“Hep Aynı Boşluk… Aynı Boşluğun Istırapla, Acıyla, Beyhude Ümitle Dolması.’’

“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”

(Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar)

Tanpınar’ı ”özel bir düşünür” kılan esas özelliklerin başında onun bu hususta geliştirdiği derin bilgi ve sezgi gelir. Tanpınar’ın yeni olan ile ilişkisi mazi üzerinden kurulur ve fakat bu mazi ”yeni olan”ı anlamsız kılan bir özellik arz etmez. Ahmet Hamdi’nin çabası ”bize ne olduğu”nu anlamaya yöneliktir. Bu ”anlamak” edimi onu salt reaksiyoner bir fikir adamı, kuru bir gelenek savunucusu olmaktan uzak tutan ve toplumsal aktörlerin yaşanılan deneyimleri nasıl algıladığını serimlemeye yönelik zorlu bir uğraşın takipçisi yapan temel unsurdur. Tanpınar, insanı kültürden ayırmaz. Gökkubbenin altında değişen pek çok şey olduğunun farkındadır. Bu ona hem bir heyecan hem de maziden gelen ve hızla aşınan huzur duygusunun yitip gitmesinden dolayı esrarlı bir hüzün duygusu verir.

Bu hüzün duygusu ve maziye bakış, Türk muhafazakarlığının özellikle Yahya Kemal-Ahmet Hamdi-Ekrem Hakkı Ayverdi-Nihad Sami Banarlı çizgisinde kuvvetli bir biçimde belirginlik kazanan bir nostalji duygusunun kalbinde yatmaktadır. Bu nostalji duygusu yalnızca mazinin bütününü değil, mazi içinden seçilmiş ögeleri de kapsamaktadır. Ve açıktır ki bu kapsayış Türk muhafazakarlığının zaman tasavvuru ile de kol kola ilerlemektedir. Özellikle huzur üslubu içindeki muhafazakar yönelimin zaman tasavvuru Bergson’cu ”süre”(duree) kavramsallaştırması ile formüle edilebilir.

Bergson için ”süre”nin geçmişin ileriye doğru büyümesi ile tarif edilmesi Tanpınar’ın ”ne içindeyim zamanın/ne de büsbütün dışında/yekpare, geniş bir anın/parçalanmaz akışında.” dizelerinde ya da Yahya Kemal’in ”kökü mazide olan ati” ifadesinde yankısını bulur gibidir .

Tam da bahsettiğimiz bu zaman tasavvuru, Tanpınar’a aradığı huzuru bulmak için elverişli bir atmosfer yaratacaktır ve böylelikle Tanpınar, üstadı Yahya Kemal’i anımsatır bir biçimde, ”’yeni’ medeniyet ile ‘eski’ kültür arasında sentetik bir ilişki tasarlamakla değil, hayatta kaybedilen bütünlük ve devamlılık fikrini bir ruh bütünlüğü içinde yeniden kurmakla meşgul” olabilecektir. Burada zikredilen bütünlük fikri, geçmişin şimdiyi içine alan ve geleceğe doğru genişleyen akışkan hareketi temelinde, Tanpınar’ın medeniyet ve kimlik algılayışını doğrudan etkilemektedir.

Ahmet Hamdi Maziyi ve şimdiyi, Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’i, Doğu’yu ve Batı’yı özgün ve özgül bir birliktelik içinde değerlendirir. Onun kurgulamaya çalıştığı bütünlük düşüncesi, kendi köşemizde hareketsiz kalmamızı engelleyecek ve bizi ”yalnızca hadiselerin dünyası”nda yaşamaktan kurtaracaktır. Bu kurtuluş ”ölülerin de bu toprakta ve hayatımızda bir söz hakkı olduğu”nu ve ”anane ve devamın her şeyin temelinde yer aldığı” nı kabul etmek ile mümkün olacaktır biraz da. Bu bakımdan bütünlük fikri Tanpınar’ın ve Türk muhafazakarlığının, Le Guin’e atfen söyleyecek olursak, ”hep yuvaya döndüğü” bir mecra olmuştur. Bu fikir şimdiyi ve geleceği mazinin potasında zarif bir biçimde eritme arzusunun bir ürünüdür.

Mazinin çağrısı ile yaşanılan hayatın temposu arasında bitmesi gereken gerilim bizleri çelişik bir ruh haline sürükler Tanpınar’a göre. ”Hayatımızın bazı devirlerinde yeninin adamı olarak eskinin tazyikini duyuyoruz; bazı devirlerde eskinin adamı olarak yeninin tazyiki altında yaşıyoruz.” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğu’nun ve Batı’nın ”ruh iklimleri” üzerinde gezinirken çok mühim bir meselenin, ”kendimizin peşine düşmek” lüzumunun altını ısrarla çizer.

“Biz şimdi bir aksülamel (tepki) devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede Efendi’yi Wagner olmadığı için, Yunus Emre’yi Verlaine, Baki’yi Goethe ve gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın, Türkistan’ın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti bulunduğumuz halde çırılçıplak yaşıyoruz.

Coğrafya, kültür, her şey bizden yeni bir sentez bekliyor; biz görevimizin farkında değiliz. boşu boşuna başka milletlerin tecrübesini yaşıyoruz.”

Huzur / A. Hamdi Tanpınar

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ölmeden Önce Mutlaka: ”Base Jumping”

İnsanın kendisini özgür hissettiği belli zamanlar vardır. Bu zamanlardan bazılarıysa en tehlikeli sporlar türlerinden birini denemekten geçiyor. Base Jumping; kişinin...

Kapat