Stonehenge’e doğru çıktığım gizemli yolculuk Bath’ doğru devam ederken dışardaki yağmur daha da hızlanmıştı. İngiltere’nin iklimini deneyimleyenler bilir ancak bilmeyenler için ufak bir tavsiye: Buradaki yağmur size keşke kar yağsın dedirtecek tarzdadır. Özellikle kışın bahara döndüğü zamanlar yağmurluğunuzu, atkı ve şapkanızı yanınızdan eksik etmemeniz gerekir. Şemsiye kullanmanızı tavsiye etmem çünkü sağanak yağışa eşlik eden rüzgar bazen yürümenizi bile zorlaştırıyor. Ama daha önce dediğim gibi; bu bir turistik gezi değildi ve iklimin zorluğu İngiltere’yi keşfetmemiz için bir engel oluşturmuyordu. Birazcık içimizin ısınması için güzel bir İngiliz çayı yeterli diye düşünürken şoförümüz müjdeyi verdi: Bath’a saat ikiden önce varacaktık ve Jane Austen’a beş çayına davetliydik!

Jane Austen’ın romanlarını okumak sabır ve bilgi birikimi gerektirir ama neyse ki Hollywood ve BBC yapımları onun eserlerini sinema ve televizyona uyarlayarak daha çok insanı Jane Austen ile buluşturdu. Gurur ve Önyargı eserinin 2005 yılında sinemaya uyarlanan versiyonunun, Keira Knightley ve Matthew Macfadveyn performansıyla ne kadar ses getirdiğini hatırlarsınız. 2007 yılında bu sefer Gurur ve Önyargı eserinin yazılma sürecini konu alan Becoming Jane seyirciyle buluşmuştu ve Anne Hathaway’in Jane Austen canlandırması eleştirmenlerden tam not almıştı. Jane Austen zamana meydan okuduğu gibi,  sinema uyarlamaları bu yazarın dünya edebiyatında ne kadar önemli olduğunu bize göstermiştir. Onun hayatının beş yılını geçirdiği ve son eseri olan ‘Northanger Manastırı’nı yazdığı Bath’ın, Austen’a yazmak için nasıl ilham verdiğini gerçekten merak ediyordum.

Şoförümüz bizi şehir merkezine bıraktığında zamanda yolculuk yaptım hissine kapıldım. Roma ve 16. yüzyıl İngiliz mimarisinin karıştığı binalar, nefes alırken içinizi ferahlatan çim ve toprak kokusu, sokaklarda gezen at arabaları, üç masanın zor sığdığı yerel restoranlar, fötr şapkalı erkekler, vatkalı kadınlar, çok uzaklardan gelen çan sesleri, hiç bitmeyen sokak müzikleri… Bath, İngiliz klişelerini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir şehirdi. Bu kadar büyülendiğimi hatırladığım bir şehir daha olacak mı, bilemiyorum. İlk olarak saatimin kaç olduğunu kontrol ettim. Henüz 3.30’du. Beş çayına kadar bu şehrin altını üstüne getirmek için yeterli zamanım vardı. Zaman kaybetmeden gözüme kestirdiğim ilk sokağa daldım. Tarihin, kültürün ve ilham almanın içinde kaybolmak istiyordum.

Bath-1

Bath-2Sokağı dönmemle bir Roma hamamıyla karşılaşmam bir oldu. Bunu beklemiyordum. İngiltere’nin güneyinde bir Roma hamamı göreceğim hiç aklıma gelmemişti. O sırada sarı bir bayrağın yanımdan süzülerek geçtiğini fark ettim. Pamuk tenli, kar gibi beyaz saçlı, irili ufaklı yaşlı çiftlerden oluşan turistik bir kafileye aitti. Rehber Roma hamamının önünde durdu ve onlara bu binanın ne zaman, kim tarafından ve neden inşa edildiğini anlatıyordu. Söylediklerine kulak kabartmaya karar verdiğim sırada burnuma harika bir zencefil kokusu geldi. Kafamı çevirdim ve yaşlı turistlerden birinin bana kurabiye ikram ettiğini fark ettim. Sessizce teşekkür edip kurabiyeyi aldıktan sonra rehberi dinlemeye başladım.

Bath-3

Bath şehri aslında Romalılar tarafından bir kaplıca merkezi olarak kurulmuş. O zamanlar adı Aquae Sulis iken zamanla halk arasında İngilizce banyo anlamına gelen Bath adının kullanımı yaygınlaşmış. Kuruluşundan bu yana özellikle aristokrasinin sıklıkla ziyaret ettiği bir kaplıca merkeziymiş. Ayrıca rehber, genelde turistik ziyaretlere açık hale getirilen Roma hamamının gereken önlemler alınırsa halka daha sık açılacağını da belirtti. Bath’i bir gün ziyaret etmeyi düşünenlerin Roma hamamından spa deneyimi yaşayabileceğini buraya böylelikle not düşüyorum.

Bath-4

Bath-5

Bath-6

Rehber, grubuyla tura devam ederken bende zencefilli kurabiyemle başka bir sokağa sapmıştım. Kurabiye yerken aslında karnımın biraz aç olduğunu fark ettim ve en hızlı nasıl yemek yiyebilirim diye etrafıma bakındım. Genellikle zamanınız yoksa ve hemen yemek yemek istiyorsanız; fast food tüketirsiniz. Bunun için hemen her yerde ana akım yemek zincirlerinin restoranları bulabilirsiniz. Fakat bir gezginseniz size bunu tavsiye etmiyorum. Yemek yiyeceğiniz yeri seçerken cesur olun. Kalabalığı takip etmeyin, sıra beklemek size zaman kaybettirir. Bunun yerine güzel kokuları takip edin. İç dekorunun size kültürel anlamda katkı yapacağı küçük ve yerel işletmeleri tercih edin. Bath, böyle işletmelerin çoğunlukta olduğu bir şehirdi. Sunday Roast, çeşitli Hint baharatlarıyla az ya da orta pişirilmiş biftek, fish and chips ya da vejetaryenler için özel hazırlanmış yemeklerden tatmak istiyorsanız Bath’ta yerel bir puba uğramınız tavsiye ederim. Buz gibi servis edilecek Sam Smith biranızla yemeğiniz mükemmel bir hal alacaktır. Ancak eğer oturarak yemek yemeyi tercih etmiyorsanız, hem yemek yiyip hem şehri keşfetmek istiyorsanız Bath’in baget ekmeğine sandviç yaptığı büfelere mutlaka uğrayın derim. Fransızlara taş çıkartacak baget ekmeğinin tadı hala damağımda.

bath-sandvic-dukkani

Sandviçimin tadını çıkararak yürürken birçok yerel dükkanın önünden geçiyordum. Her birinin vitrini özenle dekora edilmişti. Ancak aralarında bir tanesi vardı ki vitrinin güzelliğinden önünden uzun süre ayrılamadım. Bir mobilya dükkanıydı. Vitrine Unicorn biçiminde, deniz kabuklarından yapılmış bir bahçe mobilyası koymuştu. Banka benzeyen bu mobilya o kadar ihtişamlıydı ki Unicorn peri masalı kahramanını andırıyordu. Eğer biri bir gün çıkar ve deniz kabuklarından yapılmış bir Unicorn hikayesi yazarsa kesinlikle yolunun Bath’e düşeceğini biliyorum.

Jane Austen-10

Bu şehirde yaşayıp da iki satır karalamamak mümkün değildi. Aklıma o sırada yine Jane Austen geldi. Saatime baktım beşe yirmi vardı. Çaya geç kalacağım korkusu ile hemen ana yola çıktım. Şansıma bir at arabası geçiyordu. Ezilmeyeceğimden emin olduğum bir mesafede önüne atladım ve atların çektiği arabaya değil kadın seyisin yanına oturdum. “Jane Austen Merkezi lütfen.” dedim. Kadın seyis fötr şapkasının kolalı yerini tutarak ufak bir reverans yaptı ve yola çıktık.

Jane Austen-1

Jane Austen-5

On dakika içinde Jane Austen Merkezinin kapısının önündeydik. Kahya beni selamladı ve eve buyur etti. Küçük bir koridordan ana salona çıktım. Çay için erken gelmiştim. Ana salonun duvarına yansıtılan kısa tanıtım filmini izlemeye başladım. Her sene mayıs ayında Jane Austen adına, insanların onun yaşadığı dönemdeki gibi giyinerek katıldığı bir balo olduğunu öğrendim. Bu etkinliği telefonuma not ettim. Fırsatım olursa gelmeyi düşünüyorum.

Jane Austen-2

Derken çay salonun kapısı açıldı ve ikinci büyük şaşkınlığımı yaşadım. Zombi makyajı yapılmış ve Jane Austen’ın döneminin kıyafetleri içinde bir hizmetçi beni içeri davet ediyordu. Ufak bir tereddütten sonra içeri girdim. Çay salonu kalabalıktı. Kendime çok şık, mor menekşelerin işlendiği bir Çin porseleni bardakta çay koydum. Rahat bir yer buldum ve zombi hizmetçiyi dinlemeye başladım.

Jane Austen-3

Jane Austen-4

Zombi hizmetçimiz Jane Austen’ın kadın Shakespeare olarak bilindiğini söyledi. Yedi çocuklu bir ailenin iki kız çocuğundan biri olduğunu belirtti. Kız kardeşi Cassandra ile çok yakın olduklarını, ikisinin de hiç evlenmediği ve bu durumun onların hayatında çok ciddi bir sosyal baskı yarattığını anlattı. Jane Austen’ın aslında bir kere nişanlandığını ancak bunun sadece on iki saat sürdüğünü çünkü sabah uyandığından bir gün önce nişanlandığı adamı sevmediğini fark ettiğini bıyık altından gülerek söyledi. Edebi başarısının yaşadığı sosyal çevredeki insanları yalın ve güçlü bir şekilde tasvir etmesinden geldiğini açıkladı. Kadının yanındaki erkek ile toplumda kendine yer bulmasını eserlerinde hep eleştirdiğini belirtti. Kırk yıllık kısacık ömründe altı eser bırakarak bu dünyadan göçtüğünü buruk bir sesle paylaştı. Kardeşi Henry Thomas’ın müdahalesi olmasa günümüzde hiç bilinmeyeceğini çünkü eserlerini ‘a lady’ (bir kadın) olarak yayınlandığını da ekledi. Son dönemde yeni vizyona girecek ‘Gurur, Önyargı ve Zombi’ filmini örnek göstererek hala yaşadığımız yüzyılda Jane Austen’ın eserlerinin popüler olduğunu açıkladıktan sonra bizi Jane Austen ile tanışmak için başka bir odaya aldı.

Jane Austen-6

Jane Austen-7

Jane Austen-8

Jane Austen-9

Son odada Jane Austen’a ait el yazılar, kişisel eşyalar, Mr. Darcy’nin ve kendini balmumu heykeli bizi karşıladı. O döneme ait kıyafetleri giyip kendisiyle resim çektirdikten sonra çay için teşekkür ettim. Jane Austen Merkezinden çıkarken değerli Türk yazarlarımız aklıma geldi. Onlarında bir gün böyle bir merkeze kavuşup sevenleriyle buluşmasını diledim. Kim bilir, belki bir gün onlarında eserlerinin bir ‘Gulyabani’ uyarlaması dahi çekilebilir. Bath’ten Bournemouth’a doğru yola çıkarken bir sonraki ansızın seyahat planım için heyecanlanmaya başladım. Bu günlük iyi bir iş çıkarmıştım. Ancak daha gezilecek çok yer, tanışacak çok insan, yenecek çok yemek vardı.

4 Yorum

  1. Leyla Kuru

    29 Şubat 2016 at 18:08

    Cok begendim, yer zaman roman ve Jane hepsi birarada. Anlatım da çok akici. Tebrikler

    • Sevgi Aslı Bulut

      13 Mart 2016 at 10:51

      Merhaba,
      Yazıyı beğenmenize çok sevindim. Umarım bir gün sizinde Bath’i ziyaret etme şansınız olur. Sanatın tüm güzellikleri sizinle olsun.

      🙂

  2. Hasan Sarıtaş

    01 Mart 2016 at 08:03

    Güzel bir yazı olmuş detay samimi bir üslup ile tasvip edilmiş. Teşekkürler

    • Sevgi Aslı Bulut

      13 Mart 2016 at 10:53

      Merhaba,
      Keyif alarak okumanıza çok sevindim. Daha güzel yazılar için bizi sık sık ziyaret edin.

      🙂

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ünlü İsimlerin Efsaneleşmiş 32 Siyah Beyaz Fotoğrafı

En çok bilinen ve ikonlaşmış aktörlerin ve müzisyenlerin fotoğraflarını çekmek, Hollywood’un parlak ışıkları ve sahnesinin dışında, onların kişilikleri hakkında farklı...

Kapat