İnsan Kaybedebileceğini Sever/ Tarkovsky

İnsanın kendi benliğinin keşfine dönüşen bir Tarkovsky filmi, Solaris. 1972 yapımı olan film, yazar Stanislav Lem’in bir öyküsüdür aslında. Stanislav Lem, filmin oluşumu sırasında bazı fikirlere karşı çıksa da Tarkovsky Solaris’i kendi felsefesine göre oluşturmuştur. Film, Solaris gezegeninin sırrını çözmek üzere uzay istasyonunda bir araya gelen üç bilim adamı üzerine kuruludur. Film alışık olduğumuz bilim kurgu tarzından oldukça faklı bir yapıdadır. Buradaki gezegen metaforik bir anlama bürünür. Film ilerledikçe, insanların kendi sınırlarını irdelediği bir felsefi yapıta dönüşür.

Filmin girişinde karşılaştığımız Bach melodileriyle( “Beklenmeyen, Dovçenko stili açılış” diye de bilinir.) devam su görüntüleri Tarkovsky’nin filmlerinde sıkça kullandığı simgelerden biridir.  Durağan görüntülerde durdurulmak istenen bir zaman vardır.  Yönetmen su kavramını şöyle açıklar: “İnsanın evrimi sırasında su içinde geçirdiği gelişme.” Tarkovsky, insanı teknolojinin tutsağı olarak görmektedir, bu nedenle Solaris’teki asıl sorunsallaşma kişinin kendi çağının tutsağı olmasından gelir. Bilim adamları arasında yaşanan diyalog da bunun bir örneğidir.  Bilim gerçekten toplum için yararlı olanı mı sunar? Bilimde ahlak ve vicdan kavramı sorgulanmalı mıdır?

Burton:  Ben koşulsuz bilgiyi savunmuyorum, bilgi ancak ahlak kurumuna dayandıkça geçerlidir.

Chris: Bilimi ahlak dışı haline getiren tek etken insandır. Hiroşima’yı hatırla!

Burton: ki ahlak dışı bilim üretme, garip…

Snaut: bilim mi sıradanlık. İçimde bulunduğumuz durumda, sıradanlık ve deha aynı derecede yararsız. Evreni fethetmekle uğraşmıyoruz.  Dünya’yı evrenin sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz. Diğer dünyalara ne yapacağımızı bilemiyoruz.  Başka dünyalara ihtiyacımız yok. Bir aynaya ihtiyacımız var. Korktuğu ve ihtiyaç duymadığı bir amaç uğruna gayret sarfeden  o’ahmakça insanlık’ durumundayız.  İnsanın insana ihtiyacı var.

Chris:  Bilirsin merhamet gösterdiğimiz an kendi kendimizi bitiririz. Istırap yaşamı kasvetli ve kuşkulu gösterir.  Tolstoy’u hatırlıyor musun: insanoğlunu bir bütün olarak sevmenin imkânsızlığı üzerine çektiği ıstırabı? Üzerinden ne Kadar geçti? İnsan aşk kavramını açıklayabilir. İnsan kaybedebileceğini sever: kendini, bir kadını, bir vatanı… İnsanlığı kurtaracak olan duygu utançtır.

İlerleyen bölümlerde Solaris gezegenin de yaşanan belirsizliğin nedenin; bilim adamlarının radyoaktif denemeleri sonucu yaşandığı anlaşılır. Bu denemeler sonucu gezegendeki kişilerde geçmişe dair sancılı düşler görülmeye başlar. Chris, intihar eden eşi Kari’yi görmeye başladıktan sonra geçmişin girdabında kaybolur. Geçmiş –gelecek sanrılarının yaşandığı kısımlarda, bireyin pişmanlıkları dile getirilir.  Ancak geçmiş için bireyin artık bir şansı yoktur. Tarkovsky,  geçmiş ikilemini şu sözlerle açıklar:

“İnsan yaşamındaki yeniden yaşayamama özelliği, yaşamımıza, edimlerimize ve yaptıklarımıza anlam veren, onların biricikliğini sağlayan tek nedendir.”

Tarkovsky’nin bu filminde de ev – baba -anne özlemi ön plandadır. Filmin başındaki salıncak-çocuk görüntüsü, filmin sonuna doğru Chris’in geçmişine döner. Chris, izlediği videoda annesini ve kendi çocukluğunu görür.  Tarkosvky’nin kendi babasının evi terk edişi, bu sahnelerde canlanır. Chris’in babası evden ayrılır, ama nereye gittiği belirsizdir bir an için sahneden kaybolur. Görüntülerin son kısmında ise Chris’in ölen eşi Kari, yakın planda yine karşımızdadır.

Chris’in yaşadığı belirsizlik ve yalnızlık bir süre sonra acı haline dönüşür.  Modern dönem insanın yaşadığı yalnızlaşma duygusunun yansıtıldığı bu sahnelerde; Tarkovsky’nin filmlerinde sıkça yer verdiği Tolstoy, Dostoyevski, ve Goethe gibi yazarların etkisi hissedilir. Tolstoy’da görülen yalnızlık, Dostoyevski’deki acı ve Goethe’nin Faust’unda yer alan yeniden doğuş felsefesi, sahnelerin birçoğuna ağır geçişler aracılığıyla işlenir.

Chris: Neden böyle işkence çekiyoruz?
Snaut:Bence kozmik duyularımızı kaybettik. Antik çağlarda yaşayanlar o duyguyu mükemmel anlıyordu. Neden veya amacı ne diye hiç sormadı onlar.
Snaut: Büyük soruları seviyorsun. Sanırım yakında bana hayatın anlamını soracaksın.
Chris: Dur biraz. Alaycı olma.
Snaut: O soru çok banaldir. İnsan mutluyken hayatın anlamı ve diğer ebedi
meselelerle nadiren ilgilenir. Bu soruları insan bir ayağı çukurdayken sormalı.

Chris: İyi ama, ne zaman öleceğimizi bilemeyiz. Bu yüzden telaş içindeyiz.
Snaut: Acele etme. En mutlu insanlar bu lanetli sorularla ilgilenmeyenlerdir.
Chris: Sorularımız bilme arzumuzdan kaynaklanıyor. Buna rağmen en yalın insan gerçekliğinin korunması gizemi gerektiriyor. Mutluluğun, ölümün ve hayatın gizemleri…

Snaut: Hayatın anlamı… En mutlu insanlar, bu lanetli sorularla canını hiç sıkmayanlar. Biz hayatı, onu anlamlandırmak için sorguluyoruz.

Filmde siyah-beyaz-renkli görüntü geçişleri yine geçmiş ve gelecek alegorisi üzerine kuruludur.  Sanatçının canlı renkler tercih etmemesinin nedeni ise; insanın yalnızlığını ve evrenin kaosunu yansıtmak istemesinden gelir. Filmde; ateş, su, toprak gibi doğaya özgü unsurlar yer alır. Tarkovsky’nin bu simgeleri; birer element halinde kullanır ve doğa yasasını hatırlatır. Sanatçının filmde kullandığı resim sahnleri ise, Pieter Bruegel’in ‘Karda Avcılar’adlı eseridir. Doğaya yüklenen anlam, tabloların yakın, ağır çekimiyle tekrar hatırlatılır.

Filmin ilk sahnelerinde yer alan görüntüler, filmin sonunda tekrar karşımıza çıkar. Chris, belki de hayatının başladığı yere geri döner. Bu bir döngüdür, ‘insan başladığı yere geri döner. ‘ Tarkovsky’de yer alan bu mistisizm, insanın içsel yolculuğunun da temsilidir.  İnsanın, evren ve toplum içerisindeki varoluşunun sorgulanması gerektiğine inanır.

Birey kendisini ittiği bu yalnızlaşmadan ve çöküşten yine kendisini eğiterek çıkacaktır.”

 

 

 

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Tuvali Kaktüs Olan Sanatçı : Ahmad Yaseen

Bugüne kadar kimsenin kullanmadığı bir tuval kullanıyor Filistinli sanatçı Ahmad Yaseen, halkının savaşta çektiği acıları resmediyor ‘’kaktüs ağacı ‘’ yapraklarına....

Kapat