Göç, Almanya’da Göçmen Sineması ve Fatih Akın

GÖÇ, GÖÇMEN VE SANAT

Göç, bitmek tükenmek bilmeyen, insanlık tarihi kadar eski, içinde sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel pek çok dinamiği barındıran bir olgu. Hiç şüphesiz değişimden ayrı düşünülemez. Üstelik göçün yarattığı çok yönlü, çok taraflı bir değişimdir. Göç eden kendi evini, yaşam biçimini, ülkesini değiştirirken hem geride bıraktıklarında bir değişim, dönüşüm olur hem umutla gittiği yeni yerde. Terk ediş, boşluk, karşılaşma, defans, değişim. Başka bir deyişle göç sadece TDK Sözlüğünde tanımlandığı gibi “Bireylerin ya da toplumsal kümelerin yerleşmek üzere bir yerden başka bir yere gitmeleri”[1] değildir. Bu tanım göçün yalnızca eylem olarak tanımıdır. Ama ne göç tek başına bir eylemdir ne de göçmen bu eylemi yapandan ibarettir.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-1

Göçmen arada kalan, daha iyi koşullarda yaşamayı umarak çıktığı yolun sonunda vardığı noktada öteki olmaktan kurtulamayan, yıllar sonra geri dönmek istese hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamayandır. Kendisi de yolculuğa çıkmadan önceki kişi değildir. Ne kadar direnirse dirensin göç izlerini bırakmıştır üzerine. Ama zavallı, ezilen, çaresiz de değildir göçmen. Neresinden bakarsanız bakın yaşadığı hayattan memnun olmayıp çoğunlukla dilini dahi bilmediği yeni bir ülkeye gitme kararı alabilen bir insan, zorunluluklar zemin hazırlamış olsa bile, cesurdur. Ön yargılarla savaşırken bilenir, öteki olmaya alışmaya çalışırken de etkilenir. Bu kadar güçlü bir olgu olan göç, onun kimselere benzemeyen melez bireyi göçmen ve göçmenlik kaçınılmaz bir şekilde siyasilerin, toplumbilimcilerin, sanatçıların da konusu olur.

Hatta sanat için bir tema olmanın dışında sanata nüfuz eden bir yapı olarak çıkar karşımıza: Göçmen sanatı diye bir kavrama dönüşür. 

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-2

BAŞLANGICINDAN GÜNÜMÜZE ALMANYA’DA TÜRK GÖÇÜ

1950’li yıllarda başlayan Almanya’ya işçi göçü hem Almanya hem Türkiye için belli ihtiyaçlara karşılık veren, her iki ülkenin de isteyerek yaptığı bir anlaşma sonucunda olmuştur. Başlangıçta gidenler de çağrı yapanlar da isteklidir. Bu göç, işgücü açığı olan Almanya için emek satın almak, işsizlik ve ekonomik sorunlarla mücadele eden Türkiye için ise emek satmak demektir. Bu anlamda Türk işçisinin Almanya’ya gidişi 20. yüzyılın Almanya’sında, sonrasında diğer sanayisi gelişmiş Avrupa ülkelerine de yayılarak, toplumsal çarpışmalara, değişimlere sebep olmuştur.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-3

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-4

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-5

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-6

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-7

Başlangıçta her iki tarafı da memnun eden “süreli işçi göçü” zamanla işçilerin yerleşik hale gelmesi, yeni işçi göçlerinin ardının arkasının kesilmemesi, ailelerinin de bir süre sonra Almanya’ya gelmesiyle kontrol edilmesi güç bir hal alır. Almanya hükümetinin, gelen işçilerin bir makine gibi sadece çalışıp Almanya’nın kalkınmasına katkı sağladıktan sonra sorunsuz bir şekilde ülkelerine döneceği öngörüsü, malzeme insan olunca tutturulamamış bir tahmin olarak kalır. Genelde Almanların tercih etmediği, koşulları ağır, zor işlerde çalışan Türk işçiler zamanla sağlık sorunları yaşar, Türkiye’den gelen ailelerin çocuklarının eğitim problemleri başlar. Ne de olsa geçici oldukları düşünüldüğünden gerekli altyapı ve ayarlamalar yapılmadan gelen misafirler kalıcı olup beraberinde yeni sorunlar da getirince gerek hükümet gerekse yerli halkın gözünde istenmeyen olurlar. Emek göçü, kabul edilmedikçe büyüyen toplumsal bir soruna dönüşür. Almanya alışık olmadığı bir biçimde, kendi elleriyle ülkesine davet ettiği insanların, göçmenlerin sorunlarıyla karşı karşıya kalır. Yasalarda kısıtlama yapıp da göçleri engellemeye başladığında 1970’lerdeki işçi aileleri göçü, 1980’deki darbe sonrası siyasi göçler gerçekleşmiştir bile. 1990’dan sonra Almanya’da yaşayan Türkler, Türkiye’den evlilikler yaparak göçlere getirilen kısıtlamalara rağmen Türk göçünü devam ettirmişlerdir.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-8

1980’deki ekonomik krizinde etkisiyle Almanlar artık daha kesin bir şekilde kendilerine ait olduğunu düşündükleri kaynaklarını paylaşmak istemezler. Hele bir de bu durup dururken ortaya çıkan ortakların Avrupa kültürüyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Türkler olduğu düşünülünce tepkiler giderek sertleşir. Dışlamanın, ötekileştirmenin, psikolojik şiddetin yanı sıra ölümcül şiddet eylemleri düzenlenmeye başlar. Yabancılar, yoğunlukta Türkler ırkçı grupların hedefi olur. Çok sayıda Türk saldırılarda hayatını kaybeder. Failler yakalanamaz.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-9

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-10

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-11

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-12

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-13

Bir süre Almanya’da da yaşamış gazeteci Kerem Çalışkan, Başarısız Göç Öyküsü adlı yazısında elli yıllık göçü özetler: “Almanya, Türk işçilerini 60’ların başından itibaren ekonomik kalkınma için getirdi. Bu açıdan Almanya, o yıllarda Türk işçilerini ucuz işçi olarak kullanıp savaş sonrası sanayi hamlesini başarıyla sağladı. Savaş mağlubu Almanya, ikinci sınıf gördüğü Türk işçileri sayesinde yeniden kendini ‘üstün insan’ olarak görmeye başladı. Türkler, ülke ekonomisinin ayağa kalkmasında tayin edici rol oynadı. Fakat Alman hükümetleri, Türk işçilerini küçümseyip dışladı. Türklerin ülkede kalıcı olacağını göremedi. Türklere ‘işlerini bitirince çekip gidecek kişiler’ gözüyle baktı. Fakat Türkler, olumsuz koşullara rağmen Almanya’da kaldı ve çoğaldı. Bu sürecin sonunda bugün, Almanya’nın bir ‘Türk sorunu’ oldu. Bu sorun, artık Almanya için ‘atsan atılmaz, satsan satılmaz’ durumda. Türkler, ülkede ‘Alman toplumunu bozan, sosyal kasaları sömüren, lüzumsuz ve asalak bir grup’ olarak görülmektedir. Almanların çoğu, Türklerin sayısının artmasını önleme çabasında. Alman hükümetlerinin Türklerin AB’ye vizesiz girmesinin önüne engel çıkarması da bu yüzdendir. Türklerin bundan sonraki göçünü önlemek için Almanya, 2007’de ırkçı bir yabancılar yasası çıkardı. Sözgelimi bugün Almanya’da yaşayıp Türkiye’de evlenen TC vatandaşları, eşini Almanya’ya getiremiyor; getirebilmesi için eşinin önce Türkiye’de Almanca sınavından geçmesi gerek. Yoksul statüdeki Türkler de eşlerini Almanya’ya getiremiyor. Bunları İngiltere, zamanında sömürge vatandaşlarına bile uygulamamıştı. Fakat Almanya, Türklere hâlâ uyguluyor! Türk hükümetleri de buna onay verdi. Al sana göçün 50. yılı gerçeği!”[2]

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-14

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-15

ALMANYA’DA TÜRK YÖNETMENLER VE GÖÇMEN SİNEMASI

“Alman sineması 1970’li yıllarda konuk işçi hikâyelerini keşfetmeye başladı.”[3] Bu keşiften sonra, Almanların yaygın olarak göçmenlerle ilgili görüşleri Alman sinemasına da benzer şekilde yansır. Göçmenler belirli klişelerle anlatılır. İyi işlerde çalışmayan, eğitimsiz, suça meyilli… Özellikle Türkler için çizilen sınırlar bellidir, kültürel uyumsuzluklar, töre cinayetleri, kadına şiddet olmazsa olmazdır. Türkler sadece bu sınırlar içinde yaşayan, Avrupalı olamayacak, Avrupalı için daima anlaşılmaz, sorunlu tiplerdir. Arka sokaklarda, suç oranının yüksek olduğu yerlerde yaşarlar. Kadınlar ise dinin kıskacındadır, erkeklerden şiddet görür. Üniversite mezunu, yalnız yaşayan, özgür bir kadın ancak bir Alman olabilir en iyi ihtimalle Türk olmadığı kesindir. “Genel olarak Alman sinemasındaki Türk anlatıları cinsiyet çatışmaları etrafında odaklanmıştır. Türkler tek yönlü bir role soyundurulmuş olup toplumun ucunda yaşayan, iletişimsiz ve entegre olamayan kurbanlar olarak sunulmuştur. Özellikle Türk göçmen kadınların erkek egemen, feodal, Müslüman ve muhafazakâr Türk toplumunda baskı altında olması, aşağılanması, hatta fahişelikten kurtulması popüler bir fantezi olarak işlenmiştir.”[4]

Alman sinemasında genel göçmen anlatımı bu olduğu gibi Türk asıllı Alman bir yönetmenden de beklenen bu konulara değinmesi, hatta mümkün olduğunca dramatize etmesidir. Ya Almanya’da yaşayan sorunlu göçmenler, kendi semtlerinde geçen hikâyeleriyle anlatılacaklar ya da Türkiye’de kalmış, Avrupa’da yaşama şansına erişememiş, zavallı Türklerin birbirinden acıklı, çıkmazlarla dolu hayatları yansıtacaklardır perdeye. Türk yönetmenlerin senaryolarından beklentiler budur. İlginç olan, bu sadece Almanların, diğer Avrupalıların beklentisi de değildir Türkler de benzer bir beklenti içindedir. Bir Türk öncelikle kendi öykülerine sahip çıkmalıdır. Bir misyonu, sorumluluğu varmış gibi, bu bir zorunlulukmuş gibi.

“90’lı yılların ikinci yarısına doğru, Almanya’daki 2. ve 3. kuşak genç yönetmenler yaptıkları kısa ve uzun metraj film çalışmaları ile yavaş yavaş isimlerini duyurmaya başlarlar.”[5] Filmler çoğunlukla beklentileri boşa çıkarmayacak konulara değinir. Bu duruma beklentilerin oluşturduğu baskı kadar oldukça yüksek maliyetli olan filmleri çekebilmek için yapımcı desteği alabilme gerekliliği de etkili olmuştur. Ayşe Polat, Buket Alakuş, Yüksel Yavuz, Thomas Arslan, Hussi Kutlucan Almanya’da yaşayan ismini duyurabilmiş yönetmenlerdendir. 1998 yılında ilk uzun metrajlı filmini çeken Fatih Akın ise Türkiye’deki sinemaseverlerin daha yakından tanıdığı bir isimdir. Kuşkusuz bunda Gegen die Wand (Duvara Karşı) ile dünyanın saygın sinema ödüllerinden biri olan Berlinale’de En İyi Film (Altın Arslan-2004) ödülünü almasının etkisi büyüktür.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-16

FATİH AKIN

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-17

Fatih Akın, 1973’te Hamburg’da doğar. Türk anne babanın, Almanya’da doğan, bir Alman gibi eğitim alan çocuğudur o. Doğduğu kentin Güzel Sanatlar Kolejinde Görsel İletişim eğitimi alır. 1995’te hem yazdığı hem yönettiği ilk kısa filmi Sensin (Du bist es!) ile Hamburg Uluslararası Kısa Film Festivali’nde İzleyici Ödülü alır.

Fatih Akın’ın filmlerinde göçmenlik vardır. Ama onun filmlerinde işlediği göçmenlik beklentilerin dışındadır. O, ona sunulanı okumaktansa risk alıp bildiğini okumayı seçer. Filmleri hayatından izler taşır. Göçmenlik ve çokkültürlülük onun hayatının bir parçasıdır. Ama hayatının tek yapıtaşı da bunlar değildir. Kendisi de benzer şeyler söyler: “Eğer küçük yaşlardan itibaren farklı ülkelerden insanlarla birlikte olursan, herkesten daha çok şey öğrenirsin tabii. Filmlerimde göçmenlik durumu sadece bir fon. Sadece bunun olduğu filmler de yapıldı, mesela 40 Metrekare Almanya. Ama o benden önceki dönem. Hâlâ acı hikâyeler vardır ama ben kişisel hayatımdan şeyler vermeyi tercih ettim.”[6]

Kelimenin tam anlamıyla melezdir Fatih Akın. Ne Almandır ne de Türk ama aynı zamanda hem Almandır hem de Türk. “Bazen öyle, bazen böyle. Türküm çünkü çok sinirliyim. Hani Türkler girişirler dövüşürler ya; sakin değil onlar hep bir ‘temper’ ve ‘agresyon’ var. Bu mesela bana çok yakın ve tanıdık geliyor. Ama Almanlara benzeyen özelliklerim de var. Orada doğdum büyüdüm, bütün eğitimimi orada tamamladım. Almanca konuşuyorum. Aklımdan geçen lisan Almanca, rüyamda geçen dil Almanca, Almanca küfrediyor, Almanca sevişiyorum. Abi resmen Alman’ım ben! Yeni Almanlarız biz. Bir Alman ne zaman Alman oluyor? Sarışın ve mavi gözlü olunca mı? İlla böyle mi olman gerekiyor? Ben milliyetlere inanmıyorum. Bence çok eski bir fikir bu.”[7] Onun bu sözleriyle anlatmak istediği açıktır aslında o birilerinin onun için önceden ölçüp biçtiği sınırlarda olmak, o sınırlara hapsolmak istemez. Ne Alman olmak, ne Türk olmak, ne göçmen olmak tek tek önemlidir onun için o yaptığı işle önemli olmak istemektedir. Yaptığı işlerde de bunların hepsinden dilediği gibi, dilediği kadar konuşmanın peşindedir. Birilerine hoş görünme, birilerine benzeme derdine düşmeden.

Onun filmlerinde çok kültürlü, karmaşık insan ilişkileri kadar şiddet de kendini belli eder. Bunda yine yönetmenin yaşamının etkisi vardır. İlk gençlik yıllarında dışlanmışlığın, ötekiliğin etkisiyle ırkçı Alman çetelerine karşı bir Türk çetesine dâhil olmuş hatta hapse bile girmiştir. Şiddeti, öfkeyi, aşkla, sevgiyle bir arada etkileyici bir şekilde anlatır.

Kahramanları da ister istemez farklı milletlerdendir, Almanlar, Türkler, Almanların Türkler dışındaki ötekileri, farklı dinden kültürden insanlar… Tıpkı kendi çevresinden, mahallesinden olan insanlar gibi. Onu bunca besleyen mahallesi, çevresi ve hayatı, onu yerel konulara değinen sıradan bir yönetmen yapmaz, aksine o belki de pek çok milletten ve dinden insanı içinde barındıran küçük mahallesi sayesinde milletlerüstü bir dil yakalayabilmiştir. Ve oluşturduğu bu kendine has dil sayesinde filmleri dünyanın pek çok ülkesinde gösterime girebilmektedir. Ancak bu, onun, özellikle Almanya’da herkes tarafından sevildiği, kabul gördüğü anlamına da gelmemektedir. Kazandığı başarıya rağmen Alman sineması ve bazı eleştirmenler için hâlâ bir Türk’tür. Her şeye rağmen edindiği çok kültürlü, milletlerüstü kimliği için savaşması gerekmektedir. “Akın’ın özellikle Duvara Karşı’dan sonra gündeme oturmasıyla hakkındaki tartışmalar da alevlenmiştir. Duvara Karşı’nın Altın Ayı aldığı ödül töreninde kendisini Türk yönetmen olarak adlandıran Alman basınına dönerek, ‘silin bu kalıpları, önyargıları artık kafanızdan… Siz kabul etseniz de etmeseniz de biz Almanız. Ben Alman bir yönetmenim. Alışın artık buna’ diyerek tepkisini dile getirmiştir. Burada bizden kastettikleri içinde filmin başrol oyuncusu Sibel Kekilli de vardır. Özellikle Kekilli’nin hakkında Alman basınında yer alan, onun ve filmin başarısını gölgelemeye çalışan haberler, sinema yazılarının önüne geçerek magazinsel boyuta kaymıştır. Alman gazetesi Bild’de çıkan ve Kekilli’yi hedef alan haberlerin filmin asıl boyutunun ört bas edilmesi amacını taşıdığı açıktır.”[8]

İnsanların beynine kazınmış öteki algısını uluslararası başarılar da silmeye yetmiyor ne yazık ki hatta o başarılar öteki olmanın gölgesinde saklı kalsın isteniyor. Neredeyse tüm dünyanın tanıdığı, başarılı, bol ödüllü bir yönetmen: Fatih Akın olsanız bile bazıları için daima yabancısınızdır.

Goc-Almanyada-Gocmen-Sinemasi-ve-Fatih-Akin-18

FİLMOGRAFİ

Kısa film

  • 1994: Das Ende (yönetmen)
  • 1995: Sensin – Du bist es! (yönetmen ve senarist)
  • 1996: Getürkt (yönetmen ve senarist)
  • 2009: Der Name Murat Kurnaz (Deutschland 09 için, yönetmen ve senarist)

Uzun metraj

  • 1998: Kurz und schmerzlos (yönetmen ve senarist)
  • 1999: Black Souls (Kısmet) (başoyuncu)
  • 2000: Im Juli (Temmuz’da) (yönetmen ve senarist)
  • 2002: Solino (yönetmen)
  • 2004: Gegen die Wand (Duvara Karşı) (yönetmen, senarist ve yapımcı)
  • 2004: Europäische Visionen (“Die alten bösen Lieder” bölümü; yönetmen, senarist ve yapımcı)
  • 2005: Kebab Connection (senaryo)
  • 2006: Takva – Gottesfurcht (Takva) (yapımcı)
  • 2007: Auf der anderen Seite (yönetmen, senarist ve yapımcı)
  • 2008: Chiko (yapımcı)
  • 2008: 1 1/2 Ritter – Auf der Suche nach der hinreißenden Herzelinde (oyuncu)
  • 2009: Soul Kitchen (yönetmen, senarist ve yapımcı)
  • 2009: Min dît (yapımcı)
  • 2009: New York I Love You (yönetmen ve senarist)
  • 2012: Cennetteki Çöplük
  • 2014: Kesik (The Cut)

Belgesel film

  • 2001: Wir haben vergessen zurückzukehren (yönetmen ve senarist)
  • 2005: Crossing The Bridge – The Sound of Istanbul (yönetmen, senarist ve yapımcı)
  • 2012: Garbage in The Garden of Eden (yönetmen)

[1] Göçün Toplum Bilim Terimi Olarak Tanımı. http://tdkterim.gov.tr/bts/ (11.02.2016)

[2] Çalışkan, K. (21.09.2011). Başarısız Göç Öyküsü. Radikal http://www.radikal.com.tr/yorum/basarisiz_goc_oykusu-1063955 (11.02.2016)

[3] Işıkoğlu, D. (2005).  Kültürlerin Kesişimi, Aksanlı Sinema ve Almanya’daki 2. ve 3. Kuşak Türk Yönetmenlerin Sinemasal Üretimi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. s. 81

[4] Tosun, A. F. (2006). Almanya’da Yaşayan Türk Yönetmenlerin Filminde Göçmenlik Olgusu. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, İzmir s.96-97

[5] Işıkoğlu, D. (2005).  Kültürlerin Kesişimi, Aksanlı Sinema ve Almanya’daki 2. ve 3. Kuşak Türk Yönetmenlerin Sinemasal Üretimi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. s. 83

[6] Armutçu, E. (21.02.2004). İki Ülkeye Birden Hasret Kaldıkları Ödülü Getiren Türk Fatih Akın. Hürriyet Gazetesi.

[7] Arman, A. (13.03.2013). Abi Resmen Almanım Ben!. Hürriyet Gazetesi.

[8] Deliormanlı, E. (2006). Fatih Akın’ın Aksanlı Sineması. (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi). Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Ankara

KAYNAKÇA

Arman, A. (13.03.2013). Abi Resmen Almanım Ben!. Hürriyet Gazetesi

Armutçu, E. (21.02.2004). İki Ülkeye Birden Hasret Kaldıkları Ödülü Getiren Türk Fatih Akın. Hürriyet Gazetesi.

Behrens, V. , Töteberg, M. (2011). Fatih Akın: Sinema Benim Memleketim. İstanbul: Doğan

Çalışkan, K. (21.09.2011). Başarısız Göç Öyküsü. Radikal http://www.radikal.com.tr/yorum/basarisiz_goc_oykusu-1063955 (11.02.2016)

Çelik, L. (2012). Ellinci Yılında Göçtürklerin Türkiye ve Almanya Açısından Önemi. Tarihin Peşinde. 7, 147-164 http://www.tarihinpesinde.com/sayi7/pdf/10.pdf

Deliormanlı, E. (2006). Fatih Akın’ın Aksanlı Sineması. (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi). Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Ankara

Işıkoğlu, D. (2005).  Kültürlerin Kesişimi, Aksanlı Sinema ve Almanya’daki 2. ve 3. Kuşak Türk Yönetmenlerin Sinemasal Üretimi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul

Tosun, A. F. (2006). Almanya’da Yaşayan Türk Yönetmenlerin Filminde Göçmenlik Olgusu. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, İzmir

Ünser, O. (2004 Mart, Nisan, Mayıs). Yurtdışında Yaşayan, Çalışan Yönetmenlerimiz. Antrakt: Aylık Sinema Dergisi

Erişim tarihi: 01.04.2016 https://tr.wikipedia.org/wiki/Fatih_Akın

Sibel Aksu
Bilgi Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölümü öğrencisi. Sinemayla yakından ilgili. Okumak, yazmak, seyahat etmek kendi isteğiyle, istikrarlı olarak yapabildiği nadir uğraşlardan.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Armaggan Art & Desing Gallery

Galerimizin kuruluş çalışmaları 2011 yılında ARMAGGAN çatısı altında hayat buldu. Galerimiz Tarihi Yarımada’da yer alan Nuruosmaniye Caddesi üzerinde yer alıyor....

Kapat