Hiç Geçmeyen Bir Kırıklık: İntihar Eden Yazarlar

“İntihar etti dediler benim için;
hayır, etmedim.
Tadı yokken bile,
tadında bırakayım dedim”

Bu yazıda, dünyayla derdi olan  ve bu derde derman bulamayan (belki de bulmak istemeyen) bazı yazarlardan bahsetmek istedim sizlere. Başlıkta sırf daha kolay anlaşılmak için ‘intihar eden yazarlar’ tamlamasını kullandım. Yaptıkları eylemi tartışmaktan ziyade onların dünya sızılarını okşayalım istiyorum sadece. Çok genç yaşta dahi dünyayı kendine sorun edinenlerin çağındayız ve böyle bir çağdayken bu yazarları da tanımak gerekiyor. Onlarda var olan ve hiç geçmeyen kırıklığı anlamak ve anlatabilmek dileğiyle.

VİRGİNİA WOOLF

ozan-2

“Sevgilim, yine delirmek üzere olduğumu hissediyorum. Böyle korkunç bir dönemi bir kez daha kaldıramayacağımı hissediyorum. Sanırım bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce, birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu bile doğru dürüst yazmayı beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sana sadece tek bir iyilik yapabilirim; Hayatını daha fazla mahvedemem. Birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.” 

18 Mart 1941, İngiltere.

Bu tarifsiz satırları kocası Leonard’a gönderdikten sonra intihar eden kişi Virginia Woolf’tur. Kendisi, yirmi dokuz yıl boyunca evli kalmalarına rağmen kocasına cinsel anlamda hiçbir arzu duymayan, bir kez bile olsun onunla aynı yatağı paylaşmayan, delilik ve kriz dönemlerinde onu türlü türlü sıkıntılara sokan kişidir aynı zamanda.

STEFAN ZWEİG

ozan-3

Ünlü Satranç kitabının yazarı Zweig bir Alman olarak, Nazi Almanyası’nda yaşamıştır ve yıllarca bunun utancını yaşamıştır. Karısıyla birlikte, Almanya’dan kaçarak Brezilya’ya yerleşmiştir. İntiharını da yine karısıyla birlikte yapmıştır ve sebebiyse yaşadığı bu utanç olduğu iddia edilmektedir. Zweig’in intihar mektubundan bir parça: “Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeğe kendimi mecbur hissediyorum. Bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanım konuşulduğu dünya, bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu, ama 60 yaşından sonra, yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi. böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor. Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler, ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

SYLVIA PLATH

ozan-4

11 Şubat 1963 yılında şair olarak takdir gören ancak bir sanatçı olarak çok tanınmayan 30 yaşındaki Sylvia Plath kendi canına kıydı. Bazı kimseler Sylvia Plath’in yalnızca “zihinsel işkenceler gören bir şair” aldatılmış bir kadın ya da trajik edebiyat sarışın modeline indirgenmesine karşı çıkmış olsa da, kişisel yazılarından anlaşılan onun gerçekten de yaşamın amacını bulmakta güçlük çeken, sıkıntıları olan bir kadın olduğudur.

Bir yazısında Plath’in hayat ve ölüm ile olan çatışmalı ilişkisi şiirsel bir şekilde kendini gösteriyor: “Benimle birlikte şimdiki zaman sonsuz ve sonsuzluk daima değişiyor, akıyor, eriyor. Tam bu saniye hayatın kendisidir. Ve saniye geçtiğinde, artık o ölmüştür. Ama her yeni bir saniye ile tekrar bir başlangıç yapamazsınız. Ölü olandan yola çıkarak yargıda bulunmak zorundasınız. Bu… Yutan bir kum, daha başından çaresiz. Bir hikaye, bir resim duygulanmayı biraz olsun harekete geçirebilir ama yeteri kadar değil, yeteri kadar değil. Şimdiki zamandan başka hiçbir şey gerçek değil ve daha şimdiden yüzyılların beni boğduğunu hissedebiliyorum. Bundan yüzyıllar önce tıpkı benim gibi bir kız yaşardı. Ve o şimdi ölü. Ben şimdiyim ancak biliyorum ki ben de gelip geçeceğim. O büyük an, parlayan ışık gelir ve gider, daimi yutan kum. Ve ben ölmek istemiyorum.”

ERNEST HEMINGWAY

ozan-5

The Old Man And The Sea adlı kitabında, bir insanın hayata nasıl tutunması gerektiğini, yıllar geçip gitse de insanın en büyük hazinesinin ”yaşamak” olduğunu vurgulayan bir adamdı Hemingway. Tezat öyle ya, hayata sıkı sıkı tutunan, yaşamanın çok güzel bir şey olduğunu söyleyen bu yazar intihar etti daha sonra.  İntihar edişinin temelinde, geçmişinde yaşadıkları ve yaşlandıkça daha önce yaşadıklarının üzerine üzerine çullanması vardır. Fransa’nın (Paris) kurtuluşuna şahit olmuş, savaşın bitişinin mutluluğunu tatmıştı ama yaşadıkları da onu çok yaralamıştı. Ama onu en çok, dünyaca ünlü savaş fotoğrafçısı/muhabiri, yakın dostu Robert Capa’nın ölümü etkilemişti. Söylenene göre, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Vietnam ‘a gidip fotoğraf çekmek isteyen Robert Capa’yı gitmemesi için yüzlerce kez uyarmış, hatta gitmemesi için ona yalvarmıştı. Tüm risklerine rağmen savaş fotoğrafçılığı Robert Capa için bir tutkuydu ve nihayetinde Robert Capa Vietnam’a gitti, çok geçmeden de mayına basarak öldü.

Hemingway’in intiharından kısa bir süre sonra dördüncü eşi Mary Hemingway yazılı bir basın açıklaması yapar ve eşinin kendi kendisini kaza ile vurduğunu söyler. Fakat birkaç yıl sonra bunun bir intihar olduğunu itiraf edecektir.

Yazar, silahla kendini vurur. Pijamaları ile intihar eder ve ardından bir not bırakmaz.

CESARE PAVESE

ozan-6

”Artık acı sabahı da kaplıyor” diyerek yaşamına bir otel odasında son veren, doğa tasvirleri konusunda zamandaşlarının bir adım önüne çıkan hüzünlü, yalnızlığa ve intihara sürüklenmiş bir yazardır Pavese.

“Herkese bir bakışı var ölümün. Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak, belirmesini görür gibi aynada ölü bir yüzün, dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı. O derin burgaca ineceğiz sessizce”

Yaşama Uğraşı adlı günlüğünden: “Kulübesinde tek başına tencerenin dibindeki yağı sıyıran bir adam. Kimi günler bir bıçakla yapıyor bu işi, kimi günler tırnaklarıyla; bir zamanlar tencere dolu, içindeki yemek de lezzetliydi; ama artık yemek kokmuş, adamın bir lokma bulması içinse, kırık tırnaklarıyla tencereyi kazması gerekiyor. Yarın da aynı şeyi yapacak, öbür gün de. Benim yüreğimin derinliklerinden bir iş çıkarmaya çalışmama benziyor.”

NİLGÜN MARMARA

ozan-7

Yaşamı boyunca içinden atamadığı kırıklıkla yaşayan bir diğer yazar Nilgün Marmara. Kendisi hiçbir zaman çocuk sahibi olmak istememiş. Çocukken annelerinin kendilerine verdiği sütü balkon deliğinden kedilere birlikte döktüğü ablası Aylin bir gün çocuklarına bağırırken Nilgün şöyle demiş: ”İşte bu yüzden anne olmuyorum, kendi çocuğumu incitirim diye.” Ve yine bir başka konuşmada da anne olmak istememesinin sebebini şöyle söylemiş: ”Mutsuzluk ordusuna yeni bir nefer katmamak için”

“Sylvia Plath’in şairliğinin intiharı bağlamında analizi” başlıklı bir tez hazırlamıştır kendisi. Bu da ölüme, intihara, kadına ve şiire bütün olarak duyduğu merakı ortaya koyar. 12 Eylül 1980 günü olan askeri darbe sonucunda artık evde arkadaşlarıyla vakit geçiren Nilgün, 1982 senesinde Kağan Önal ile tanıştı ve bundan iki sene sonra evlendiler. Kocası Kağan ile birlikte Libya’ya taşındıkları zaman Nilgün’ün aklı ve ruhu iyice karmaşık bir hal alır. Doktorlar Nilgün’ün yazmayı bırakmasını önerirler, tıpkı diğer yazarlara olduğu gibi. (bkz: Virginia Woolf) 13 Ekim 1987 akşamı Kağan eve girer ve yerlerde, masada etrafa saçılmış haplar bulur. Yatak odasına çıkan Kağan açık kalmış olan pencereyi ve sonrada Nilgün’ün yerde yatan henüz 29 yaşındaki bedenini görür.

Nilgün geride bıraktığı notta “Kuşlara iyi bakın” der.

Yaşayacağı ve göreceği çok fazla bir şey kalmadığını en güzel şekilde yine kendi sözleriyle ifade eder Nilgün: “Ey iki adımlık yer küre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben.”

BEŞİR FUAT

ozan-8

Oldukça garip intihar eden yazarlardan bir başka isim de Beşir Fuat. Gerçekten bir intihar etme maksadıyla mı yoksa ölümün ne olduğunu anlatmak amacıyla mı kendini feda ettiği hususu seneler geçmesine rağmen hala tartışılmaktadır.

Bileklerini keserek kendisini öldüren natüralist yazarın intiharı anında şunları not ettiği söylenir: ”Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.”

 

 

 

 

 

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

5 Comments

  1. Goralı

    05 Ocak 2016 at 17:36

    Hepsi de birbirinden kıymetli yazarlar. Güzel yazı olmuş tebrikler.

  2. Uğurcan Dilber

    08 Ocak 2016 at 03:23

    Güzel bir çalışma olmuş sevgili Ozan. Seninle fikir alışverişi içinde olmak isterim. Başarılar.

    • Ozan Aziz Dilber

      Ozan Aziz Dilber

      05 Mart 2016 at 01:18

      Yorumunuzu yeni fark ettim, üzgünüm. İletişime geçmek isterseniz, mail adresim: [email protected]
      Sevgiler…

  3. Beril

    09 Ocak 2016 at 03:36

    En büyük acılar ve en kuvvetli anlamlandıramama durumları yazının kuvvetini belirler. Bu yazarlar ve şairler kalemlerini oksijen niyetine kullanan belki de kendi içlerinde kaybolmamak için yazan insanlardı. Gördüğümüz tutkunun tek sebebi bu olmalı

  4. Mahsun çakar

    24 Eylül 2016 at 00:35

    Bir otel odasında ölü bulunmak (cesare pavese ) işte en çok dikkat ceken ayrıntı
    . Aslında insanı öldüren yalnızlıktır

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Varlığı sanki cemrenin suya düşmesini müjdeler / Masalların kızı Amelie

Orijinal adı ile Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain; Fransız yönetmen, Jean-Pierre Jeunet’in 2001 yapımı filmidir. Diğer bir ifade ile masalıdır...

Kapat