İSTANBUL’UN BİRİNCİ TEPESİ VE SULTANAHMET CAMİİ

İstanbul bilindiği gibi 7 tepe üzerine kurulmuş bir şehirdir. Osmanlı Dönemi’nde her tepeye bir camii inşa edilmiş. Birinci tepesi  Tarihi Yarımada’nın bulunduğu coğrafyadır. 1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Topkapı Sarayı tepenin en belirgin kısmına inşa edilmiştir. Burası Bizans döneminde de önemli yerleşim merkezlerinden biriydi. Her zaman kentin kamusal alanıdır. Yapılan her camiinin bir hikayesi ve efsaneleri vardır. Efsane kısmı bize Evliya Çelebi’den miras kalmıştır. Bir yapıyı anlamak için nasıl bir dönemde, kimler tarafından inşa edildiğini ve inşa sürecini az da olsa  bilmek gerekir. Bu yüzden Sultanahmet Camii’ni hikayesi ve yapım süreciyle incelemek lazım.

17. yüzyılda İstanbul’un siluetini değiştirecek güzellikte olan Sultanahmet Camii birinci tepeye inşa edilmiş. Temellerini bizzat I. Ahmet’in attığı camii 7 yıl 5 ay 6 günde tamamlanmıştır.

Sultan I. Ahmet Osmanlı tahtına 14 yaşında 14. hükümdar olarak geçmiştir. Saltanatı da 14 yıl sürmüş. Koyu bir dindar olan Sultan I. Ahmet, Hz. Muhammed’in ayağını temsil eden bir mücevher yaptırmış. Bu mücevheri sarığının sorgucunda taşıdığı rivayet edilir. “Bahti” mahlasıyla şiirler yazmıştır.  Çok genç yaşında vefat eden Ahmet İstanbul’un birinci tepesine asırlarca adını yaşatacak camiyi Sedefkâr Mehmet Ağa’ya inşa ettirmiştir.

Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa devşirme kökenlidir. Saraya girince 21 yıl boyunca Koca Sinan’a çıraklık ve kalfalık eder.  Caminin yeri için önce Rüstem Paşa Sarayı’nın bulunduğu yer düşünülmüş. Ancak orada yapılacak inşaatta halkın fazlasıyla rahatsız olacağı düşünülmüş. Padişah “bir mescit yapılacak ama bir nice gönül de yıkılmış olacaktır. Nice hatır incinecekti.” diyerek vazgeçmiştir. Daha sonra bugünkü yeri olan İstanbul’un birinci tepesi düşünülmüş ve inşa süreci başlamış.

Evliya Çelebi, temel atma törenini şöyle anlatıyor:  ”…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanıp, Üsküdarlı Mahmut Efendi’nin  (Aziz Mahmut Hüdayi )ve üstadımız Evliya Efendi’nin duaları ile esasının kazılmasına başladı. Evvela Sultan Ahmed Han, eteğine toprak doldurup, ”Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle” deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak taşıdı…”

Rivayete göre  temel kazımında, önce Şeyhülislam Mevlana Mehmet Efendi, halkın güvenine sahip Şeyh (Aziz) Mahmut Hüdayi Efendi, daha sonra Vezir-i Azam Davut Paşa ve öteki vezirler, kadı askerler, Osmanlı protokolüne göre öteki rütbeliler ve ulema, ellerine kazma alıp birçok duayla kazmaya başlamışlar. Sonunda padişahın seyir köşkünden inip yoruluncaya kadar kazı yaptığı söylenir.

sultanahmet-camii-ic-mekan

Caminin  iç mekanı diğer camilere oranla çok geniştir. Mavi renk sıklıkla çinilerde ve kalem işlerinde kullanılmıştır. Batı dünyasında “Blue Mosque” (Mavi Camii) olarak bilinen Sultanahmet Camiinde 50’den fazla çeşit desende çini bulunmaktadır. Dönemin önemli çini merkezleri olan Kütahya ve İznik’ten özel çiniler getirtilmiştir. Beyaz zemine bitkisel motiflerden en çok İslami simge olan selvi işlenmiştir. Laleler, sümbüller, rumiler, narçiçekleri camiinin çinilerini süslemiştir. Toplam 21.043 adet çini kullanıldığı bilinir.

sultanahmet-camii-mimarisi

 

Yine iç mekanda ince işçilikle oyulmuş ve yontulmuş mermerden yapılma mihrap caminin en önemli unsurlarındır. Mihrabın sağında ise zengin dekore edilmiş minber bulunur.

Camiinin en önemli özelliği 6 minareli olmasıdır. Dört köşesindeki minareler üçer şerefeliyken, avlu kenarındaki iki minare ikişer şerefelidir. Toplam 16 şerefesi vardır. Sultanahmet Camii’nden önce altı minareli olan tek cami Mekke Camii’ydi. Mekke Camii’ne üstünlüğü kaybetmemesi adına yedinci minare dikilmiştir.

Camiye üç büyük kapıdan girilir. En büyük kapı avluya açılan kapıdır. Avlu revaklı ve taş döşemelidir. İç avlu 26 sütunun üzerine oturtulan 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilmiştir. Avlu ortasında 6 sütunlu bir şadırvan vardır.

Topkapı Sarayı eski müdürü Kemal Çığ, cami içinde çok fazla mermer kullanılmasını caminin akustiğine bağlıyor. Mermerlere özel yontumlar ve parça yerleştirmeleri yapıldığına dikkat çekiyor. Müzikle sağlam bir ilgisi olan Mimar Sedefkar Mehmet Ağa’nın camiinin akustiği için titizlikle çalıştığı anlaşılıyor.

Camiinin bir diğer özelliği de çok fazla ışık almasıdır. 260 pencereye sahip olan cami aydınlık ve ferah bir iç mekana sahiptir.

Camiinin yazılarını devrin önemli hat ustalarından Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gübari yazmıştır. Gübari lakabı bir pirinç tanesine “İhlas-ı Şerif” yazma başarısından dolayı verilmiştir. İhlas-ı Şerif’i yazdığı pirinç tanesi Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.

Caminin ana yapısına daha sonra farklı birimler eklenerek külliye haline getirilmiştir.

sultanahmet-camii-gece

 

Anlatılanlara göre Sultanahmet Camii yapıldığı yıllarda bir dönem cemaatsiz kalmıştır. İstanbul halkı, âlimler caminin güzelliğini sindirememişler. Çok genç yaşta olan I. Ahmet’in kaprislerinin bir eseri olarak algılanmış. Hem dönemin ulemaları hem urefaları camii için destek vermemişler.

Sultanahmet Camii, hikayesi, ince işçiliği, mimarisi ve heybetiyle İstanbul’un birinci tepesini asırlardır korumaya devam ediyor.

*Evliya Çelebi Seyahatnamesi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Gizeme Yolculuk: Stonehenge

Gezgin olmakla turist olmak arasında bazı farklar olduğunu söyleyebiliriz. Turistler bir programa bağlı kalınan gezilere katılırlar. Hangi müzeye gidileceği, öğle...

Kapat