İnsan Kıyafet Almak İçin Çalışan Tek Hayvandır/ Cesare Pavese

 İnsan bir başkasını kendinden daha fazla sevemez. Kendini kurtarmayı beceremeyeni, kimse kurtaramaz!

Yaşamak, büyük yığınların arasında var olabilmek belki de acının ta kendisidir. Burjuva ahlakın yarattığı boşlukta oradan oraya sürüklenen bireyde, hayatın anlamı çıkarcı ilişkilerde gizlidir. Sanat seviciler, belki de üreticiler dahi tüketimin kendilerine kattığı hazzı yaşama peşinde giderken unuttukları tek şey vardır, benliğin yok oluşu!

“Düzen kurmak, bir başkasının varlığına dayanabilmek ve canın istemese de onunla yatmaktı. Para sahibi olmak ise yalnız kalabilme olanağı demekti.”

Cesare Pavese’nın bir kadın gözüyle burjuva yaşamı sorguladığı “Yalnız Kadınlar Arasında” romanı, belirli bir toplum algısı içerisinde sıkışmış bireyin de romanıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında; taşra burjuvazisinin, yavaş yavaş kent içinde güç kazanmasıyla birlikte oluşan yeni sanat çevresinin yarattığı anlayışa, bir gönderme niteliğindedir “Yalnız Kadınlar arasında”.

“Hiç kimse gezmiyor, herkes sanki bir iş peşinde koşuyordu. Sokaktaki insanlar yaşamıyor, koşup gidiyorlardı.”

Pavese, ne kadar ‘kadın düşmanı’ olarak nitelendirilse de feminist bakış açısıyla bir roman karakteri yaratarak bu algının önüne geçtiğini düşünüyorum. Nitekim, romandaki Clelia karakteri bunun bir örneğidir. Yıllarca yalnız kalmış, mücadele vermiş ve çalışarak hayatta tutunmaya çalışan güçlü bir kadındır Clelia. Ancak Roma’dan çocukluğunun geçtiği Torina’ya döndüğünde, kendisini bohem bir sanat çevresi içerisinde bulur. Ve bu çevredeki kadınlar hayatları boyunca çalışmamış zengin ailelerin çocuklarıdır. Bu çevrede; kimisi paranın kimisi erkeklerin kimisi de eşcinsel birlikteliğin peşindedir.  Yalnızlığın içerisinde yalpalanan bireylerin tek aradığı şey, mutluluktur. Hikâyedeki ana karakterlerden biri olan Rosetta ise, yaşamın bu anlamsızlığından kurtulabilmenin derdindedir.

“Yaşamak öyle saçma bir şey ki, insan dünyaya gelişin saçmalığına bile tutunmaya çalışıyor…   Hepimiz çalışmayacak duruma gelmek için çalışıyorduk, ama biri çalışmayacak olursa kızıyorduk ona.”

Kadınların toplum içerisinde kabul gördüğü, düzene uyum sağladığı durumlardan biri de evlenip, çocuk doğurmasıdır. Sistemin yarattığı bu duruma, Paves’e bir karşı çıkış noktası yaratmıştır. İnsanı saran ilişkiler içerisinde, erkekler de eleştirinin odağında yer alır.

“Sorun, çocuk sahibi olan kadının, artık kendisi olmaktan çıkması. Bir sürü şeyi kabullenmesi, evet demek zorunda kalması… Erkekler kirletiyor her şeyi. Bizi kirletiyorlar, yatağı kirletiyorlar. Yaptıkları işi, kullandıkları sözcükleri.

Burjuva yaşantının içerisinde kendine bir çıkış yolu arayan Rosetta, bu çıkışa intihar ederek kavuşur. Nitekim ölümü dahi, çevresinde sıradan bir dedikodu malzemesine dönüşür. Rosetta’yı, bir tek anlayan yine aynı buhran da direnmeye çalışan Clelia’dır.

“Yalnız kalmak istiyordu, kalabalıktan kaçmak istiyordu; oysa o çevrede yalnız kalınamazdı, yalnız kalabilmenin tek yolu varlığını ortadan kaldırmaktı…

Pavese, “Yalnız Kadınlar Arasında” romanını yazdıktan kısa bir süre sonra, Strega ödülüne layık görüldü. Romanının bu kadar meşhur olması, eleştirdiği düzenin tam da içine girmesine neden oldu. Yarattığı karakterin etkisinde mi kaldı ya da çemberin içerisinde kendisini çaresiz mi hisseti bilinmez; ancak kendisi de Rosetta gibi aynı yıl, yine bir otel odasında yine aynı araçla ( uyku hapı) intihar etti. Kim bilir Rosetta belki de Pavese’nin ta kendisiydi…

…Var olan bir şey. Belki acının ta kendisi.

Sevil Ateş
MSGSÜ Sanat Tarihi bölümü mezunu.
Kültür sanat editörlüğü ve yazarlığı yapıyor. Tiyatro ve performatif sanatlar ile uğraşıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sürreal Detaylara Sahip Minyatür Çizimler

Mateo Pizarro’s küçük grafitiler çizen bir sanatçı. Çalışmaları kibrit boyutunda ancak hikayesine dair fazlasıyla sürreal ve ürkütücü detaylar içeriyor. Kolombiyalı...

Kapat