Hiçbir Sanatçı Hiçbir Ülkede Özgür Değildir/ P. Pasolini

“Boyun eğmeye karşı çıkış her zaman temel bir tavır oluştur: Azizler, çilekeşler, fakat ayanı zamanda entelektüeller… Tarih yazmış olan az çok sayıda insan ‘hayır’ demiş olanlardır, yoksa sarayların çevresinde çöreklenenler ve kardinallerin uşakları değil.”

Asker bir baba ve köylü bir öğretmen olan annenin çatışması arasında kalıp, daha küçükken faşizmi ailede hisseden bir çocuğun; şiire, sinemaya, resme sarılması… Döneminde aykırı bulunan, suçlanan, her defasında hedef gösterilen Pier Paolo Pasolini; çocukluğunda açılan derin yaralarla her zaman baskıya direnenlerden oldu. Subay bir babanın otoritesi ve sevgisizliğiyle büyüyen Pasolini’nin hayatını etkileyen bu ilişki düzeyi,  baba-oğul çatışma altında çoğu eserinde hissedildi.


 

Eklemeliyim ki, babam faşizmi onaylamıştı.

Ve işte ikinci çelişki…

Faşizmin sonuyla birlikte, babamın sonu da başladı…

 

Ailesinde içerisinde yaşanan sorunlar nedeniyle göç etmek zorunda kalan Pasolini, annesiyle birlikte Roma’ya taşınmak zorunda kaldı. Bir taraftan işsizlik bir taraftan aidiyetsizlik,  şiirinde burjuvaziye karşı bir isyana dönüştü. Üstelik kardeşi Guido’nun Alman askerlerine karşı direniş için gittiği dağlarda Partizanlarca öldürülmesi onun hayata karşı isyanını arttırdı.

“Kardeşim Guido hakkında,

Diğer komünist partizanlarca öldürülen partizan…”

Yoksulluğa boğulmuş Roma varoşlarında, burjuvaziye karşı yükselen nefreti şiirlerinde hissedilmeye başlamıştı bile. Varoşlarda konuşulan Roma lehçelerini öğrenip; sokaklardaki insanların hayatlarını sinemaya aktarışı, bu zamanlardan gelir.

“Roma’da, 1950’den bu güne

Ağustos 1966’ya dek, çile çekmekten

Ve bıktırasıya çalışmaktan başka bir şey yapmadım…

… en uç varoşta, bir hapishanenin yanında

Yazları bir toz yumağı,

Kışları bir bataklık olduğu yerde…”

 

Pasolini’de Sinema

Pasolini şiirle birlikte, sıkça bağlı olduğu sinemada; yoksul insanları, ötekileştirilenleri ve burjuva ahlakını işledi. Goethe, Eliot, Kafka, Dostoyevski, Proust’tan gibi yazarlardan etkilenip Gramsci’nin Marksizm yorumunu benimsedi. Şiirden sinemaya geçişini ise şu sözlerle özetledi:

“Benim düşünceme göre

Sinema özü ve doğası gereği şiirseldir…

Çünkü o düş gibidir, düşlere yakındır…

Bütün hayat bir doğal yaşayan sinemadır.”

Maria Callas-Pasolini -Medea Filmi Çekimlerinden

Pasolini’nin sinemasında yüksek bir mistisizm ve epik bir tiyatronun etkisi hissedilir. Sinemadaki gerçeklik hissiyatı, onu fantastik bir dünyanın algısından çekip almıştır. Bu nedenle Hollywood sinemasını hayalci ve burjuvazi bulur.

Çünkü sinema yalnızca

Dilsel bir deneyim değil, fakat,

Bunun yanı sıra, bir felsefi deneyimdir.

Resim yeteneği de olan Pasoli’ni, sinemasını şiirsel ve resimsel bir havaya büründürmüştür.

“Resim yaptığımda şeylerin dinini yeniden hissediyorum… Sinematografik gustom… Figüratif kökenlidir. Kafamda görüntü olarak var olan şeyler, Masaccio ve Giotto’nun duvar resimleri / freskleridir… “

Mamma Roma Filminden Bir Sahne

Sinemasında dini konuları genel algının dışında işlediği için, her defasında sansüre uğradı Pasoli’ni. Hristiyanlığı ve Marksizm’i birbirine benzeten sanatçı; ikisinin de ezilenin, yoksul olanın yanında olduğunu söyledi ve dinsel bir Marksizm anlayışını benimsedi.

“Annem fruli’li bir köylü aileden, dolayısıyla böyle bir dinsel gelenekten geliyordu. Fakat bu gelenek mutlak biçimde doğaldı ve konforminist ya da yobaz unsur içermeyen bir gelenekti… Annem asla kiliseye gitmezdi. Onun dindarlığı tamamen şiirsel ve doğaldı ve büyük ölçüde büyükbabasının anlayışından kaynaklanıyordu. Benim dinim oldukça atipik bir türe ait: hiçbir modele itaat etmez. Bilinen Katolik hoşuma gitmiyor. Çünkü genel olarak kurumları sevmem.

 Hz. İsa’nın Tanrı’ın oğlu olduğuna inanmıyorum… Fakat İsa’nın kutsal/yüce olduğuna inanıyorum: Diğer bir deyişle, insanlık onda öyle yücelmiş, öyle güçlenmiş, öyle ideal bir kazanmıştır ki, insanlığın normal anlamının ötesine geçmiştir.”

Matta’ya göre İncil, Aziz Matyas’a Göre İncil’den Bir Sahne

Sanatçının sinemasında dikkat çeken bir diğer unsur da, yazgısı değişmeyen insanlardı. Karakterler hikâye boyunca makul kaderlerinden kurtulmak için direnirler, ancak sonunda yazgılarına razı olurlar.

“Sermayenin dünyasında hayat, yalnızca

Kazanmak ya da kaybetmek seçenekleri olan,

Bir bahistir.”

Pasolini’de ölüm hissiyatı, neredeyse bütün filmlerinde yer bulur.  Filmin montaj kısmını, ölüm ile eş değer bulan sanatçı, hayatta ölümün yaptığı şeyi, sinemada da montajın yaptığını söyler. O da ölüm gibi hayatı, sinemayı durdurur.

“Bir kültürün değerlerini kaybetmenin ve henüz yeni bir kültürün ( bizim anladığımız biçimde)  değerlerini bulamamış olmasının acısını çeken bu yüz binlerce genç insan, ya gösterişçi ve şiddetli biçimde tüketici (bizim reddettiğimiz ) bir kültürün değerlerini kabul ederler, ya da salt tumturaklı ilerlemenin değerlerini.”

Salo ya da Sodom’un 120Günü’nden Bir Sahne

Pasolini’nin filmleri, döneminde sıkça sansüre uğrayıp hedef gösterilmesinden sonra; bir Kasım sabahı,  bedeni acımazsızca ezilmiş bir halde sokakta bulundu. Onun eşitlik ve adalet arayışı, korkusuzca konuşmaları düzen sahipleri tarafından tehlikeli bulunmuştu. Seçtiğim hayat karşısında ödenmesi gereken bir bedel var deyip, o bedeli en ağır şekilde ödemiş bir sanatçının katilinin bulunamayışı da ayrı bir acıdır.

“Ben bir kedi gibiyim,

Diri diri yakılmış

Bir kamyon tekerleğince ezilmiş,

Çocuklarca bir incir ağacına asılmış.

Acconte (Dilenci) Filminden Bir Sahne

 

 

 

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
ABD’nin Çılgın Festivali “Burning Man (Yanan Adam)” Sona Erdi. İşte Festivalden Renkli Kareler!

ABD'nin Nevada eyaletinde her yıl düzenlenen müzik ve sanat etkinliği "Burning Man (Yanan Adam)" bu yıl da sona erdi. Festival, adını...

Kapat