İSTANBUL’UN DÖRDÜNCÜ TEPESİ VE FATİH CAMİİ

İstanbul’un dördüncü tepesi kentin en yüksek noktalarından biridir. Yüksekliğinden dolayı Bizans ve Osmanlı zamanında merkezi yapılar buraya inşa edilmiş. Bizans döneminde buradaki tepede İmparator I.Konstantinus tarafından inşa ettirilen ve 12 havariye ithaf edilen Havariyun Kilisesi bulunmaktaydı. Fetih sırasında bu yapı tahrip olmuştur. I. Konstantinus’un mezarının da bulunduğu bu kilise patrikhane kilisesi olarak kullanılıyordu. İstanbul’un fethinden sonra yıkılan yapının üzerine Fatih Sultan Mehmet fetih zaferi olarak selatin camii inşa ettirme kararı almış. Selatin camii Osmanlı sultanlarının yaptırdığı camilere denir. Bir sultanın selatin camisi yaptırması için önemli bir zafer ya da büyük bir ganimet ele geçirmesi gerekti. Selatin camilerinin yapımında masraflar devlet hazinesinden değil sultanın bütçesinden alınırdı. Ancak bu gelenek 18. yüzyılda terk edilmiş. Son selatin camii II. Abdülhamit’in Sarkis Balyan’a yaptırdığı Yıldız Hamidiye Camii’dir. Ortaçağı sonlandıran fethin nişanesinin yapılacağını Fatih Sultan Mehmet kararlaştırınca patrikhane de Pammakaristos Manastırı’na taşınmıştır.
İstanbul’un en yüksek tepesine Fatih, Ayasofya’dan daha büyük bir yapı yaptırmak istemiş. Şehrin Müslüman bir imparatorluğun elinde olduğunu vurgulamak ve İslamiyet’in yeni merkezine yaraşır heybetli bir yapı yaptırmak niyetindeydi. Bu niyetle Mimar Atik Sinan’ı görevlendirmiş. Böylece Fatih Camii’nin temeli 1462 yılında atılmış ve yapımı 8 yıl sürmüştür.
23893
Caminin mimarı Atik Sinan olarak bilinen Sinaüddin Yusuf bin Abdullah’tır. Caminin yapılış süreciyle ilgili bir çok rivayet var. Çoğu Evliya Çelebi’ye ait olan bu rivayetler Fatih ve Atik Sinan arasındaki münasebetle ilgilidir. Evliya Çelebi’nin anlattığına göre caminin inşası bitince Fatih istediği gibi bir yapı görememiş. Atik Sinan’ı yanına çağırarak “benim camimi Ayasofya kadar âli etmeyip, benim birer Rum haracı sütunlarımı kesip camimi kasten alçak ettin!” demiş. Atik Sinan’ın cevabı ise “padişahım, Konstantiniyye’de zelzele çok olup metanet üzere ila inkırazud deveran müebbet ola deyu iki amudu üç zira kesüb Ayasofya’dan selh alçak ettim” olmuştur. Rivayete göre Fatih, Atik Sinan’ın cevabına daha çok sinirlenerek ellerini kestirmesini emretmiş. Elleri kesilen Atik Sinan durumu kadının huzuruna taşımış. Kadı Atik Sinan’ı haklı bularak kısas hakkı olduğunu hatırlatmış. Mahkemede kadı Fatih’i oturtmamış ve Atik Sinan’la aynı hizada durmasını istemiş. Şer’en Fatih’in de ellerinin kesilmesi gerekmiş. Ancak Atik Sinan ömür boyu çocuklarına Fatih’in bakacağının sözünü alıp kendi isteğiyle davasından vazgeçmiş. Fatih’in kaftanının altına topuz gizlediği ve eğer kadı kendisini padişah olduğu için kayırırsa ona topuzla vuracağını söylediği rivayet edilir. Azatlı köle olan Atik Sinan ilerleyen zamanlarda idam edilerek öldürülmüş ya da intihar etmiştir. Başka bir rivayete göre Fatih’in Atik Sinan’ı çok sevdiği söylenir. Hatta öyle ki Atik Sinan’ın ricası üzerine özel ferman yayınlayarak Fener semtinde bulunan Moğolların Meryem’i ya da Kanlı Kilise olarak bilinen yapının asla camiye çevrilmeyeceğini kayıtlar altına almıştır. Bu fermanla İstanbul’da Bizans devrinden günümüze ayakta kalan ve camiye çevrilmeyen tek kilise olma özelliğini taşır. Fermanın kopyası kilise içinde ve Aya Nikola Kilisesi’ndedir. Orijinali ise Fener Rum Patrikhanesi’nde bulunur.
StMaryOfTheMongols20071010_02
Kanlı Kilise’de bulunan Fatih’in fermanı

Fatih Camii, külliye içinde inşa edilmiş. Atik Sinan’ın görüşleri haklı çıkmış ve 1766 yılındaki depremde yıkılmış. 1771’de onarılarak günümüzdeki şeklini almıştır. Bugün dördüncü tepedeki anıtsal yapı 15. yüzyıl üslubundan çok 18. yüzyıl üslubunu yansıtır. III. Mustafa zamanında Mimar Mehmed Tahir Ağa camiyi tamir ederken eski malzemelerle yeni malzemeleri birlikte kullanmış. 15.yüzyılda inşa edilen camiden günümüze şadırvan avlusunun üç duvarı, şadırvan, taç kapı, mihrap ve çevre duvarının bir kısmı kalmıştır. İlk halinde cami alanını büyütmek için duvarlar ve iki ayak üzerine kubbe oturtularak buraya yarım bir kubbe eklenmiş. 26 metre çapa sahip olan kubbe bir yüzyıl boyunca en büyük kubbe olma özelliğini taşımış. Günümüzde merkezi kubbe dört fil ayağına oturur. Merkezi kubbeyi dört yarım kubbe çevreler. Minarelerin külahları ise 19. yüzyıl sonunda yapılmış.

Külliye bünyesinde İstanbul’un ilk üniversiteleri sayılan Akdeniz ve Karadeniz medreseleri olarak bilinen Sahn-ı Seman Medreseleri bulunur. Sahn-ı Seman sekiz bölüm anlamına gelir. Sekiz bölümden oluştuğu için bu isim verilmiştir. Döneminin en iyi eğitimini veren bu medreselerde devrinin önemli alimi Ali Kuşçu da eğitim vermiştir. Ali Kuşçu, Akkoyunlularla yapılan barış görüşmelerinde elçilik yapmıştır. Fatih’in davetiyle İstanbul’a gelen Kuşçu; astronom, matematikçi ve dil bilimcidir.
fatih-mosque2
Caminin halısı asırlık bir halıdır. Sultan II. Abdülhamid tarafından Hereke’de özel olarak dokutulmuş. Ayrıca camide 1932 yılında ilk Türkçe ezanın okunmuştur.
Başta Fatih Sultan Mehmet’in türbesi olmak üzere Osmanlı tarihinin önemli isimleri burada bulunmaktadır. Fatih’in eşi ve II. Bayezid’in annesi Gülbahar Valide Sultan’ın, Plevne kahramanı olarak bilinen Gazi Osman Paşa’nın, pek çok alimin, şeyhülislamların, şairlerin mezarları da burada bulunmaktadır.

2 Comments

  1. Ncl

    16 Ocak 2015 at 00:18

    Yazılarınızı ilgiyle okuyorum… Devamını bekliyorum…

  2. esma özkul

    28 Ocak 2015 at 14:43

    Çok güzel bir araştırma teşekkürler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ahmet Hâşim: “Hayat kitaba sığmayacak kadar geniştir, fakat tekrarlarla doludur.”

"akşam, yine akşam, yine akşam / göllerde bu dem bir kamış olsam!" Yaşamındaki en kalın çizgiyi, içinde bulunduğu topluma ayak...

Kapat