Gizeme Yolculuk: Stonehenge

Gezgin olmakla turist olmak arasında bazı farklar olduğunu söyleyebiliriz. Turistler bir programa bağlı kalınan gezilere katılırlar. Hangi müzeye gidileceği, öğle yemeğinin nerede yenileceği, en iyi hediyelik eşya mağazalarının nerede olduklarını yolculuğa henüz çıkmadan bilirler. Turistik metotlar, günün sonunda katılımcılarının Dünya’nın bilmedikleri bir yerini keşfetmelerini sağlar. Ancak gezginler, turistler ile vardıkları son noktada çok başka duygular içerisindedir. Onlar başlangıçtan varış noktalarına kadar defalarca kaybolmayı seçerler. Zaman; tanıklık ettikleri her anın içinde sürer. Çünkü gezgin olarak kaybolmak; yoldan çıkmak, rotayı şaşırmak, geç kalmak değildir. Yolculuğa hükmetmek yerine; yolculuğun kendisine hükmetmesine izin vermesidir. İşte ben de bu yolculuğa, bir hafta sonu sırt çantamı kaptığım gibi İngiltere’nin güneyinden kuzeyine bir günlüğüne kaybolmayı seçerek çıktım.

Stonehedge-1

Bournemouth’dan sabah dokuzda şehrin dışına çıkan ilk otobüse bilet aldım. Şoföre nereye gittiğini otobüse binince sordum; GPS’inde Stonehenge üzerinden Bath’a giden güzergâhını işaret etti. O sırada aynı okula gittiğim diğer değişim programı öğrencilerinden bazılarının bana seslendiğini duydum. Yanlarına gittim. Geleceğime onlara neden haber vermediğimi sordular, biletimi şu an aldığımı söyledim. Biraz şaşırdılar. Ben onların şaşkınlıklarından faydalanarak Stonehedge’in neresi olduğunu sordum. “Güneşin hareketlerine göre inşa edilmiş çok eski bir tapınak” dedi Steven; hangi topluluğa ait olduğunu sordum çünkü Malta’da coğrafya ve tarih okuduğunu biliyordum. Gülümsedi; “Kimin yaptığını bilmeyi bırak kırk tonluk kayaları Salisbury düzlüğüne nasıl taşıdılar henüz bilmiyoruz.” dedi.

Yaklaşık 2 saat süren yolda Dünya üzerinde insan eliyle yapılmış ama nasıl yapıldığına dair hala gizemini koruyan ne kadar çok yapı olduğunu geçiriyordum: Piramitler, Maya Tapınakları, ülkemizde henüz ortaya çıkarılan Göbekli Tepe. Teknolojinin, insanlık tarihinde sandığımız kadar yeni bir kavram olup olmadığını sorgularken Stonehenge’in bulunduğu English Heritage üyesi Salkisbury bölgesine geldiğimizi gösteren tabela dikkatimi çekti. O sırada şoförümüz anons yapmak üzere eline aldığı mikrofon, büyük ve ufuk çizgisine uzanan yeşil İngiliz tarlalarının arasından geçerken otobüsün camlarını titreten rüzgar nedeniyle yetersiz kaldı. Her daim yağışlı iklimiyle ünlü olan İngiltere’de bu denli eski bir tapınağı ziyaret etmeyi seçtiğim günün fırtınaya gebe bulutlarına şöyle bir bakış attım. Çekeceğim fotoğrafların bu puslu havada ne kadar güzel çıkacağını o an anladım.

Stonehedge-2

Otobüsten indiğimizde ilk olarak bizi hediyelik eşya dükkanın, kafenin ve doğa tarihi müzesinin hep birlikte olduğu modern mimariye sahip bir yapı karşıladı. Hava konusunda endişe edenler binanın içine yönlenirken ben Stonehedge bölgesine giden ufak otobüslerin sırasında girdim. Yaklaşık yirmi dakikalık bir bekleyişim sırasında Stonehedge’in etimolojik açıklaması dikkatimi çekti. İngilizcede asılı taş anlamına gelen Stonehedge’in 1500 yıllık geçmişinde birçok adı olmuştu. Bu adların değişimlerini inceleyen etimologlar İngilizcenin dil olarak ne kadar eski bir geçmişe sahip olabileceğine dair önemli bilimsel kanıtlar elde etmişti. Stonehedge bu noktada giderek beni daha çok cezbetmeye başladı.

Salisbury yoluna girdiğimizde otobüsümüzün camlarını titreten rüzgara birebir maruz kalarak Stonehedge’e doğru yürümeye başladık. Tapınak uçsuz bucaksız yeşil bir alanla kaplıydı. Ziyaretçilere tapınağa ulaşmaları için dar bir patika tahsis edilmişti. Bunun daha sonra yapıtın doğal ortamını korumak için bir önlem olduğunu öğrendim. Beş dakikalık yürüyüşümüzün ardından çember biçiminde yerleştirilmiş, ilk başta otuz şimdileri on yedisi ayakta kalan ve kapı boşlukları oluşturan taş yapı, Stonehedge’e vardım. Buranın ne olduğuna dair bir açıklama okumak yerine diğer ziyaretçileri varsayımlarını dinledim. Kimisi Kelt döneminde Druid rahiplerine atfedilen bir dinsel tören yeri olduğunu söylüyordu çünkü 5000 yıllık insan kemiklerine bölgede rastlanmıştı. Kimisi buranın bir gözlemevi olarak kullanıldığını çünkü Stonehedge’in çemberini bölen ve yapının girişini kesen eksenin 21 Haziran’a göre konumlandırdığını ve aynı dönemde İrlanda’da yapılan Newgrange’ın da 21 Aralık  kış dönencesi ekseninde olduğunun dikkat çekici olduğunu internetten okuyordu. Kimisi buranın bir ufo iniş alanı olduğuna çok emindi, çünkü Neolitik çağdaki insanların 40 tonluk kayaları kaldırabileceğine inanmıyordu.

Stonehedge-3

Açıkçası ben bu kısa ziyaretimde astronominin, geometrinin ve paganizmin hep birlikte bu yapıyı 1500 sene ayakta tutuğuna inanıyorum. Stonehedge etimolojinin, tarihin, coğrafyanın, antropolojinin araştırdığı gizemlere kaynaklık eden bir mucizevi yapıt. İnsanın merak etme duygusunu her daim canlı tutan bir dünya mirası ve hepimize ait. Stonehedge’in son zamanlarda insanlığın bilinmezliği ve gizemi daha fazla sorgulamasıyla popüler kültürede hızla yansıdığını söyleyebilirim. Bunun bir örneğini görmek istiyorsanız “Doctor Who” dizisinin “The Pandorica Opens” bölümüne bir göz atmanızı tavsiye ederiz.

Sevgi Aslı Bulut

Bilkent Üniversitesi üçüncü sınıf İletişim ve Tasarım öğrencisiyim. İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yandal yapıyorum. Elime geçirdiğim her fırsatta dünyayı geziyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yalnızlığın Güzelliğini Mükemmel Şekilde Anlatan İllüstrasyonlar

Yalnızlık genelde bizleri korkutsa da şunu hep unutuyoruz, insanın en rahat ve en kendiyle barışık olduğu anlar sizce de yalnız...

Kapat