Freud’un Arkeolojik Yolculuğu

Freud‘u genel olarak bilinçaltına yaptığı yolculuklarla tanımamıza rağmen; hiç bilinmeyen yönleriyle de tanışmak mümkün. Yaptığı kıyaslamalar neticesinde, psikoloji ve arkeoloji arasında benzer yönlerin olduğunu ileri sürmüştü.

Onu tanıyanların ifade ettiği şekilde anlatmak gerekirse eğer; Freud’un arkeoloji üzerine okuduğu kitapların sayısı, psikoloji üzerine okuduklarından çok daha fazlaydı. Ayrıca antikaya olan ilgisi de oldukça yüksekti. Antika koleksiyonu için büyük bir servet harcamış doğrusu. Arkeolojiye bu kadar ilgi duymasının temel nedeni, psikanaliz ve arkeoloji arasındaki metodolojik benzerlikten ötürüydü. Ona göre; nasıl ki bir arkeolog ayakta kalan duvar kalıntılarını kullanarak binanın dış duvarlarını oluşturuyor, zemindeki çukurlara bakarak sütunların yerini ve sayısını belirleyebiliyor, toz toprak içinde bulduğu kalıntıları bir araya getirerek süslü giriş kapılarını, freskleri oluşturuyorsa, insanı analiz eden kişi de anıların bıraktığı izlerden, çağrışımlardan ve analiz ettiği kişinin aktif ifadelerinden yola çıkarak tıpkı bir arkeolog gibi hareket ediyor.

cats

Verdiği konferanslardan birinde bir doktor ile bir arkeologun çalışma yöntemleri arasındaki benzerliği şöyle ifade ediyordu:

Diyelim ki seyahat eden bir araştırmacı pek de tanınmayan bir bölgeye geldi ve bu bölgedeki duvar kalıntıları, yıkıntılar, kırık sütunlar ve artık okunamaz hale gelmiş tabletler onun dikkatini çekti.

Bu araştırmacının önünde iki seçenek vardır; ya orada gördüklerine bakmakla yetinir, en iyi ihtimalle o bölgede yaşayan halkla konuşup geleneklerin tarih ve o muhteşem kalıntıların anlamı hakkında neler söylediğini dinler, söylenenleri bir kenara not eder ve seyahatine devam eder ya da daha farklı bir yol izler. Yanında kürek, kazma ve çapa getirmiştir. Bölge halkını da seferber ederek kazıya başlar. Gömülü olanları ortaya çıkarır. Eğer elde ettikleri yaptığı işin karşılığını verirse, buluntular kendilerini net bir biçimde ifade ederler. Duvar kalıntılarının bir saray ya da hazine odasına, yıkık sütunların bir tapınağa ait olduğu anlaşılır. Bulunan iki dilde yazılmış çok sayıdaki kitabe incelendiğinde o dönem kullanılan alfabe çözülmüş olur, metinler deşifre edilip günümüz diline çevrildiğinde tarih öncesi döneme ait olaylar hakkında ipuçları yakalanır.

Psikoloji de tarih boyunca kendi varlığını değerli belirtilerle göstermiştir; çok sayıda filozof ve edebiyatçı bilinçdışının özüne yaklaşmıştır. Ne var ki insan ruhunun detaylarını gösteren ve psikolojinin temel alabileceği bir topografya yoktu. Freud’a göre bu topografyayı çıkartmak için arkeolojidekine benzer bir metot kullanmak başarı vaat eden tek yoldu. Freud arkeoloji ve psikanaliz yöntemi arasındaki benzerliği ifade ederken, Yunanistan ve İtalya’da geçirdiği seyahatlerini de göz önünde bulundurdu.

Dünyanın, doğada insanın ihtiyaç duyduğu her şeyin bolca bulunduğu bazı bölgelerde, yaşamları huzur içinde geçen ve zorlamayı da, saldırganlığı da tanımayan ırklar bulunduğunu söylerdi. Belki de o kadar çok seyahat etmesinin sebebi, bu fikrine bir kanıtını arayışıydı. Çünkü onun için seyahat sadece bir özgürlük değildi. Babasının verdiği huzursuzluktan kaçmak için ortaya attığı bir keşifti. Onu daha çok araştırmaya, gezmeye ve okumaya iten olay buydu.

Kanser nedeniyle artık seyahat edemez ve arkeolojik kazıları gezemez duruma geldikten sonra ise; her geçen gün kendini biraz daha koleksiyonculuğa verdi. Öldüğünde geride 2000’den fazla antika parçalardan oluşan bir koleksiyon bıraktı. Bu koleksiyonun büyük bir bölümü Londra Freud Müzesi’nde sergileniyor.

 

Anıl Basılı

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencisi, gazeteci adayı, torpilsiz televizyoncu, kültür-sanat işçisi, psikoloji, mitoloji ve sinemasever.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
ATİNA’DA GEZİLECEK YERLER : AKROPOLİS

Antik Yunan Medeniyeti'nin başkenti olan Atina'da gezilerin başlangıç noktası 5. yüzyıldan kalma dünyaca ünlü Akropolis'tir. Çok başarılı mimari yapılara sahip...

Kapat