“Geçmiş günleri değil, o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum” | Sartre

“-Geçmiş günleri mi özlüyorsun?
-Hayır, o günleri değil, yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum.” (Jean Paul Sartre – Akıl Çağı Özgürlüğün Yolları 1)

Sartre’ın varoluşçuluğundaki şu iki varlık kavramını açıklığa kavuşturmaya çalışarak başlayalım: Kendinde varlık ve kendi içinde varlık.


Peki bunlar ne demek?

1) Kendinde Varlık: Herhangi bir nesnenin aynı öze sahip olması durumudur. Örneğin bir kalemin özü yine o kalemdir. Yani sizin için özü gereği aynı anlamı ve işlevi taşıyan her şey kendinde varlık anlamına gelir. Nesnenin sizdeki bu özelliği ona yüklediğiniz beşeri anlamdan soyutlanmanıza neden olur.

2) Kendi İçinde Varlık: Bu da sizin nesnenin içerisine yüklediğiniz kavram anlamını taşıyor. Yine benzer örneklendirmeden yola çıkalım. Kalemin, size çok sevdiğiniz birisi tarafından armağan edildiğini düşünün, nesne böylelikle ”kendinde varlık” olmaktan sıyrılır ve sizin için ”kendi içinde varlık” durumuna geçer. Nesne artık içinde ideal, yani öz taşımaya başlar. Ona inanç, misyon veya değer atfetmiş olursunuz.

Yaşanan olaylara sürekli tepkiler veriyor, yargılar oluşturuyoruz. Çevremizdekilerin davranış biçimlerine karşı geliştirdiğimiz yargılamaların temelinde; Sartre’a göre işte bu çift başlı varlık karmaşası var. Anlam yükledikçe, nesneler her bireyde farklı farklı kavramlar yaratıyor ve biz de birbirimize değerlerimizi sürekli dayatmaya çalışıyoruz.

Bulantı kitabındaki baş karakter Roquentin; insanların anlam yükleme çabalarından dolayı etrafını tiksinti ve bulantıyla izliyor. Sartre ”cehennem başkalarıdır” derken belki de anlam yüklediklerimizden irrite olduğu için bu sözü söylüyor. Çevremizdeki nesneleri araçsallaştırıp, değerleri kendimize idealize ederek yüce ve kudretli olduğuna inandığımız doktrinler yaratıyoruz. Özgürleştiğimizi zannederken, aslında kendimizi zincirlere vuruyoruz. Seçimlerimizden sorumluyuz ve seçimlerimiz kitleleri bataklığa sürüklüyor. Bu nokta varoluş felsefesinin Nihilizm boyutu. Sartre’ın yıkıcılığı da işte tam olarak burası. Friedrich Nietzsche ne diyordu: ”Yıkmadan inşa edemem.”

Sartre ise, tüm bu anlam verme çabalarından rahatsızlık duyuyor ve içiniz bulanıyorsa doğru yoldasınız, diyor. Kulağa küpe.

Sahiplenmenin anlamını irdelerken bisiklet hakkında söyledikleri:

Kullanmaya ilişkin davranışların hiçbiri kendine mal etme zevkini gerçek anlamda vermez; kendine mal edici daha başka davranışlara gönderir ve bunların her biri yalnızca büyüleyici bir değere sahiptir. Bir bisiklete sahip olmak, önce ona bakabilmektir, sonra ona dokunabilmektir. Ama dokunmanın kendisi de yetersiz görünür; gerekli olan, gezmek için bisiklete binebilmektir. Ne var ki bu nedensiz gezinti bile yetersizdir; bisikleti uzun mesafeleri kat edebilmek için kullanmak gerekir. Ve bu da bizi daha uzun, daha eksiksiz kullanımlara, Fransa içinde uzun yolculuklara gönderir. Ne var ki bu yolculuklar da bin türlü kendine mal edici tutum ve davranış halinde ayrışacak ve her biri ötekilere gönderecektir. Sonuçta, öngörülebileceği üzere, bisikletin bana ait olması için gereken parasal karşılığı ödemem yettiği hâlde, bu sahiplenmeyi gerçekleştirmek için bütün yaşamım gerekecektir; nesneyi elde ederken hissettiğim şey de aslında budur: sahiplenme ölümün hep tamamlanmamış kıldığı bir girişimdir.

Varlık Ve Hiçlik

 

Okumadan geçmeyin:

Tarkovski: “İkiyüzlü bir şekilde dolanıp herkesi mutlu etmeye çalışmanız midemi bulandırıyor”

 

Ozan Aziz Dilber
İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Türk Yönetmen Emin Alper’e Almanya’dan Ödül!

Berlin Güzel Sanatlar Akademisi tarafından verilen Büyük Sanat Ödülü'ne bu yıl Türk yönetmen ve senarist Emin Alper layık görüldü. Her yıl...

Kapat