Geleceğin Endişesinden Geçmişin Şefkatine Sığınmak / Silikon Vadisi’nden Orcas Adasına Dönüş

“Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık. Fazlasıyla bilinçli olmak, bilincin her türlüsü hastalıktır.”

Bu sözü Dostoyevski  anlamak ve bilinç üzerine söylese de günümüz dünyasında ‘bilmek, öğrenmek hatta yalnızca duymak’ için de uyarlanabileceğini düşünüyorum. Sürekli yeni bilgilerle doluyoruz, her yerden, her köşeden bilgi yağmuruna tutuluyoruz. Gerekli / gereksiz, sosyal medyadan, televizyondan, yan komşunun dedikodusundan… Her yerden ama her yerden bir tür bilgi bombardımanı altında kalıyoruz. İstediğimiz, istemediğimiz her bilgi her an burnumuzun dibinde. Ve bazen duyduğumuza, okuduğumuza sevinmeyeceğimiz bilgilerle yolumuz kesiştiğinde gayri ihtiyari bir kaçış isteği duyuyoruz içimizde. Özellikle de bu bilgi gelecekten haberler taşıyorsa…

Teknolojinin kalbi olarak kabul edilen Silikon Vadisi’nde yıllarca çalışan ve Facebook eski yöneticilerinden olan Antonio Garcia Martinez gibi. Martinez, uzun yıllar teknolojik gelişmelerin odağında yaşamış biri. Silikon Vadisi’ndeki işinden ayrılan ve ABD’nin Seattle kenti açıklarındaki Orcas Adası’nda bir arazi satın alarak adeta yeni bir yaşam kuran Martinez, hayatını birden bire değiştirmesinin temel nedenini şöyle açıklıyor:

“Çok kısa bir süre içinde dünyanın neye benzeyeceğini gördüm ve bu bana yetti.”

Martinez, gelecek 30 yıl içinde dünya nüfusunun neredeyse yarısının işsiz kalma ihtimali olduğunu ve medeniyetin tamamen çökebileceğini de sözlerine ekliyor. Tüm bu sebeplerle Orcas Adası’nda yeni bir yaşam kuran Martinez, yer seçiminde de her türlü ayrıntıyı düşünmüş. Herhangi bir olumsuzluk olduğunda Orcas Adası’nın ideal bir konumda olduğunu ve yüzerek bile Kanada’ya geçebileceğini ifade ediyor. Martinez’in yeni kurduğu yaşam alanındaki amacı ‘kendi kendine yetebilmek’. Tıpkı ilk dönem insanında olduğu gibi. Paraya, insana ya da herhangi başka bir şeye tutunma ihtiyacından vazgeçen, daha doğrusu bunun bir fayda sağlamayacağını gören Martinez, oluşabilecek kötü durumlar için tarımsal ürün, temiz su ve mühimmat depoluyor.

Antonio Garcia Martinez gibi inzivaya çekilen daha çok sayıda eski Silikon Vadisi yöneticisi bulunuyor. Bunun sebebini ise Martinez “Gelecekten korkuyorlar.” sözüyle açıklıyor. Ve aslında bu söz pek çok noktaya da açıklık getiriyor. Bir nevi geleceğin endişesinden geçmişin şefkatine sığınıyoruz. Tam olarak yapamasak bile içimizde bu eğilimi hissediyoruz. Tekrar tekrar eski hikayelerin sinemaya uyarlanması, geçmişin dizilerinin yeniden karşımıza çıkarılması gibi. Çünkü tüm dünya toplumu olarak geçmişe ve geçmişin güvenine, sıcak kollarına ihtiyaç duyuyoruz. Hızla öğrendiğimiz, hızla tükettiğimiz, zamanın çok çok hızlı aktığı günlerde biraz yavaşlamak ve sakinleşmek istiyoruz. Özellikle teknolojiyle, teknolojik gelişmelerle uğraşan ve geleceğe dair daha gerçekçi bilgiler edinen insanlar için bu durum daha büyük bir önem arz ediyor.

“İnanın ben gelecekten geliyorum. Daha yeni San Francisco adlı zaman makinesinden çıktım. Dünyanın gelecek 5-10 yıl içinde neye benzeyeceğini gördüm. Şu an size inanılmaz gibi gelen şeyler çok yakında gerçek olacak.”

Sözleriyle ‘yok canım’ dediklerimizin çok yakında karşımıza çıkacağının haberini veren Martinez, doğanın kucağında güvenli bir yeni yaşam alanı kurmuş durumda. Dostoyevski’nin “her şeyi anlamak bir hastalıktır” sözünde belirttiği gibi her şeyi olmasa da çok şeyi bilmek, anlamak da zaman zaman insanı hasta edebiliyor ve tüm hastalıkların devası da doğanın kalbinde yatıyor. Doğayla olan ahenkli yaşantımızı bozduğumuzdan beri sürekli korku duyuyoruz. Doğal afetlerden, yaşanacak her türlü felaketten… Suçluluk hisseden insan korku duyar. Ve uzayan suçluluk duygusu yok etme arzusunu beraberinde getirir. Doğaya verdiğimiz zararın farkındalığı ve suçluluğu içinde gelecekten korkmaya ve bir yandan da doğaya dair her bir zenginliği yok etmeye son sürat devam ediyoruz. Çırpındıkça batmak gibi tıpkı. Sürekli bir cezalandırılma korkusuyla ve gelecek hakkında edindiğimiz ürpertici bilgilerle geçmişe dönme arzumuzu da tetikliyoruz. Geçmişle gelecek arasındaki tahtadan kırık bir köprü üzerinde tam ortada duruyoruz. Bu yüzden kimimiz bir cesaret adım atıp yeni bir yol çiziyor kendine, Martinez gibi. Diğerleri gibi. Kaçabileceğimiz kadar uzağa kaçıyoruz. Geleceğin bilgisiyle geçmişin öğretisini harmanlayarak sil baştan bir güven tohumu ekip biraz daha sakin ve rahat yaşamaya başlıyoruz. Geri kalanlarımız ise aynı hengamede yaşar’mış’ gibi yapıp plastikten mutluy’muş’ gibi gülümsemeler eklediğimiz fotoğraflarımızla sosyal medya üzerinden ‘ben daha iyiyim’ mesajı vermeye devam ediyoruz.

Yolun sonunun nereye çıkacağını bilmesek de bir şekilde bir yerlerde yaşayıp gidiyoruz. Eskilerin dediği gibi; ‘yuvarlanıp gidiyoruz’ belki de. Nerede ve nasıl duracağımız hala meçhul. Bu gidişi iyiye çevirmek, gerçekten gülmek, gerçekten mutlu olmak ve gerçekten mutlu etmek ise hala bizim elimizde. Var olan şansımızı iyi değerlendirebilmek dileğiyle…

 

Okumadan geçmeyin:

“Her geçen yıl sahip olduklarım azaldı ve her geçen yıl daha mutlu bir adam oldum.” / Meredith Eberhart

 

Saniye Kaya
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Arkeoloji.
Sanat Karavanı Genel Yayın Yönetmeni.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Kadıköy Tiyatro Şenliği Başlıyor!

Kadıköy Belediyesi'nin desteğiyle  Kadıköy Tiyatroları Platformu'nun düzenlediği 'Kadıköy Tiyatrolar Şenliği' başlıyor. 30 Eylül'de Mehmet Ayvalıtaş Meydanı'nda başlayacak olan etkinlik; 14...

Kapat