Goethe: “Dünya Hassas Kalpler İçin Cehennem Gibidir”

“Eğer duyarlılığım olmasaydı gözlerim görseydi bile kör olurdum.”

(Johann Wolfgang Von Goethe)

Goethe, 1749 Frankfurt doğumlu. 

Tam seksen üç yıl yaşıyor. 
1832’de, Weimar’da hayata gözlerini yumuyor.

Annesi mistik; bir hayli duygusal. 
Babası soydan gelen bir rasyonelliğe kapılmış. 
Ama Goethe, her iki kutuptan da beslenmeyi bilmiş. 

Önce hukuk okuyor, hem de doktoraya kadar. Sonra doğa-bilim alanında ve resim sanatında yeteneğini ortaya koyuyor. En sonunda malum, edebiyatın ihtişamlı dünyasında hassas bir yıldız oluyor ve şavkıyor.

Goethe, çok okumuş, çok düşünmüş, çok yazmış. O, engin bir derya. Namı yaşadığı ülkeleri aşmış, dünyaya yayılmış. Ölüm tarihini de hesaba katarak düşündüğümüzde Goethe, devrimin ve aydınlanmanın Almanya’da filizlenen muazzam bir beyni. 

Kitapların cangıllı ve kalabalık dünyasında onun eserleri seçkin, apaydın ve göz kamaştırıcı. Bu müstesna yazarı ve onun muhteşem eserlerini tanımamak bir okur için tek kelimeyle bedbahtlık.

“Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.”

ozan-1

Goethe için insanın acziyetinin farkına en güzel varabilmiş yazardır, demek abartılı olmaz.

Onu okudukça insan ne olduğunu ve olabileceğini daha iyi idrak ediyor.

”Daha az konuşup daha çok çizmeliyiz. Kişisel olarak konuşmayı tamamen reddetmeyi ve tıpkı organik doğanın yaptığı gibi söyleyeceğim her şeyi çizimlerle ifade etmeyi isterdim. Şu incir ağacı, şu küçük yılan, pencere pervazımdaki sessizce geleceğini bekleyen koza, bunların hepsi önemli işaretlerdir. Bunların anlamlarını doğru olarak çözmeyi başarabilen bir insan kısa süre sonra yazılı veya sözlü kelamdan tamamen vazgeçebilecek duruma gelecektir. Üzerine düşündükçe, konuşmada öylesine boş, bayağı ve hatta (söylemeye kışkırtılıyorum) züppece bir şey buluyorum; sanki insan doğanın ciddiyeti ve suskunluğu karşısında, yalnız bir kayanın karşısında veya yaşlı tepelerin ıssızlığı içinde hissettiği türden bir dehşet yaşamaktadır!” 

der orta yaşlarındayken ve çok fazla konuştuğumuzdan yakınır Goethe.

Usta tiyatro yazarı Haldun Taner bu bilge yazar için şöyle der:

“Goethe insanlarla ilgili her şeyi söyleyip tüketmiş bir bilgedir.”

Hakikaten öyledir.

İnsana, insan yaşamına ve yaşama dair neredeyse bütün hakikatleri söylemiştir Goethe.

“Hiçbir şey çoğunluktan daha mide bulandırıcı değildir; çünkü birkaç gürbüz öncüden, kendilerini onlara uyduran üçkağıtçılardan, kendilerini onlara benzetmeye çalışan zayıf insanlardan ve ne istediklerini hiç bilmeksizin arkalarında dolanan yığınlardan oluşur.” demiştir neredeyse iki yüz yıl önce.

Faust, Goethe’nin tüm hayatının, yaşadığı pişmanlıkların, gelişimlerin ve anlam arayışının bir özeti gibidir. 21 yaşında başladığı bu kitabı 83 yaşında ölmeden birkaç hafta önce bitirebilmiştir. Kitap kısım kısım ilerledikçe romantizmden klasizme doğru evrilir. Nihayetinde hümanist bir kitaptır ve insanın tüm işlediği günahlara karşın bu dünyada mutluluğa erişebileceğini vurgular. Sonuçta Faust ruhunu şeytana satmaktan kurtularak insanın erdem sayesinde tüm zorluklar ve çöküşlere rağmen ayağa kalkabileceğini, değerini koruyabileceğini göstermiştir.

Goethe’yi çağının ve Batı dünyasının ünlü filozoflarından ayıran en büyük farklılıklarından biri ise Doğu’ya olan ilgisi olmuştur. Özellikle Schiller’in ölümünün ardından Doğu’nun mistik eserlerine ilgi duymuş, Kuran’ı defalarca hatmetmiştir. İranlı şair Hafız-i Şirazi’ye olan büyük hayranlığı bu döneme denk gelir. 

Goethe, hayatının son günlerinde bile ciddi bir çabayla renkler kuramı ve botanik ile ilgili fikirlerini dostlarıyla mektuplaşmış, öğrenme ve arama isteğinden vazgeçmemiştir. Belki bu isteğin bitmesini, her zaman en çok kıymet verdiği şey olan eylemden geri kalmayı ölümden daha da can sıkıcı olarak görüyordu. Eckermann isimli kitabında şöyle yazar: “ İnsan, dünyanın problemlerini çözmek için değil, ama problemin nerede oluştuğunu anlamak ve sonunda da kavranabilir olanın sınırında durmak için doğmuştur.” 

İçimde uyanan yaratma isteği sınırsızdı” diye yazmış olan Johann Wolfgang Von Goethe, yaşamıyla ve bıraktıklarıyla büyük sıfatının önünde durmaya fazlasıyla layık bir şahsiyettir.

”Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor.
Kendini üzme!
Bataklığa düşen taş,

dalgalar oluşturmaz.”

ozan-2

KAYNAKLAR:

*enzay / Goethe

top of the roop / goethe

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yılın İlk Oscar Ödülü Jackie Chan’e Verildi!

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından dağıtılan Oscar ödüllerinin bu yılki ilk sahibi Hong Konglu oyuncu ve dövüş ustası Jackie...

Kapat