İstanbul’un En Büyük Katolik Kilisesi : Saint Antoine

Özellikle İstanbul’da yaşayanların sık sık gözüne çarpan hatta bazen de merak ederek şöyle bir göz atmış olduğu Saint Antoine (Sent Antuan) Kilisesini inceleyeceğiz bu yazımızda. Aslında pek de şatafatlı bir girişe sahip değildir bu kilise. Şimdi kilisenin tarihçesine kısaca göz attıktan sonra mimari özelliklerini inceleyelim.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-1

Yapı, konum olarak Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üzerinde, Galatasaray Lisesinden Tünel’e ulaşılan yolda sol tarafta kalmaktadır. 1230’lu yılların başlarında rahipler, kurucuları Assisili Aziz Fransua adına, Galata civarında başka bir kilise inşa ettiler. Bir mimarlık şaheseri olan bu yapı, o zamanlarda Latinlerin Ayasofya’sı olarak tanındı. 1300’lerde ise Rum kesimindeki ilk kiliselerinden uzaklaştırılan rahipler, Galata’da Aziz Fransua’da bulunan kardeşlerine katıldılar. 1639 ve 1660 yangınlarında iki kere alevler içinde kalan ve yeniden kurulan, bütün çevresini yutan 1696 yangınından mucize eseri kurtulan Aziz Fransua Kilisesi, II. Mustafa tarafından annesinin baskıları sonucunda camiye çevrildi. Bunun ardından rahipler, Pera’daki küçük bir kır evine taşındılar. 1724 yılında Pera’da Aziz Antoine adına yeni bir kilise inşa edildi ve kutsandı.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-2

1904 yılında yapılacak yeni tramvay yolu için Aziz Antoine Kilisesinin yıkılması gerekmişti. Bunun için rahipler aynı cadde üzerinde kiliselerini kurabilecekleri bir alan aradılar. Yapılacak bu yeni kilise için kutsama 23 Ağustos 1906 tarihinde Mgr. Giovanni Borgomaneto tarafından yapılarak yeni kilisenin temeline ilk taş konuldu. 1907 senesinde maddi kaynak yetersizliğinden çalışmalar yarıda kesildi ve iki sene sonra, 1910 yılının Ocak ayında kaldırım düzeyindeki inşaata yeniden başlayarak iki sene içerisinde yeni kiliseyi tamamladılar. Aziz Antoine’ın naaşının Padova Bazikilasındaki yerine taşınmasının yıldönümü olan 15 Şubat günü rahipler yeni kiliseye taşındılar ve ardından kilise kutsanarak ibadete açıldı. Kilise, 1932 yılında Papa XI. Pius tarafından onurlandırılarak bazilika düzeyine yükseltildi. Aynı zamanda St. Antoine Katolik Kilisesi, İstanbul’un cemaati en geniş olan ve en büyük katolik kilisesi olarak ibadetlerine devam etmektedir.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-3

Biraz da yapıya adını veren Aziz Antoine’dan bahsetmemiz gerektiğini düşünüyorum. 1195 yılında, zengin ve görkemli bir ailenin ilk oğlu olarak Lizbon’da doğdu. Vaftiz olduğunda Fernando adını alan Aziz Antoine, okuma-yazma bilen oranının çok az olduğu bir dönemde okula gönderildi. Kaynaklara göre, zengin ailesi onunla daha fazla övünmek için oğlunun avukat olmasını istemiş fakat kendisi bunu istememekte direnerek mütevazı bir hayatın peşinde koştu. Çocukluğundan beri içinde beslediği Tanrı sevgisi, onun geleceğini belirleyen en önemli etken olmuştur aslında. Bir efsaneye göre Aziz Antoine, Lizbon Katedralinde şeytanın varlığını hissetmesi üzerine yere bir haç çizerek onu katedralden kovmuştur. On beş yaşına geldiğinde ise her şeyi arkasında bırakarak oturduğu sarayı terk edip Lizbon yakınlarındaki bir manastıra girerek kendini geliştirdi ve Avrupa’nın önde gelen bilim adamlarından birisi oldu. Ailesi ve arkadaşları onu geri dönmeye ikna etmek için manastırda sürekli rahatsız ettiği için Portekiz’in o zamanlardaki başkenti Coimbria’daki başka bir manastıra giderek yirmi beş yaşında papazlık rütbesini aldı. Antoine, Katoliklikten sapmış kişileri Tanrı’nın yoluna döndürerek kötü Hıristiyanları İncil’e göre yaşamaya yöneltti. 13 Haziran 1231 Cuma günü Antoine’ın hayatının son günüydü. Bilinçli bir şekilde ruhunu Tanrı’ya teslim ettiğinde otuz altı yaşındaydı.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-4.

Yapının mimari özelliklerine de değinelim. Yapı, İstanbul doğumlu İtalyan Mimar Giulio Mongeri tarafından İtalyan Neogotik üslubunda ve betonarme olarak inşa edilmiştir. Ayrıca yapının bulunduğu yerde daha önce Concordia adlı bir eğlence mekânının yer aldığı, mekânın daha sonralarda tiyatroya dönüştürüldüğü ve 1886 yılında Cafe Concert adını aldığı bilinmektedir. Kilise, özellikle de yapı malzemesinin rengiyle dikkat çekmektedir. Kilisenin kuzey ve güneyinde bulunan apartmanların kiliseye gelir getirmesi amacıyla inşa edildiği de kaynaklarda edinilen bilgiler arasında yer almaktadır.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-5

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-6

Kilisenin avlusuna erişim için ortada daha büyük, yanlarda daha küçük olmak üzere üç tane kapı inşa edilmiş. Fakat günümüzde bu girişlerin ikisi kapatılmış ve avluya giriş bir kapıdan sağlanmaktadır. Bu üçlü girişler kiliselerde Meryem Ana-Kutsal Ruh(Tanrı)-İsa sembolizmini yansıtmak amaçlı olarak yapılan bir gelenektir. Yapı tuğla ile inşa edilmiş, batısında da çok küçük boyutlarda bir narteks (kiliselerin ana mekânı ile dış mekânı birbirinden ayırarak enine uzanan geçiş koridoru) bulunmakta. Latin haçı plan şemasıyla inşa edilen yapının doğusunda bir apsis bölümü yer alıyor. Apsis bölümleri, kilisenin ruhban sınıfı için ayrılan ve dışa taşkın, dairesel olarak yapılmış bölümlerdir. Kiliselerin apsisleri genellikle doğu yönüne konumlandırılırlar. Kilise aynı zamanda İstanbul içinde neogotik mimari üslup detaylarının en iyi gözlemlenebildiği dinsel yapı olma özelliğini taşıyor. İç mekâna girdiğiniz an, yapının mavi renkteki ve kaburgalı tonoz şeklinde tasarlanan üst örtüsünü taşıyan, üsluplaştırılmış akantus bitkisinin yapraklarıyla süslü başlıkların altında düşey olarak uzanan demet sütunlarla karşılaşıyorsunuz. Ayrıca yapının ön cephesi İtalya’nın Toskana bölgesi stilinde tasarlanmıştır.

İstanbulun-En-Buyuk-Katolik-Kilisesi-Saint-Antoine-7

Eğer bir gün İstiklal Caddesi’ne yolunuz düşerse, fazla kalabalık ve gürültünün hakim olduğu bu cadde üzerinde bulunan fakat içeri girdiğiniz an sessizliğin ve huzurun doruklarda hissedildiği bu kiliseyi görmeden yola devam etmeyin. Çünkü hangi dini inanca sahip olursanız olun; camiler, kiliseler ve sinagoglar başta olmak üzere kapısından adım atacağınız bütün dini yapılarda hissedeceğiniz duyguların tarifini yapmak çok zor olacaktır.

Merve Tuncer
Akdeniz Üniversitesi Sanat Tarihi öğrencisi. İtalyan Mimarisi,Modigliani ve Caravaggio tutkunu.

1 Comment

  1. endrr

    29 Ağustos 2017 at 13:14

    Ben kendi açıklamamı yapıcam nacizane mimari sıradışı olabilir ama ben girince ağırlık çöktü hemen çıkmak istedim kendi isteğimle de girmemiştim ama bana zor oldu orda bulunmak yani herkese huzur vermesi biraz zor

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Mona Caron’un Yabani Otlar Temalı Duvar Resimleri Binaları ve Duvarları Ele Geçiriyor

Halihazırda devam eden “Weeds” projesinin bir kısmı olarak, sanatçı Mona Caron bitkilerin sokaklarda nasıl büyüdüğünü anlatan kısa animasyonlar oluşturmak üzere,...

Kapat