İyinin kaderi kötüye düşer | Neşet Ertaş (İyinin Kaderi Üzerine)

Ay ile doğar da gün ile aşar
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer
Diken arasında kalmış gül gibi

Aşık Arap Mustafa

Neşet üstadın ‘Zahidem’ isimli türküde şakıdığı gibi iyinin kaderi hakikaten de kötüye mi düşer hep? İyinin bir kaderi var mıdır ya da iyiyi değiştirmek, tüketmek mümkün müdür?

Sanırım tüm insanlar iyi şeyleri bozmak ve mahvetmek için burada. Göreceli iyininse iyi olduğu konusunu hiç tartışmayalım. Her şeyin çürümeye doğru karşı koyulması gereken bir yönelimi olduğuna dairse neredeyse şüphem yok. Şeylerin optimum hali diye bir şey var sanırım, bunun ile ilgili bazı teoriler de vardı ama konumuz şimdilik bu değil. Şeyler ne kadar zorlanırsa zorlansın, yükseliş olsa bile sonundaki düşüş, değer kaybetme ve tükeniş daha hızlı oluyor. Bu mevzu her şeye uyarlanabilir gibi geliyor. Lafım o ki şeylerin kararlı ve dengede olduğu dönemler vardır ve bir süre o dengeyi korumak, büyümeyi demeyelim de değişimi planlayarak ve adım adım yapmak gerekir. İyi, o haliyle iyidir çünkü. Sıfır noktası haline gelene kadar iyiyi kavramadığınızda asla ilerleyemezsiniz. Fakat insanları biliyoruz ya, dengesizlerdir, kararsızlardır, dışarıdan gelen etkilere fazla açıklardır ve iyinin düşmanıdır aslında insanlar. Bir şey dengede ve iyiyse onu bozmak, sömürmek, tüketmek zorundadırlar.
İyi şeylerin anladığım kadarıyla şöyle bir özelliği var: Her iyi şey yeterince zorlandığında ve tüketildiğinde kendisinin aleyhine dönüyor. Doğanın ebedi döngüsünü bilirsiniz: Ouroboros. Kendi kuyruğunu yiyen yılan. Onun gibi. Fakat kendi yarattığımız şeyler doğa gibi kudretli, akıl almaz bir sistem olmadığı için bir Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğmasını da bekleyemeyiz bu durumda.

Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de oysa değişmeyen tek şey nasıl değişimin kendisi olur? Her şey paradoks aslında. Bir şeyi seçmek zorunda kalıyorsun ve tüm sorun da bu zaten; seçim yapmak. Seçimlerin geleceğe etkisi epeyce uzun konu. Her yaratık, söylenildiği gibi biçimini ve işlevlerini çevresinden alıyorsa bu derece değişken, hızlı değişen, hatta parmakla kaydırılarak değiştirilen bir dünyada insanların artık değişime bağımlı hale geldiklerini iddia etmek sorun olmaz sanırım. Genellikle bütün sorunları da buna bağladığımızda sorunu idrak etmemiz kolaylaşıyor. İyi şeyleri fütursuzca değişmeye zorlarsan iyi şeyler kendisinin aleyhine döner. Sana bir şey olmayabilir ama iyi şey, iyi şey değildir artık.

Görsel: Ara Güler

Sizi bilemem ama ben değişen şeyleri pek sevmem. Benim için sabit önemlidir. Sabit olmasaydı matematik bilimi de olmazdı. Benim için sabit olmak, sabite sahip olmak veya birinin sabiti olmak, sabitlerim olması hep daha önemli. Mesela, sosyal olaylarda sabit değişimdir. Fakat değişimin sabit olduğu söylenebilir mi?  Değişimin sabit olduğu yerde denklem kurulabilir mi? Asla. Aşktan bahsedelim misal. Aşkta denklem kurulmaz, hesapla kitapla yürümez. Hissetmekle olur bu iş.

İyiyi zorlamayacaksın. Büyümeyi yavaş yavaş yapacaksın, çünkü her etki sonucunda tepkiyi getirir, etkini ne kadar çok artırırsan tepki o kadar kaldıramayacağın ve beklenmedik şekillerde olur. Hasılı, iyi şeyleri zorlamamak lazım. Hesaplı kitaplı gitmek lazım, o zaman iyi olabilirler. Fakat zorlarsanız, her iyi şey kendisini yok eder. Dünya gibi. İyi şeyleri korumak için çabalamalısınız. Yoksa sizin gibi olur: Hem katil hem kurban.

Yazıya ilham oldukları için Aşık Mustafa’ya ve Aşık Neşet’e bin şükran.

 

Okumadan geçmeyin:

NBC: “Meselem insan denen muammayı ve onun bağlı olduğu daha da büyük muammayı anlamlandırmaya çalışmak”

 

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Bedenini Doğaya Adayan Bir Fotoğrafçı/ Roberto Kusterle

Roberto Kusterle fotoğraflarında; ironi, belirsizlik gibi unsurları kullanarak belirli bir ritüel yaratıyor. Sanatçı, bu ritüeli daha da etkili oluşturabilmesi adına,...

Kapat