Kadınlar; ‘Füruğ’, ‘Frida’ ve ‘Bergen’

”Ben aşkın, acının ve devrimin kadınıyım.” Frida Kahlo.

”Benim payıma düşen terk edilmiş merdivenlerden inmektir.” Füruğ Ferruhzad

”Kahrediyor hayat beni, Ben acılar kadınıyım.” Bergen

Kim bu kadınlar? Birbiri ile alakası olmayan üç kadın. Başa döneyim veyahut nedir bu kadın, neye benzer? Bu soruyu şuan 75 yaşında olan ve henüz 18 yaşında iken evlenen nineme sordum;

”Kadın dediğin kumaşa benzer imiş. Kimi kumaşlar tertemiz olurmuş ve herkes o kumaşlara hayran kalırmış. Kimi kumaşlar lekeli olurmuş, kimsenin öyle pek istemeyeceği. Kimi kumaşlar da varmış ki parça parça imiş. O parçaları birleştirmeye çalışırlarmış. Velhasıl kumaş ne olursa olsun, başkaları onları hep kendi isteğine göre şekillendirirmiş.”

İşte 75 yaşındaki bir kadının sarf ettiği bu cümleler, var olan kadın anlayışını ortaya sermektedir. İşte sadece kumaş parçalarına benzermiş kadınlar. Farklı coğrafyalardan, farklı dönemlerden, birbirlerinden bağımsız fakat aynı kumaşın parçaları kadınlar; Frida, Füruğ ve Bergen…

Parça parça kumaşlardan biriydi Frida. Hani şu resimleri ile pek önem arz eden sanatçı. Kendisini aşkın, acının ve devrimin kadını olarak tanımlar, hakkı vardır. O görsel bir cevap verir, kadın nedir sorusuna. Kendisini yansıtır tuvallerine ve çok sevgili biricik eşi Diego’ya yazdığı mektuplarla. Geçirdiği otobüs kazasından sonra hayatını fiziksel anlamda dinmek bilmeyen acılarla geçirmiştir. Yattığı yatağın tavanındaki aynadan kendisine bakarken gördüğü, onda resmetme arzusunu uyandırır. Bu şekilde ruhunu tuvallere değdirir.

”Kendi portrelerimi yapıyorum; çünkü çoğu zaman yalnızım ve en iyi bildiğim insan da benim.”

Onun başına gelen bir diğer kaza ise kuşkusuz Diego Rivera’dır. Ne büyük bir aşk! Frida’nın ruhen dinmek bilmeyen acıları ile geçen bir aşk, derin bir tutku.

”Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var. Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…”

Fiziksel ve ruhen çektiği acılarını resimlerine yansıtmaktan hiçbir zaman çekinmedi, o cesur bir kadındı hatta ‘bir fahişe olarak doğdum’ diyebilecek kadar. Yaptıklarını gizleme ihtiyacı duymadı, mücadelesini ve çığlığını resimlerine yansıtarak başlı başına tüm kadınlara, erkeklere, insanlara ilham kaynağı olabilen bir kadın!

İsminin ‘ışık’ manasından geliyor onun anlamı; Füruğ Ferruhzad. Tahran’a geçiyoruz sene 1935. Otoriter bir babanın evinde dünyaya geldi. Babasının ona sağladığı tek fayda idi o muazzam kütüphane. Geleneksel ahlak kuralları içerisindeki bir toplumda ışığı kalemde, yolunu ise kağıtlarda buldu.

”ve ben öyle doluyum ki sesimin üzerinde namaz kılıyorlar…”

Henüz 16 yaşındaydı, kendisini fark eden ilk adamla evlendiğinde. Bir çocuk dünyaya getirdi adı Kamyar. İki yıl sonra eşinden ayrıldığında ise şeriat gereği çocuğun velayetini eşi Perviz Şapur aldı ve Füruğ çocuğunu bir daha asla göremedi.  O evladına hasret bir kadındı.

”…hüzünlü, küçük bir peri

geceleri bir buseyle ölen

gün ağarırken bir buseyle yeniden doğacak olan…”

Hiçbir zaman pes etmedi. Baskıcı bir toplumda kağıtlarla çığlık attı, korkusuzca ve çekinmeden. Kadınlığından utanmadan. Yalnızlığı en büyük ilham kaynağı oluverdi, bir kadının kendinden başka neyi var ki?

”ve bu benim

yalnız bir kadın

soğuk bir mevsimin eşiğinde,

yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın

başlangıcında

ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu

ve bu beton ellerin güçsüzlüğü…”

1958’in Mersin’inde dünyaya geliyor arabesk müziği sesiyle çalkalayacak olan kadın; Bergen. Tehditlerle, baskılarla ve şiddetlerle dolu bir müzik hayatıydı onunki. Acılarını haykırabildi, arabeskte buldu belki de bir nebze aradığı mutluluğu. Tüylerimizi diken diken etmeye yetti. Aşkın mağduru ve o da pes etmeyen bir kadındı. Kocası tarafından suratına kezzap atıldı. Fakat yılmadı, sağ gözünü kaybetti çareyi saçları ile kapatmakta buldu. Bedenini yıkabilmişlerdi belki fakat sesinde zerre pürüz yoktu, daha çok haykırdı, daha çok seslendi dünyaya.

” Tanrım kötü kullarını

Sen affetsen ben affetmem

                                                           Bütün zalim olanları                

Sen affetsen ben affetmem…”

O seslendi bizler dinledik. Dinledik sesini, dinledik gözyaşlarını. Sonra ne mi oldu? 1989’du, kurşunlanarak aramızdan ayrıldı. 31 yıllık kısa yaşamından geriye sadece 6 Longplay, 11 kaset, 129 şarkı ve 1 filmle hafızalarımızda yer edindi.

”Yıllar yılı dert yolunda

Ne ilk nede sonuncuyum

Kahrediyor hayat beni

Acıların kadınıyım…”

Kadınlar; Füruğ Frida ve Bergen

Birbirinden bağımsız ve alakasız üç apayrı kadın… Aslında onlar aynı kumaşın parçaları.

Hayatlarında verdikleri mücadeleleri ile, pes etmeyişleri ile, aşkları ile insanlara ilham kaynağı olan farklı bedenlere ve farklı yaşamlara sahip aynı ruhlar. Kimi resimleri ile gösterdi bize kadının gücünü, kimi yazdıkları ile kimi de sesi ile. Bunları yaparken acılar çektiler, hayat şartları onları zorladı fakat hiçbir şey sanatlarını yapmalarına engel olmadı. Daha çok tutundular, bunun gibi dünyanın üzerinde nice kadınlar.

 

Okumadan geçmeyin:

Vasıflı Bir Kara Komedi; Delicatessen (Şarküteri)

Nur Kutbay
Çukurova Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ece Gürlü

Adım Ece Gürlü. 22 Ekim 1988 tarihinde İstanbul'da doğdum. 2008-2012 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümünde eğitim...

Kapat