Hayal Etmek ve Yazmak Üzerine: J.K. ROWLİNG

Hayatta yapmaktan yegane haz duyduğumuz işten para kazanmak isteriz hepimiz. Makul seviyede para kazanmak, maksimum düzey mutluluk. Belki de bazılarımız için tam tersi… Her ne kadar pek çoğumuz bunu bir hayal olarak görmüş isek ya da kimimiz buna erişmiş gülümsüyor ise, ya da ve ya da bunun saçmalığına inananlarımız var ise de; bu yazı yaşamı boyunca vazgeçemediği yeteneğinden meslek edinen bir kadının hikayesine değiniyor. Hikaye hayatını hayal etmek ve yazmak üzerine kurmuş, kitap yazarak milyarder olan ilk insanın hikayesi.

Şişe dibi gözlükleriyle, içine kapanık, çoğu sportif aktivitede başarısız, küçük, çilli bir kız çocuğu ve silik geçmiş çocukluk günleri… Şu an dünya üzerinde büyük fanatikleri olan, imza günlerinde hayranlarının dolup taştığı, saygın bir şöhretin sahibi olan J.K. Rowling’in asıl adı Joanne Rowling. Adını pek çoğumuzun bildiği, günümüz çağdaş efsanesi Harry Potter fantastik roman serisinin İngiliz yazarı J.K. Rowling için J.K. kısaltması, ilk kitabın yayıncısı Bloomsbury’in erkek okuyucuların kitabın yazarının kadın olduğunu öğrendiklerinde okumayacaklarına inanması ile kısaltılmış, kendisine Kathleen adı verilmemiş olmasına rağmen büyükannesinin onuruna bu adı almıştır.

Hayatı  boyunca içinde hep yazar olma dürtüsünün varlığını hisseden Rowling için yazının temeli altı yaşındayken kaleme aldığı ‘’Tavşan’’ isimli öyküsüyle başlar. Çocukluğunu kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi Di ile birlikte Wye Nehri kıyısında keşif gezintilerine çıkıp hayaller kurarak geçirirken, iki kardeşin en büyük isteği canlı bir tavşan sahibi olabilmektir. Böyle bir hayalin büyükçe etkisiyle olacak ki; hikayesi kardeşinin bir tavşan deliğine düşmesiyle başlar, oradaki tavşan ailesinin onu çileklerle ağırlamasına dair umutlu ve keyifli bir hikayeye dönüşür.

Pasif geçen çocukluk günlerinin devamında ilkokuldan sonra Wyedean Okulu’na başlayan Rowling’in zamanla kendisi gibi pek popüler olmayan arkadaş grubunu toplayarak onlara öyküler anlatması sıradan bir durum haline gelir. Bu öykülerinin kahramanlığını ise kendisinin ve arkadaşlarının üstlendiği tahmin edileceği üzere, hikayeler tamamen gerçek hayatta yapmaya cesaret edemedikleri şeyleri dilde yapmaya olanak tanıyan eğlenceli birer hayal ürünüdür.

Zaman geçtikçe yazmaya olan ihtiyacı ve isteği artan Rowling, ergenlik çağına geldiğinde kendisini tamamen yazmaya verir ve bu dönem içinde yazdıklarını hiç kimse ile paylaşmaz. Yazdığı ve çok kötü bulduğu birkaç romanını hiç kimseye göstermeden gömen yazar, yine bu dönemde anne-babasının tavsiye ve baskısıyla Exeter Üniversitesi Fransızca Bölümü’ne girmesini ise büyük bir hata olarak değerlendirir:

‘’Onlar yabancı lisanın , iyi bir sekreterin kariyerinde elzem olduğu fikrinden yola çıkıyorlardı. Oysa bir türlü organize olmayı beceremeyen bendeniz, bu dünyada sekreterlik yapabilecek son kişiydim.’’

Okulunu bitirdikten sonra sekreterliğe başlayan Rowling için uzun toplantılarda veyahut not alması gerekli durumlarda elindeki kağıtlara kendi hikayelerini yazmaya dalmasıyla sekreterlik hayatı oldukça kısa sürer. Böylesi bir dönemin kendisine aslında bir avantaj sağladığına inanan yazar bugün o dönem içinde hiç kimse hikayelerine bakmazken tape edebilme imkanı bulduğunu söyler.

Sekreterlik macerasının bitişiyle birlikte Portekiz’e İngilizce öğretmenliği yapmak üzere yola çıkar Rowling. Aklında ‘kendisi onların dilini konuşamazken, onlara dilini nasıl öğreteceği’ sorusu olsa da bu cesareti göstermesi gerektiğini düşünür ve bu mesleğin mesai saatleri edebi çalışmalarına olanak verdiği için öğretmenlik yazarlığa götürecek yolda en ideal tercihtir.

Aklında senelerce yazarlık yapmak olmasına rağmen çıkardığı tek bir kitabı bile bulunmayan Rowling için en önemli mesele kendisini tamamlayacak doğru şeyi bulup mutlu olmaktır. Tamamlayacak şey senelerdir bellidir, ama adını koyamadığı bir şeyi bekler. Hepimizin çoğu anda yaşadığı gibi adını bilmediği, ama geleceğini bildiği ve beklemesi gerektiği şeyi bekler Rowling. Ve bir gün Manchster’dan London King’s Cross’a  giden gecikmiş bir trende gelir Harry Potter. Hemen o an planını hazırlamaya başladığı ve daha o günden 7 kitaplık bir seri yazacağını bilen Rowling için bu süreç tam 5 yıl sürmüştür. Bu zaman zarfında Rowling Portekiz’de tanıştığı bir gazeteciyle evlenir, ertesi yıl bir bebekleri olur ve iki yıl sonrasında ayrılır. Zaman ne kadar adaletsiz işlese de Rowling Potter’ı bırakmaz, öyle ki evini terk ederken bile yanına bir tek bebeği ile Harry Potter’ı alır. Eşinden şiddet görmüş, ayrılmış ve işsizlik maaşıyla geçinen genç kadın bebeği pusette, her bulduğu alanda romanını yazmaya devam eder. Ve sonunda işsizlik maaşıyla geçinen bu kadın dünyada sayısız hayran edinmiş, kitaplarından filmler yapılmış saygın bir yazar olur. Kendisi bir röportajında şöyle bahseder Harry Potter’dan:

‘’ Basit bir temaydı esasında. İyiyle kötünün mücadelesi. Bana bazen çocukları mı yetişkinleri mi düşünerek yazdığımı soruyorlar. Hiçbiri… Ben sadece kendim için yazıyorum. Kitaplarda yer alan da tamamen bana hitap eden espri anlayışı. Seriye yetişkinlerin de ilgi göstermesini belki de en iyi bu açıklar.’’

Rowling’in bu harika hikayesinde beni en çok etkileyen şu an Uluslararası Çocuk Kuruluşu LUMOS’un kurucusu ve başkanı olmasıdır. Lumos’u bilenler bilir, Harry Potter dünyasındaki temel büyülerden biridir. Asadan ışık saçarak yapılan bir aydınlatma büyüsü.

Rowling’in kendi kurduğu dünyasının aydınlığını, bugün bizim dünyamızın çocuklarına taşıyan harika bir kadın olmasıdır beni etkileyen.

(Yazarın kendi yaşam öyküsünü anlatan Magic Beyond Words filmini izlemenizi tavsiye ederim.)

 

Okumadan geçmeyin:

Mendilimde Kan Sesleri / Edip Cansever

Elifcan Koç
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi BIIBF Maliye öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Tatil Planlarınızı Yapmadan Önce Dikkat!

Bütün bir yıl boyunca hayalini kurduğumuz tatil günlerinin unutulmaz olması için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Kalacağımız yeri, gideceğimiz rotayı,...

Kapat