Hasan Ali Toptaş: Çok Ücrada Küçük Bir Göl Gibiyim Ben, Küçük Bir Esintide Acayip Bulanıyorum.

‘‘adına taşra denilen o yoklar ve yokluklar diyarında…’’

Hasan Ali Toptaş, hepimizin yerine dünyanın derdini taşradan anlatıyor ve bu derdi bize bir zaman sonra derman eyliyor, sezmenin bilmekten daha iyi olduğunu söylüyor.

“Zaten dünya büyük bir şey değildir Hasan’ım Ali, kimi zaman sevdiğimiz insanın yüzü, kimi zaman hayal edilen bir dokunuşun büyüsü, kimi zaman da kapıldığımız bir hevesin genişliği kadardır.” (Uykuların Doğusu)

Kuvvetli ve derin cümleleriyle hayatı çözümlemeye çalışıyor aslında Toptaş.

“Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi.
Başka bir deyişle, yaşam dediğimiz o kocaman ve karmaşık serüvenin, kimi zaman birkaç saniyede kurgulanıp birkaç saniyede inanılmaz bir hızla yön değiştirdiği ve günlerimizin, haftalarımızın, aylarımızın, hatta yıllarımızın gerisinde kalan o birkaç saniyenin bütün ömrümüzü kapladığı…” (Sonsuzluğa Nokta)

Hasan Ali Toptaş, has edebiyatı zaten okurken hissedeceğimizi söylüyor: “Has edebiyat ‘bizim için’ yazılmamıştır, ‘bize’ yazılmıştır. Yani okura yazmakla, okur için yazmak arasında çok fark var” diyor.

Yazar, bir röportajında edebiyat dünyasını şöyle değerlendiriyor:

”Son derece güzel eserler de yazılıyor elbette ama bir aynılaşmadan da söz edebiliriz. Teknolojik gelişim nedeniyle bir çeşit hız çağında yaşıyoruz ve ister istemez hız her şeyin ağırlığını hafifletiyor. Hayatın giderek artan bu hızlı temposu yüzünden, artık dirseğimizi dayadığımız masa yirmi yıl önceki ağırlığında değil bugün; selamlaşmalar, aşklar, yemekler, sohbetler, yani akla gelebilecek her şey yirmi yıl önceki kadar ağır değil. Her şey çok hızlı ve hızı oranında da hafif. Bu hız işte aynılaşmayı yaratıyor bir ölçüde. Aynı zamanda bu hız edebiyatta aforizmasal bir söylemi de getiriyor kendiliğinden, ki bu, edebiyat çağımızın hastalığıdır bana göre. Halbuki edebiyat zamanın hızına müdahaledir.”

hasan-ali-toptas-3

Yurtdışına çıkmak için gittiği havaalanında yol için yanında okuyacak bir şey getirmediğini fark edip büfeden Sözcükler dergisinin yeni sayısını alır Toptaş. Hemen bir köşeye ilişip içindekileri açar ve başlığına vurulup “Ev kuşu oda böceği” adlı yazıyı okumaya başlar. Bir süre sonra yazıda bahsedilen konuların kendisine hayli tanıdık geldiğini fark eder. Sonra başlığın yanında yer alan yönlendirmeyi (*) fark edip yazının altında yer alan dipnotu okur:

*”Ev kuşu oda böceği” evinden dışarıya pek fazla adım atmayan Hasan Ali Toptaş’a arkadaşlarının uygun gördüğü isimdir.

Toptaş kendisine yakıştırılan bu lakabı ilk olarak dergideki mevzubahis yazıda öğrenir. O kadar seyrek görüşmektedirler ki, arkadaşları kendisine bu yakıştırmayı yaptıklarını söyleme fırsatını bile bulamamışlardır.

Edebiyatçılığın “pop-star”lık mertebesine dönüştüğü modern zamanların dervişi aslında, Hasan Ali Toptaş.

Yanılmıyorsam Todorov’un bir lafı vardı: “Her metin; yazarın sözcükleri okuyucunun anlamları getirdiği bir pikniktir” mealinde. Hasan Ali Toptaş metinleri bu açıdan sonsuz güzellikte, hiç bitmeyen, tüm gerçeklik hislerinizi şımartan, rengi-kokusu tarifsiz piknikler gibidir. Siz de benim gibi; her yazarın, yazdıkları metinler ne kadar farklı olursa olsun, dertlerinin bir biçimde hep aynı olduğunu düşünen okurlardansanız şu üç sözcüğü sizle paylaşmak isterim: Zaman-taşra-hayal.

Kendi adıma Toptaş metinlerinde bu üç sözcük benim anahtarım olmuştur.

Hasan Ali Toptaş, okuyunca, sanki yazdığı metni sadece sizin için yazmış gibi hissedebileceğiniz gerçek bir yazar.

“… Ben şeyim, çok ücrada küçük bir göl gibiyim ben, küçük bir esintide acayip bulanıyorum. Ne bileyim Facebook üyesiydim eskiden, onun da bir limiti varmış beş bin arkadaş, o doldu ve bir hesap daha açtım, bir beş bin daha oldu. Sonra gençler akıl verdiler, dediler ki; ‘takip edilebilir konum ayarlarını takip edilebilir haline getir.’ geçti, 13 bin 14 bin oldu ama baş edemedim. Orada küçük bir yorumdan, tatsız bir yorumdan, bir hafta on gün kendime gelemedim, evin içinde dolanıyorum. Çok dert ediyorum ben. Yani ben şey olsam, yani yeterince param olsa, evin çevresine muhafızlar dikip, “beni koruyun” diyeceğim. Üzerime bir çakıl taşı bile düşmesin, çabuk bulanıyorum. Bunu iyi bir şey olduğu için demiyorum, keşke böyle olmasa!”

                                                                                                                                                     (Hasan Ali Toptaş)

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Küba’ya Yerleşip Türkiye’yi Özlememek İçin 13 sebep

Doğası, sade yaşamı, eğitimi ve sağlık koşulları ile bizi kendine hayran bırakan bir şehir Küba. İnsanlarından tutunda, yemeklerine kadar yabancılık...

Kapat