Godot’yu Bekler Gibi Umudu Beklemek

Biz yine yalnız kalacağız hiçliğin ortasında.

Bekliyoruz, sonsuz ve derin. Bir şey olması için, birinin gelip bizi kurtarması için çaresizce bekliyoruz! Modern dünyanın getirdiği tüketim alışkanlığıyla beraber, sürekli kendini sağa sola savuran insanın, hayat karşısında yenik düştüğü kesin. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyen insanoğlunun çaresizliği büyük. Bu yılgınlıkla, bizler üzerimizdeki mutsuzlukla hayata devam etmeye çalışıyoruz. Yapacak bir şey kalmadığını düşündüğümüz anda, umudu tüketmek mi daha yeğdir, yoksa umudu tüketmeden üretkenlikle hayata bağlı kalmak mı?

Estragon: Mutsuzum.

Vladimir: Hadi canım. Ne zamandan beri?

Estragon: unutmuşum.

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı oyunun, varoluş sancıları çeken kahramanlarının sorunu da bu değil miydi? Hiçbir şey olmayacağını bildikleri halde, beklemeyi beklemek ve bu bekleyişte umudu kaybetmemek! Belki de bu hiçlikle, tüm gerçeklikten soyutlanarak deliliğe bürünmek daha anlamlı olacaktır, ne de olsa bizdeki “deliliğe övgüdür.”

“Hepimiz deli doğarız bazılarımız öyle kalır”

Vladimir ve Estragon tüm yenilmişliklerine rağmen, bilinmeyen birini ya da bir şeyi beklemeye başlarlar. Aslına bakarsanız; bu sonsuz ve sonuçsuz bekleme anındaki sorgulayışları insanoğlunun kendi tuhaflığının bir kanıtı değil midir? Godot, onlar için kimi zaman bir kurtarıcı ya da Tanrı, kimi zamanda yasa koyucu biri olarak karşımıza çıkar. Absürt olmanın yarattığı mizansen ile oyun, kimi zaman kara mizaha dönüşür. İnsanların sancıları, bitmek bilmeyen acıları iki kahraman ile ses bulur.

Vladimir: Acıyor mu?

Estragon Acıyor.

Vladimir, sanki bir tek sensin acı çeken, bir sürü insan var.

Vladamir: İnsan gülmeye bile cesaret edemiyor.

Estragon: korkunç bir yoksunluk bu.

samuel-beckett-godot'yu-beklerken

Samule Beckett, 20. yüz yılda bireyin bitmek bilmez varoluş çabasını sorgularken, yükselen burjuvaziyi de es geçmez. Sahneye kölesi Lucky ile giren Pozzo’nun onca zenginliğine rağmen, kendini tatmin etmeye çalışırken ki tavırları oldukça manidardır. Bir hayvandan farksız olan Lucky’nin boynundaki ip, ise itaat etmenin boyunduruğundaki çaresiz insanın temsilidir.

Alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı.

Sınıf farklılıkların dile geldiği kısımlarda, modern dönem burjuvazi insanına sıkı eleştiriler gelir. Kendi kendini överek göğsünü kabartan Pozzo, hayvan gibi davrandığı Lucky’den haz almaz ve direncini kaybederek övülme isteğini belirtip acizliğini dillendirir.

Ne kadar güçlü olsa da insan hep pohpohlanmaya ihtiyacı vardır. 

godotyu-beklerken-samuel-beckett

Beckett, oyunun sonunda Pozzo ile bir hesaplaşma içerisindedir adeta. Artık gözleri görmeyen Pozzo, tüm çaresizliğiyle yine yollardadır. Bir anda Luck ile yere yığılır ve yardım ister. Vladamir ise yine sorgulayıcı tavrıyla dikkat çeker.

Çınlayan şu yardım çığlıkları bütün insanlığa yöneltilmiş! Ama burada, zamanın bu anında, istesek de istemesek de bütün insanlık biziz. Çok geç olmadan bundan yararlanalım! Zalimce bir alın yazısının bize layık gördüğü iğrenç, güruhu hakkıyla temsil edelim! Ne dersin? Kollarımızı kavuşturup yardım etmenin iyi ve kötü yanlarını hesaplarken cinsimize kötülük etmediğimiz doğru. Kaplan hiç düşünmeden hemcinsinin yardımına koşar ya da çalılıkların kuytularına siner. Ama sorun bu değil. Sorun burada ne yaptığımız…

Ve zamanın acımasızlığı, önemsizliği Pozzo’nun dilinden haykırarak yükselir.

Kahrolası zamanınızla bana yaptığınız eziyet yetmedi mi? İğrenç bir şey bu! Ne zamanmış! Ne zaman!

Bir gün!

Yetmiyor mu bu size? Bir gün dilsiz oldu, bir gün ben kör oldum, bir gün sağır olacağız, bir gün doğduk, bir gün öleceğiz, aynı gün, aynı an, yetmiyor mu bu size? Bir ayağımız çukurda dünyaya getirirler bizi. Güneş bir an parıldar… Sonra yeniden gecedir.

Neyi beklediğini bilmeyen Vladimir ve Estragon’un umudunu pekiştirecek şeylerden birisi, sadece elinde sahneye notla giren köylü çocuktur: Godot bugün gelemeyeceğini söyledi. Ama yarın mutlaka gelecek.

Estragon: İnsan biliyorsa eğer,

Vladamir: Sabretmekten yılmaz.

Estragon: Neyi beklemesi gerektiğini biliyorsa…

Godot'yu-beklemek-samuel-

Kuraklığın arasında bekleyişlerini sürdüren bu iki kişiye karşı, yaşam belirtisini simgeleyen tek şey sahnede hiç kaybolmayan, cılız, birkaç yaprağı kalan ağaçtır.

Kararlı bir biçimde doğaya dönmeliyiz.

Sürekli bekleyen Estragon ve Vladamir’in üzerine geceleri sadece ay doğsa da, gündüzleri yok olmaya mahkûmdur. Bir tek ağaç bu duruma dirayet gösterir.

Daima bir şey buluruz değil mi Didi, bize var olduğumuz izlenimini verecek.

Hayalci ve unutkan Estragon karşısında Vladimir her şeyin farkındadır. “Ne üstün oyunlar oynar bellek… Ömrümce, kendime, Vladimir makul ol, henüz her şeyi denemiş değilsin deyip karşı koymuştum o fikre, sürdürüyordum mücadelemi… Korkunç olan düşünüyor olmak. 

Birey, din, toplum ve sınıf farklıların işlendiği Godot’yu Beklerken, varoluşsal yapısıyla her daim güncelliğini koruyan bir eser.

Her insan çarmıhı sırtında taşır ölene dek. Ve sonra unutulur.

godotyu-beklerken-samuel-beckett

 

Sevil Ateş

MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Madde mi ağır yoksa mana mı?” Ağır Roman

"O bin tılsımlı anın çarşafından ağır ağır geçirirken hayatını, bilemezdi üç tekerlekli bisikletin karanlığa takla atacağını." Savaş Dinçel’den, Müjde Ar’a,...

Kapat