İstanbul’dan Paris’e Bisiklet Üzerinde Bir Yolculuk

Bisiklete binmeyi, pedallamayı hayatlarının büyük bir parçası haline getiren Dinçer Özoran ve Arman Buldaç, 50 günde 8 durak ile 3365 km. yolu İstanbul’dan başlayarak Paris’e kadar pedalladılar. Hobilerini,  gönüllülük esasına dayanan bir projeyle birleştirdiler ve 50 günlük yolculuk sonunda Galatasaray Eğitim Vaktı’nın burs fonuna 35.000 TL bağış toplayarak 13 öğrenciye burs sağladılar. Bu yolculuk üzerine konuşulacak çok şey olduğunu düşündük, Arman Buldaç ve Dinçer Özoranla keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

CS: Yolculuk öncesi hazırlık süresi nasıl geçti?

Dinçer: Düşünsel olarak bir fikrin ortaya çıkmasıyla hazırlık sürecini başlattık. Düşündükten sonra, yakın çevreyle konuşulması… Bunların hepsi insanların gözlerini pörtleterek cevap verdiği süreçler oldu. İstanbul’dan Paris’e burs fonuna destek olmak için gideceğiz dediğimiz zaman insanlara şok oluyorlardı. En azından ben deneyimliydim bu konuda, birkaç uzun süreli bisiklet deneyimim olmuştu. O ilk tepkileri ve bu tepkilerle nasıl mücadele etmem gerektiğini biliyordum. Bu süreçte de Armanla görüşüyordum. Arman zaten benim 4-5 yıldır pedalladığım birisi, beraber çok fazla deneyimimiz var.

Arman: Bana da ilk projeyi anlattığı zaman benim de ilk gözlerim pörtler gibi oldu. Uzun bir mesafe çünkü. Hocam bana martta bu projeden bahsetti ve yola beraber çıkmak için teklifte bulundu. Ben ancak 3 hafta sonra evet diyebildim çünkü ben de aynı yollardan geçtim; önce anneme söyledim, annemi ikna edemedim bir süre, babamı ikna etmeye çalıştım o daha rahat karşıladı. Onun böyle şeylere ilgisi vardır. Arkadaşlarımdaysa durum şöyleydi, yap yap hadi yaparsın sen diyenlerle beraber beni caydırmaya çalışanlar da oldu, hatta onlar daha çoğunluktaydı. Ama o süreçlerden ikimiz de geçtik en nihayetinde.

Dinçer: Arman da dahil olduktan sonra hangi rotadan gideceğiz, hangi ekipmanları alacağız, giderlerimizi nasıl karşılayacağız gibi bir takım sorunlarımız da oldu. Bu konular için çok fazla mesai harcadık, kolay olmadı ama hallettik. Sponsor görüşmeleri için şehir dışına gittik geldik, bir ekip oluşturmaya çalıştık. Projenin, sloganların adını koymaya çalıştık. Logosunu, web sitesini tasarlamak, sosyal medyada neyi nasıl yapacağımızı düşünmek gibi çok detaylı bir ön hazırlık sürecimiz vardı. Bu arada bir bağış kampanyası düzenlemenin yasal yönleri de var. Her isteyen bağış kampanyası düzenleyemiyor. Galatasaray Eğitim Vaktı bize işin yasal boyutunda zemin oluşturdu. Galatasaray Üniversitesi Mezunlar Derneği’nden Ozan Karaduman bize bu konuda çok yardımcı oldu. Genel resme baktığımızda bu kadar ince düşünülmesi gereken öz hazırlıklardan sonra başarılı bir projeyi gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz.

CS: Bu konsept için seçtiğiniz ekipmanlardan ve tur konseptinden de bahsedebilir misiniz?

Arman: Ekipmanlarımızı şu ilkeyle belirledik, ultralight konseptle çıkacaktık yola. Normalde tur ya da hibrit markasına bagaj takıyorlar üstünü dolduruyorlar ve ağır bir bisikletle yola çıkıyorlar. Konforlu oluyor, sonuçta evdeki rahat ortamı sağlayabileceğin eşyalarını yanına alabiliyorsun ama daha ağır gidiyorsun. Biz bu yüzden ultralight konsepti seçtik. Ekipmanların da hafif ve az hacimli olmasına önem verdik. Dinçer hoca 2 yıldır bu konsepti takip ettiği için o çok zorlanmadı ama bana sıfırdan ekipman kurmak zorunda kaldık çünkü ben biraz daha klasik tarzdaydım. İnce teker ve hızlı bir yol bisikleti tercih ettik zaten çok ağırlık yükleyemezsin o bisiklete, hafif olması lazım. Ekipman tercihimizi bu konsept doğrultusunda yaptık.

Dinçer: Hacim sınırlı, yanına alabileceğin eşyaları çok iyi seçmen gerekiyor. Hem hafif olacak, hem kaliteli olacak hem de çok pahalı olmayacak. Çünkü belirli bir bütçemiz var. Bazı şeyleri çok uygun fiyata alırken bazılarına yüksek ücretler ödedik. Ucuza aldığımız bazı şeyler bizi üzdü çünkü bu zorluğu arttıran bir durumdu bizim için. Yolculuk sırasında bizi konfor anlamında zorlayan sorunlar ortaya çıkardı. Ama aynı zamanda bizi çok hafif ve çok hızlı hareket edebilen bir hale de getirdi ve bisiklete binerken keyif almamızı da sağladı. Artısı eksisi iki tarafıydı.

CS: Yolculuk performansınızı beslenme tarzınız da etkiliyordur mutlaka… Beslenme şekliniz ve özellikle tercih ettiğiniz yiyecekler oluyor muydu?

Arman: En kabaca şöyle anlatabilirim. Paleo beslenme tarzını benimsedik. Yani bu taş devri insanlarının uyguladıkları bir yöntemdir. Zirai ürünler yok gibi neredeyse, avcı toplayıcı insanların takip ettikleri bir sistem. Aslında 200.000 yıllık insan tarihinde hep uygulanmış olan sistem bu… Bunun anatomimize büyük zararları olabiliyor o yüzden bilinçli tüketici olmak gerekiyor. Ketojenik beslenme yani yağ temelli beslenmek önemliydi. Ama burdaki yağdan kastımız ay çiçeği yağı değil kesinlikle. En yararlısı hayvansal yağlar ve zeytinyağı… Bunun da mantığı şu, makarna, ekmek gibi karbonhidrattan oluşan besinler bir anlık patlama yaratır vücutta ama uzun süreli aktiviteler için kısa süren bir performansa sebep olur. Bizim uyguladığımız beslenmede yağın vücutta parçalanması uzun sürüyor, mesela sabah kahvaltında yediğimiz tereyağının parçalanması neredeyse tüm gün sürüyor, tüm gün olmasa da bizim ihtiyacımız olan zamanı veriyordu. Ortalama bir günde sabah kahvaltısından sonra yol boyunca 2 muz yersek akşama kadar idare edebiliyorduk. Yağ temelli beslenmenin faydası bu; 5 saatte bir değil de 10 saatte bir yemek ihtiyacı duyuyorduk.

CS: 24 saatlik zaman diliminde kaç saat pedallıyordunuz?

Dinçer: 6 saat 10 dk bisiklet sürüşümüz oldu. 3 saat sürdüğümüz günler de oldu. 3 saatin altına da inmedik. Ortalama olarak da günde 4 saat bisiklete bindiğimiz söylenebilir. Kilometre olarak da gün içinde 60km altına düşmedik. 125km yaptığımız da oldu. Yine ortalama 80km yaptığımızı söyleyebilirim.

CS: Kampanya nasıl sonuçlandı?

Arman: En son 35.000 TL topladık. Yolda amacımız hep değişti, ilk 20.000 TL diyorduk sonra baktık iyi gidiyor hedefi 40.000 TL’ye çıkarttık, ulaşamadık ama yaklaştık. Bu 35.000 TL ile 9 Galatasaray Lisesi öğrencisi 4 tane de Galatasaray Üniversitesi öğrencisi burs alma şansı yakaladı.

CS: Çok etkilendiğiniz bir yer, şehir oldu mu?

Arman: Hırvatistan Split’i ben çok beğendim. Split bir imparatorluk kenti… Tarihi dokusu çok güzel. Bir daha tatil yapacak olursam ben orayı İtalya’daki bir şehire tercih ederim. Hem ucuz, hem ulaşım kolay…

Dinçer: Ben Ohrid ve Alpler dışında bir cevap vermek istersem, genel anlamda İtalya diyebilirim. İtalya’da bisiklet kültürü, yemek kültürü, kıyafet kültürü, yaşam kültürü bir anda değişti. Yunanistan bize yakın bir kültür, Balkanlar da bize çok uzak değildi Hırvatistan’ın son birkaç yüz kilometresine kadar zaten Osmanlı’nın hüküm sürdüğü bir alandasınız, Türkçe kelimeler ana dillerinde var. İtalya’daki o kültür farklılığı beni etkiledi.

Küçücük bir şehirde kaldık mesela San Stino di Livenza, şarap şehri diye geçiyor, küçük bir yerdi ama yaşam şekli ve stili çok hoşuma gitti benim. Orada yaşamanın da keyifli olabileceği hissine kapıldım.

CS: Tur bittikten sonra tur dönüşünde sizde neler değişti ve sonuca baktığınızda genel olarak içsel yolculuğunuzda sizi en çok değiştirdiğine şaşırdığınız şey ne oldu?

Arman: Kişiliğimde epey bir şeyi değiştirdiğini hissediyorum bu yolculuğun. 23 yaşındayım, şu ana kadar hayatta özel bir şey yapmadım. Yaptığım en büyük şey üniversite bitirmek oldu. Yani hiçbir şey yapmamışım, o da bir öz güven eksikliğine yol açıyor, hani bu hayata ne kattım..? Bu yolculuktan sonra bu özgüven eksikliğinde bir iyileşme olduğunu farkettim, o eksiklik azaldı. Akranlarım arasında özel bir şey yaptığımı düşünüyorum. 13 öğrenciye burs kazandırdım, bu işin maddi boyutuydu. Orda karşılaştığımız zorluklar oldu, yurtdışı sonuçta… Her gün ayrı problemle karşılaştık. Onları aşa aşa aslında özgüven eksikliği gitti. Üniversite çok eğlenceliydi ama kendimi ve kendi potansiyelimi ortaya koyabilecek bir şey yapmamıştım. Orda farklı bir dilde farklı problemleri çözerek, her şeyin üst üste gelmesiyle bir şekilde özgüveni kazanıyorsun. Eskiden korkuyodum mesela okul bittikte sonra ne yapacağım, avukat olabilecek miyim diye… Şimdi, tamam bu turu da yaptık, avukatlığı da yapabilirim bir şekilde problem yok, iyi bir iş hayatım da olabilir yeter ki kendini o amaca yoğunlaştır ve yapabileceğine inan diyorum, ondan sonra işler çözülüyor galiba, onu öğrendim ben… Bu benim için büyük bir artıdır.

Dinçer: Arman benim artımı çaldı şu anda… Benim için de kesinlikle bir özgüven getirdi. Ama şöyle bir şey de var. Daha önce hiç yaşamadığım bir hissiyat da getirdi. Benim bu projeyi oluştururken, sonra eyleme geçtiğimde, en sonunda da Paris’teki son metrelerde hissettiğim duygu inanılmazdı. O hissiyat aslında insanın bir şeyi yaratma anında hissettiği duygu bence. Hayaller var, hayaller uğruna çeşitli süreçlerden geçiyorsun, direniyorsun, çok zorluklar yaşıyorsun, bunlar kolay şeyler değil ama hakikaten o son 100 metre bizim artık kritik bir maçtaki final sayıyı almamız gibi bir şeydi. O hissiyatı lisanstan mezun olurken yaşamadım, master tezimi teslim ettiğimde de çok yaşamadım, öyle bir hissiyatı başka bir şeyde yaşayamadım maalesef. O yüzden o hissiyat beni şimdi tamamen değiştirdi. Ben böyle şeylerle uğraşacağım, kendime böyle hedefler koyacağım, belki daha farklısı belki daha büyüğü… O anlamda beni motive edeceğini düşünüyorum. Ayrıca bundan sonra alacağım kararları, önceliklerimi değiştirdiğini düşünüyorum.

CS: Performansınızı etkileyen zorluklarla karşılaştınız mı hiç?

Arman: Hasta olduğumuz gün en zorlandığımız gün olabilir herhalde. Hırvatistan’dan çıkıp Bosna’ya girdiğimiz gün Mostar’a ulaşmaya çalışıyorduk, iki günlük bir yoldu o yüzden bir tane köyde kaldık. Bir otelde ikamet ettik, restoranında da yemek yedik. İçimiz de rahattı aslında iyi bir oteldi çünkü. Ertesi gün vücudumuzda bazı aksaklıklar ortaya çıktı. Sonra ben yolda hastalandım. O gün, sadece bu turun değil belki hayatımın en zor günlerinden biriydi. Çünkü evde olsam yataktan çıkmayacağım bir gün ama orda pedallamak zorundaydım, 80 km ve zor dağlık bir rotaydı. Çok iyi olduğumdan dolayı değil bu arada orada bir alternatif olmadığı için devam etmek zorunda kaldım.

Dinçer: Hastalık ekstrem bir durum oluyor genelde, turda bir kez başımıza geldi. Bir başka zorlayıcı olay da yağmurlu ve soğuk günlerdi. Ekipmanlarımız özene bezene alındı belki ama mükemmel ekipmana ulaşabilmeniz için zaman ve paraya ihtiyacınız var. Üşüyorduk, ellerimiz ayaklarımız ıslanıyordu genelde. Gece çadırda uyurken bir bakıyorduk tulum ıslanmış… Yine de çok şanslıydık, 50 gün bisiklet sürdüysek 6-7 gün yağmura denk geldik.

CS: Bu 50 günlük yolculuk boyunca nelerden feragat etmek zorunda kaldınız?

Dinçer: Eylül Ekim aylarında iki ay süren bir tur yapabilmek için iş yerinden izin alabilmek o kadar kolay değil. Ben işimden istifa etmiştim. O süreçte de çalışmamayı tercih ettim. Çalışmamak gibi bir feragat var yani. Bu aynı zamanda para kazanmamak anlamına geliyor. Evliyim, eşimin benden benim ondan iki ay ayrı kalmam demek kolay değil. Onun dışında doktora öğrencisiydim ve doktora çalışmalarına belli bir süre ara vermek demek oluyor bu. Bunu göze alabilmek gerek. Yol için ve yolda aldığınız birçok risk ve sorumluluk var. Size yatırım yapan, büyük beklentileri olan insanlar da var. Bu riskleri almayı kabullenebilmek kolay değil, bir özveri gerektiriyordu bence. Özveride bulunmadan bir şeyin sizi çok mutlu etmesi mümkün değil. Herhangi bir pişmanlık da yok, çok fazla memnuniyet var.

 CS:Anlaşmazlık yaşadınız mı?

Dinçer: Böyle 2 kişi 3 kişi bisiklet turu planı yapıp, ondan birkaç gün sonra birbirine giren, kavga eden, küsen, ayrılan çok insan oluyormuş. Her gittiğimiz konferansta ve sunumda böyle deneyimler duyuyorduk. Benim bir tane olmuştu etrafımda böyle bir şey, onun dışında da hiç denk gelmedim. Yani, partner olabilmek bu anlamda, yol arkadaşı olabilmek zor bir şeymiş. Bizim Armanla kısa festivallere beraber katılmışlığımız olmuştu, çok da keyifli oluyordu. Zor zamanlarımız da oluyordu. Bir kere bol karda yağmura yakalandık, üşüdük, aynı çadırda kaldık. Yani zorluklar karşısında bir arada olduğumuz durumlar olmuştu. Ben hiç öyle anlaşmazlık olasılığını düşünmemiştim yol boyunca ki aramızda da öyle bir şey pek olmadı zaten, uyumluyduk birbirimizle. Şu da bir gerçek; kendinizi kopyalanız, klonlasanız 10, 20, 30 gün boyunca yanyana olsanız, haliniz tavrınız birbirini tutmayabilir. O yüzden bizim Armanla da belli konularda dikkat etmemiz gereken şeyler oluyordu ama bu bir saygısızlık seviyesine hiçbir zaman varmadı. Mesela sabahları Arman huysuz oluyordu, akşamları ben huysuz oluyordum. Sabahları ben anlayışlı olmaya çalışıp bir şeyleri yapmaya çalışıyordum, akşamları Arman daha anlayışlı olmaya dikkat ediyordu. Böyle farklılıklarımız oluyordu ama önemli olan onu dengelemekti. Elimizden geldiğince birbirimizi anlamaya çalıştık, beklentilerimizi anlamaya çalıştık.

Arman: Ben bu uyum meselesinin bu kadar ciddi bir şey olduğunu hiçbir zaman anlayamamıştım. Yola çıkınca anlayabiliyorsun. Yiyecek, içeçek, kalacak yer ve yol arkadaşlığı… 4 tane önemli mesele… Hatta yol arkadaşlığı öyle bir şey ki hani yiyecek olmazsa bir süre aç kalabilirsin, tur yine de sürer ama yol arkadaşlığı uyumsuz olursa tur sürmez. O yüzden yiyecek içecekten bile önemli bir mevzu. Uyum sağlamanın en önemli yolu bence otokontrol yapmak. Hocam mesela alışverişe gidip o günkü işlerimizi hallediyordu, benim aklıma gelen şuydu, gözlemliyordum ve hocam bu gün çok mu iş yaptı acaba diye düşünüyordum. Ben çok iş yaptığımda o benim üstümden yük alıyordu, hocam çok iş yaptığında da üstünden ben yük almaya çalışıyordum. Gözlem yapmak önemli, bunu bıraktığın zaman o turda bir taraf kesin patlar bence.

CS: Yolculuk boyunca kullandığınız, işinizi kolaylaştıran uygulamalar oldu mu?

-Warmshowers’ın özellikle kendi uygulaması çok pratik. Açtığında direkt bulunduğun yerdeki ve çevrendeki hostlar nokta şeklinde haritanın üzerinde gözüküyor. Özellikle bisiklet turu yapanlar için ücretsiz konaklama sağlıyor.

-Couchsurfing, aynı warmshower mantığıyla işliyor, konaklama için faydalı bir uygulama.

-Strava, bisiklete binenlerin de koşanların da, yüzenlerin de kullandığı bir uygulama, sürüşü kaydedebiliyoruz bununla.

-Google maps’in offline haritaları var. Bunu biz de yolda keşfettik. İnternet olan bir yerde belli bir bölgenin haritasını indirince, internetin olmadığı yerde seni yönlendirebiliyor. Google maps’i belki herkes bilir, kullanır ama bu offline özelliğini herkes bilmiyor.

-Airbnb çok işimize yaradı.

-booking.com, zaten herkesin kullandığı bir şey. Yalnız özellikle kredi kartı bilgisinin girilmemesini tavsiye ediyorum çünkü isteğimiz dışında bazı durumlar gelişebiliyordu. Sonuçta kredi kartımızın alışveriş yapmak için gereken tüm bilgileri o otele ulaşıyordu, faksla gittiği zaman ortalıkta bazen gözükebiliyor.

-hostelworld.com, burada öyle bir sıkıntı yaşamadık. Burası da aynı booking.com mantığı ile işliyor.

-plotaroute.com, yükseklik haritası vererek gideceğiniz rotanın eğim haritasını çıkarıyor, özellikle bu uygulama bize çok yardımcı oldu.

-Sosyal medya için hyperlapse kullandık. Sadece ios uyarlaması varmış. Hızlandırılmış video çekmeyi sağlıyor ve neredeyse titreşimi sıfırlıyor. Bisikletin üzerinde video çekerken titrer normalde ama hyperlapse ile çekerken akıyormuş gibi gidiyor. Bu sayede çok güzel videolar çektik.

-https://www.instantstreetview.com, 360 derecelik açıyla caddeleri rahatça görebiliyorduk bu uygulamayla.

CS: Böyle bir maceraya atılmak isteyenler için ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Arman: Kendilerine bir aralık koymasınlar ya da uzun bir aralık koysunlar. Mesela biz en başta bunu 30 gün gibi planlıyorduk. 3000 km 30 gün, günde 100 km eder. Hesap ortada; hiç tatil yapamayacaktık , imkansızdı yani. Sonra 35 oldu, 40 oldu gittikçe uzadı ve 50 günde bitirdik. Bu kadar uzatacağına en başta de ki ben 70 gün yapacağım ya da kendilerine bir sınır koymasınlar. Benim verebileceğim en iyi tavsiye bu çünkü ulaşmaya çalıştıkça her şey aceleye geliyor artık. Biz İtalya’dan sonra günde 100-120 km yapıyorduk ve mesela Vereno’ya gittik sadece 2 saat kalabildik ve harika bir şehirdi. O sınırı kendimize koymasaydık yani şartlar farklı olsaydı iyi olacaktı fakat koymak zorundaydık çünkü hocamın Amerika programı vardı. Böyle şeyler gerçekten üzüyor insanı ve insanın tur yapma isteğini aşağı çekiyor. Çok güzel yerler var çünkü. En büyük tavsiye bence budur: zaman kısıtlaması koymayın, koyacaksanız da mantıklı koyun.

Dinçer: Bisiklet turu için hep söylerlerdi, ben de bu turda daha iyi anladım; günde 60-70 km’den fazla bir plan yaptığınız zaman sıkıntı yaşama olasılığınız artıyor. Bizim ortalamaya baktığımız zaman 50 günde 3000 km, günde 60 km’ye denk geliyor, bu ortalama bir değer… Bisikletçiler genelde 60-70 km ortalamayı düşünerek yola çıkıyorlar. Biz en başta 100 kafasıyla başlayınca tabi bazı şeyler aceleye geldi. O yüzden gezmeye vakit ayırabilmek için gerçekten günlük km’yi aşağıda tutmak lazım. Bunu bisiklet turu için söylüyorum. Çünkü bazı günler bisiklete binmek istemeyeceksiniz, gezmek isteyeceksiniz. Onun dışında tavsiye olarak söyleyebileceğim şey ; ‘ minimum zamanda maksimum yer görelim ‘ hissiyatı çok oluyor ama bir yerleri sindirerek görmüş olmanın verdiği keyif çok daha başka gerçekten.  Ve şunu da söyleyebilirim ki bence en büyük öneri bu olacak ; gittikleri yerlerde lokal insanlarla iletişime geçebilirler. Bunun için warmshowers, couchsurfing gibi uygulamaları kullanabilirler. Bir şehire gittiğiniz zaman turist olarak ‘şu kule varmış, şu kale varmış, şu çarşı varmış’ gibi şeyleri görebilirsiniz. Ama insanların evlerinde kaldığınız zaman bambaşka bir yerden bakmaya başlıyorsunuz o kültüre artık. O kişiyle tarihi de konuşabiliyorsunuz, kültürünü konuşabiliyorsunuz, yemekleri konuşabiliyorsunuz. O yüzden gittiğiniz yeri bambaşka bir pencereden bakarak öğrenebiliyorsunuz, kalıcı şeyler öğrenebiliyorsunuz. Müthiş bir keyif, yani sokaklarda dolaşıp bir şeyleri görmek, fotoğraf çekmek falan da güzel ama bence en önemlisi bu bahsettiğim olay.

nPedal’ı daha yakından takipten etmek ve sosyal medya hesaplarına ulaşmak için http://www.npedal.com/ , facebook.com/npedal2016 ve instagramda @npedal2016 adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Röportaj: Cerensu Seber

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
“Roma’yı Gör De Öl Derler, Gökova’yı Gör de Yaşa!”

“Roma’yı gör de öl derler, Gökova’yı gör de yaşa!” demiş coğrafyanın yazarı Halikarnas Balıkçısı. Türkiye’nin sakin şehirleri (cittaslow) arasında olduğu...

Kapat