koşullarda annesine karşı geliştirmesi gereken rekabet duyguları ve düşmanlıkla da yüzleşememişti. Ancak kendisini hayal kırıklığına uğratan bu aşka karşı şöyle bir tepki vermişti: Kaybettiği nesneyle, yani babayla özdeşim kurmuş ve böylece anneyle arasındaki çekişmeyi de bu şekilde çözmüştü. Freud’a göre bu ‘’sakınma’’ davranışı eşcinselliğin oluşmasında büyük rol oynuyordu.

“Ancak analiz geleneksel ya da biyolojik terminolojide eril ve dişil olarak adlandırılan şeyin gerçek doğasını açıklayamaz. Sadece bu iki kavramı alır ve onları çalışmasının temeli yapar. Onları daha fazla indirgemeye kalkıştığımızda, erilliğin etkinlik, dişilliğin ise edilginlik içinde yok olduğunu görürüz ve bu bize yeterince şey anlatmaz.”(Olgu Öyküleri II)

Bunun yanı sıra Freud, gözden kaçırılmaması gereken bir nokta daha olduğunun altını çizdi; intihar girişimi gerçekleşene kadar ne hastanın kendisi ne de ailesi kızın kadına böylesi derin duygular beslediğini anlamışlardı. Çünkü çoğu zaman insanın delicesine aşık olduğunu anlaması için, ‘’yaşanan hayal kırıklığının ardında akla hayale sığmaz aşırılıkta reaksiyonlar vermesi, dolayısıyla herkese bu ilkel gücün içini yiyip bitiren tutku olduğunu göstermesi gerekir.’’

“Ruhbilimsel bir sorunun yerine anatomik bir sorun geçirmemizin ne gereği ne de haklılığı var.”(Cinsellik Üzerine)

Anıl Basılı

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi, gazeteci adayı, torpilsiz televizyoncu, kültür-sanat işçisi, psikoloji, mitoloji ve sinemasever.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Fransız Yeni Dalganın İkonik Yüzünün Hüzünlü ve Kısa Öyküsü: Jean Seberg

Fransız yeni dalga sinemasının kısacık saçlı güzel kadını Jean Seberg’in hikayesini pek çok kişi bilmez. Hikayesi her ne kadar Marilyn...

Kapat