Kampüsün İçine Kurulmuş Şehir: Oxford

Geçtiğimiz cuma akşamı bir İrlanda barına gittik. Paskalya tatilinden hemen önceki haftayı geride bıraktığımız için oldukça bezgindik ve bütün günü iki üç bardak Sam Miguel’in hayalini kurarak geçirmiştik. Ben herkesten biraz daha bıkkındım. Mart ayının ilk dört gününün her birinde İskoçya’nın farklı bir bölgesinde güne başladığım için bu hafta benim için geçmek bilmemişti. Aynı zamanda sınıf arkadaşımız olan barmen, Simon, elime bardağı tutuşturunca daha şerefe yapmadan Sam Miguel’den birkaç yudum aldım. Sonrasında Simon’ın bana bakıp şöyle dediğini hatırlıyorum: “Bakın bu Alice ve şu an Harikalar Diyarı’nda.” Sam Miguel’imi olabildiğince çabuk bitirip herkesten izin alarak kalktım. Otobüs terminaline gittim ve cumartesi sabah saat 7.30’a Oxford biletimi aldım. Lewis Carol’un Christchurch Kolejinin penceresinden dekanın çocuklarını izleyerek yazdığı romana ilham veren şehre gitmek için geç bile kalmıştım.

Sabah 7.30’da Bournemouth’dan kalkan otobüsümüz iki saat sonra Ashmolean Müzesinin önünde durdu.

Oxford-Ashmolean-1

Oxford gezime buradan başlamayı planlamıyordum ama zaten gezerken kararları ben değil, genellikle çıktığım yollar veriyor. O yüzden daha fazla oyalanmadan müzeye adım attım. Tamamen ücretsiz olan ve Oxford Üniversitesine ait olan bu koleksiyon beni büyüledi. Sümerlerden tutun Mısırlılara, Eski Yunan medeniyetlerinden tutun Nordiklere, çok tanrılı dinlerin ilham verdiği heykellerden tutun evrim teorisini sorgulayan ve destekleyen doğa tarihinin bir örneği eski insan kemiklerine kadar her şeyle karşılaştım. Bu kadar büyük ve çeşitli koleksiyona sahip bir müzenin nasıl kurulduğu ve halka açık hale getirildiği kafamı kurcalamaya başladı.

Oxford-Ashmolean-2

Sonuçta Babil’in Asma Bahçeleri’ne ait olduğu düşünülen arkeolojik kalıntıların, diz üstü bilgisayarı ekranı büyüklüğünde Sümer tabletlerinin ve Eski Yunan çeşmelerinin İngiltere’den epey uzak coğrafyalara; komşularımıza ait olduğunu biliyordum. Müze için çalışan gönüllü rehberlerden birinin yanına yaklaştım ve her bir eserin Ashmolean Müzesine nasıl getirildiğini sordum. Rehber öncelikle gülümseyerek sırt çantamı önüme asmam için beni uyardı.

Oxford-Ashmolean-3

Birçok parçanın sık ve peş peşe dizildiği bir müzede istemeden sırt çantamla eserlere zarar verebileceğimi söyledi. Ardından bana her bir parçanın Oxford’da üniversite tarafından incelenmek için yollandığını ve sonra hediye edildiğini belirtti. Eğer istersem her bir parçanın ait olduğu topraklardan İngiltere’ye olan yolculuğunu anlatabileceğini söyledi. Gönüllü bir rehber için fazla bilgili olduğunu düşündüğüm için birkaç eseri göstererek bana rehberlik etmesini istedim. Bir saatin sonunda Athena ile Ra arasındaki benzerliklerin Sümer mitolojisine dayandırılarak belirlendiğinden, Sparta’nın Perslere aslında yenilmesine Yunanlıların göz yummasının politik bir girişim olduğundan, mumya tabutlarının resmedilirken Firavunların öbür hayatta genç ve sağlıklı görünmesinin esas alındığından haberdar olmuştum. Joseph’e, rehberime, teşekkür ederken bilgisine hayran kaldığımı ekledim. O ise öğrenci kartını göstererek sadece “Biz burada bilimin ve sanatın sınırlarını zorlamayı seviyoruz.” dedi. Oxford Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi rehberime teşekkür ederken onu Türkiye’ye davet ettim. Mezun olur olmaz en çok çalışmak istediği yerin Anadolu yarımadası olduğunu söyledi. Göbeklitepe’den haberdar. Bunu duyduğuma çok sevindiğimi söyledim ve bir gün ondan Göbeklitepe’de bulduklarını bana anlatacağı sözünü alarak müzeden ayrıldım.

Oxford-Ashmolean-4

Oxford-Ashmolean-5

Oxford-Ashmolean-6

Oxford-Ashmolean-7

Müzeden çıktıktan sonra ihtişamlı bir anıtla karşılaştım: Martyrs. Büyük bir kuleyi andıran ancak tepesinde üç papaz heykeli olan bu yapıt hakkında daha önce bir belgesel izlemiştim.

Oxford-Martyrs-1

Bu anıtın hikayesi beni 16. yüzyıl İngiltere’sine beni götürdü. Tudors Hanedanlığı’ndan Sekizinci Henry eşi Aragonlu Katherine’den, Boleyn Hanedanlığının kızı Anne için boşanmak ister. Bu durum Katolik Kilisesi için o zaman mümkün değildir, çünkü kilise boşanmaları en büyük günah saymaktadır.

Oxford-Martyrs-2

Bir krala neyi inanacağını emrederseniz o da kendi inancını destekleyecek bir kurum oluşturmaktan geri durmaz: Protestan Kilisesi. Bu yeni kilisenin kendine ait İncil’i oluşturulunca Sekizinci Henry’nin hayatının aşkına kavuşması için bir engel kalmaz. Sonradan Anne Boleyn, tarihin en güçlü kraliçelerinden Birinci Elizabeth’i doğurmuş olsa bile bir erkek evlat dünyaya getiremediği için idam edilir ve Sekizinci Henry’de onun ardından bir süre sonra ölür. Birinci Elizabeth çocuk olduğundan taht, Sekizinci Henry’nin Aragonlu Kathrine’den olan kızı Mary’nin hakkıdır. Ancak Mary, yıllarca babası tarafından yok sayılınca Katolik Kilisesi ona sahip çıkar ve güç kazandıkça Protestanları en çok tehdit eden politik figüre dönüşür. İşte bu anıt onun Oxford’un ortasında gözünü kırpmadan yaktığı üç Protestan rahibin anısı için yapılmıştır. Bazı dedikodulara göre birtakım öğrenciler anıtın bir yer altı kilisesine ait kule olduğunu iddia ediyorlar ve burayı size gezdirmek için para isteyebiliyormuş. Onlara pek aldırış etmeyin çünkü sizi götürebilecekleri tek yer altı girişi aslında bir umumi tuvalete çıkıyor.

Yine de Oxford’un kurulurken sadece yerin üstüne inşa edildiği söylenemez. Martyrs Anıtı’nı geçip sola dönüp dükkanların sağlı sollu olduğu caddenin sonunda Blackwells’in, Oxford’un yer altına uzanan kökleri en güzel örneklerinden biri. “For Living For Life” sloganı ile bilinen en eski kitapçı olan Blackwells’in yer altı tünelleriyle Oxford Üniversitesine bağlandığı biliniyor.

Oxford-Blackwells-1

Öğrencilerin öğrenme arzularını bu kadar gizli saklı yürütmelerinin mutlaka bir sebebi olmalı diye düşünüyorum. Din gibi, krallık gibi, cahillik gibi şeylerden korkup bazı eserleri yerin altına saklamaları çok muhtemel. Bir şekilde başarılı oldukları da kesin. Çünkü bu tünellere giden geniş bodrum katlarından bir tanesi de Blackwells’in en eski ve nadir kitapları muhafaza ettiği yer. Çok eski, elle yazılmış Shakespeare eserlerine burada bulabilirsiniz. Tabii onları ancak cam mekanın ardından inceleme şartıyla.

Oxford-Blackwells-2

Ben uzun yolculuklarımı kitaplarla yapmayı seven bir gezginim. Çünkü uzun yolculuklarda kitap okuyunca yolculuk içinde yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum. Blackwells’te gezerken bir sonraki durağım için kendime bir suç ortağı aradım. Neden bilmiyorum Tolkien’in Hobbit’i gözüme çarptı. Genellikle kitapları dışı ile yargılamam ama bu kitabın kapağı bana birazdan ziyaret edeceğim Oxford’un ‘Botanik Bahçelerini’ ve onu yaran İris Nehri’ni andırıyordu. Kitabı elime aldım ve arkasını okumaya başladım. Küçük bir çığlık attığımı itiraf etmeliyim, yanımda yemek tarifi kitapları bakan yaşlı adamı yerinden sıçrattım. Ama sizde benim yerimde olsanız öyle yapardınız. Size Tolkien’in, Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit serisini Oxford’da yazıp burada öldüğünü bilseniz aynı benim gibi çığlık atardınız.

Oxford-11

Apar topar kitabı satın alıp kendimi caddeye attığımda direk olarak Bodleian Kütüphanesinin olduğu ara sokağa girdim.

Oxford-Bodleian-1

Bu kütüphane, İngiltere’nin bilinen en büyük kitap arşivine sahiptir. Toplamda 11 milyon kitabın 190 km uzunluğunda kitaplığa yerleştirildiği bu kütüphanedeki eserleri yakın zamanda İngiliz hükümeti dijital formata getirmiştir.

Oxford-Bodleian-2

Böylelikle birden fazla kişinin aynı kaynağa erişimi sağlanmaktadır ve kütüphane dışında da eserlere ulaşım sağlanmaktadır. Tolkien’in filoloji okurken ve daha sonrasında Oxford’da hocalık yaparken bu kütüphaneye gelip Hergest’in Kırmızı Kitabı üzerine çalıştığı bilinmektedir. Bu eser Galce yazılmış bir şiir ve düzyazı el yazmasıdır. Yazarın bu eserden esinlenerek Yüzüklerin Efedisi’ni yazdığı söylenir.  Tolkien’in el yazmalarına bu kütüphanede ayrıca ulaşabilirsiniz.

Oxford-12

Oxford-15

Kütüphane geçip Botanik Bahçelerine gelmeden Radcliffe Camera ile karşılaşınca yine duraksadım. Bu bina, şu an açık değil biliyordum ama bir mezuniyet seremonisi için kepli öğrenciler onun önünde birkaç saniye durup fotoğraf çektiriyordu. Burası Bodleian Kütüphanesinden alınan kitapların okunduğu ya da insanların ders çalıştığı yerdi.

Oxford-Bodleian-3

Benim gibi güneşli bir günde değil de yağmurlu bir günde Radcliffe Camera’nın etrafında dolaşırsanız kubbesinin yapıldığı maddeye katılmış altın maddenin parladığını görebilirsiniz. İngiltere’de insanların yağmurlu havayı güzel kılmak için bazı girişimleri var; kimisi şiir yazıyor bunun için, kimisi resim yapıyor, kimisi şarkı besteliyor. Ancak yağmuru güzelleştirmeyi mimari bir detayda yakalamak insana çok ayrı bir keyif veriyor.

Adımlarımı birazcık hızlandırıp Botanik Bahçelerine yöneliyorum. Henüz İngiltere’ye bahar tam gelmemesine rağmen her yer renk renk, ağaçlarda açan çiçekler iri iri ve hangi bitkiye yaklaşırsanız yaklaşın farklı farklı mis kokular..

Oxford-Botanic-Garden-1

Oxford Botanik Bahçesinde bu kadar çeşitli bitkiye rastlamak beni biraz afallatıyor. Gözlerimi kapatıp diğer duyu organlarımla bu deneyimi daha da hatırlanası kılmak istiyorum. Güzel kokulara bir de sesler ekleniyor. Nilüferlerin üzerinde olduklarını tahmin ettiklerim kurbağaları duyuyorum. Çok farklı kuş sesleri başımın üzerindeki dallardan bana ulaşıyor. Yürürken düşmemek için ellerimi iki yana açıyorum ve avucumun değdiği yaprakların hışırtısı istemeden rahatsız ettiğim böceklerin vızıltısına karışıyor. Neyse ki bir arı tarafından sokulmuyorum.

Oxford-Botanic-Garden-2

Walled ve Lower Garden’ı böyle dolaştıktan sonra The Glasshouses’a geliyorum. Bu evlerin her biri sera. İçerisinde istedikleri ülkenin iklim şartlarını sağlayarak çeşit çeşit bitki yetiştirebiliyorlar. Bütün dünyayı yedi tane cam kulübeye sığdırmanın nasıl bir çılgınlık olduğunu düşünürken Botanik Bahçelerinin tarihinin yazıldığı büyük levha gözüme çarpıyor. 1621 yılında Sir Henry Danvers tarafından kurulan bu bahçeye tam olarak 3.5 milyon pound yani yaklaşık olarak 14 milyar Türk Lirası harcanmış. Sir Henry’nin çok pahalı zevkleri olduğunu düşünebilirsiniz ama bu bahçenin yapılma amacı kesinlikle şehirdeki insanlar için yapılmış bir mesire yeri değil. Bu bahçeler “İleri düzeyde bilgiye ulaşarak Tanrı’yı Yüceltme” sloganıyla Oxford Üniversitesi Botanik, Coğrafya, Eczacılık ve Tıp bölümü öğrencileri için kurulmuştur. Şimdiye kadar birçok öğrenci ve öğretim görevlisi buradaki bitkileri gözlemleyerek onlar hakkında bilgi edinmiş, bitkilerden yararlanarak çeşitli hastalıklara tedavi bulmuşlardır. Edebiyatı sadece renklerin ve bu bitkilerin kaotik ama estetik görünüşleri etkilemiştir. Tolkien sadece bunlardan biridir.

Botanik Bahçesini hayran hayran gezerken patika beni İsis Deresi’ne götürdü. Thames Nehri’nin bir kolu olan bu derenin debisine hiç müdahale etmeden etrafına park kurulmuş. Su o kadar gürül gürül akıyor ki ona yetişmek için içinizde koşmak geliyor.

Oxford-Isis-River-1

Ben de öyle yaptım! Küçük adacıkların üzerinde piknik yapan aileleri, köpeklerini gezdirmeye çıkan profesörleri, yoga yapanları, dizüstü bilgisayarlarıyla ders çalışanları, bir elinde şarap diğer elinde kağıt cihazı ile içini dökenleri gördüm. İsis’in güzelliği karşısında nefessiz kalmamak imkansız. Biraz yatıp çimlere uzanmak istedim. Gözüme kestirdiğim bir ağaç gövdesine yaklaştım ve kendimi yere bıraktım.  Sabah kahvaltımdan kalan birkaç kuruyemiş cebimden dökülüverdi. Birazcık soluklayanayım sonra toparlanırım diye uzandım. Sabah çok erkenden yola çıktığım için belki biraz da kestiririm diye düşünürken elimin üzerinde tüylü bir şeyin olduğunu fark ettim. Aniden elimi çekince ufak bir inilti duydum. Bir de baktım ki etrafım sincap dolu. Hepsi dökülen kuruyemişlerime gözlerini dikmiş. Bir yandan benden ürküyorlar bir yandan da bana çaktırmadan aşırdıkları birkaç bademin hala tadı damaklarında, daha fazlasını istiyorlar. Uykuya dalmak üzereyken bir anda böyle bir kuşatma altında kalınca ister istemez sersemledim. Rüya mı görüyorum yoksa uyandım mı bilemedim. Erkek olduğunu tahmin ettiğim bir sincap korkusuzca bacaklarımın arasından geçip kuruyemişlerden birkaçını aşırıp kaçınca kendime geldim. Kuruyemişlerin kalanlarını toplayıp onları ellerimle beslemeye başladım.

Oxford-Isis-River-2

Nazikçe patilerini uzatıp hemen bir tanesini avuçlarına alıp göğüslerine gömülerek her bir taneyi midelerine indirmelerini izledim. Bir süre sonra birbirimize o kadar alıştık ki kuruyemişim kalmamasına rağmen daha fazlasını bulabilmek için ceplerime sokulmaya başladılar. Bir ben bir Alice dedim içimden, sincaplarla aynı sofraya oturmaktan keyif alırız.

Tam sırada bu kadar yolu neden geldiğimi hatırladım. Saatime baktım neredeyse hava kararacaktı. Sincapları incitmeden ayaklandım. İsis Deresi’nin Botanik Bahçesine zıt olan patikasına yollandım. Christchurch’e yaklaşırken elinde kitapla yürüyen, kalem kemiren, bir konuyu tartışan insanlar arttı. Sanırım dersin bitimine denk gelmiştim. Christchurch’ün İsis’e bakan penceresini aramaya başladım ve çok geçmeden buldum. Lewis Carol’un 1865’te bu manzaraya bakarak Alice Harikalar Diyarı’nda eserini yazdığına inanamadım. 19. yüzyılda yaşayan çocukların nasıl oyunlar oynadıklarını, o zamanki insanların neler giydiklerini, birbirlerine nasıl hitap ettiklerini hayal etmeye çalıştım. Her birinin hikayesi bir yazarının kaleminin ucunda toplanarak 125 senelik bir başyapıt ortaya çıkmıştı.

Oxford-Christchurch-1

Lewis Caroll’un uzun yıllar boyunca kekelediği için yetişkinler dünyasında yer bulmakta zorlandığı bilinmektedir. Christchurch gibi iyi bir okuldan mezun olmasına rağmen başka insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyordu. Çocuklarla zaman geçirmeye başlaması da yetişkinlerin dünyasından dışlanmasından sonra olmuştu. Dekan Henry George Liddell’in üç kızına masallar anlattığı bir akşam üzeri, Alice Liddel, masaldan çok etkilendiğini söyleyerek ondan anlattığı her şeyi yazmasını istemişti.

Oxford-Christchurch-2

İşte bu Alice Harikalar Diyarı’nda eserinin doğuşuydu ve ben bu gün Alice’in, Liddell’ın iki diğer kızının ve Carol’un bu kitabı yaratmaya başladıkların yerin manzarasına bakarken önümden bir tavşan geçse de peşine düşsem diye bekliyorum. Çünkü beklenti, beni çocukluğumun en güzel zamanlarına kolayca götürüyor, hissediyorum.

Oxford-Christchurch 3

Güneş batmaya başlarken artık dönüş vaktinin geldiğine kanaat getiriyorum. Otobüs terminalinin yürüme mesafesinde olması şehri biraz daha gezmeme fırsat tanıyor. O sırada görüyorum, tavşan deliği kadar ufak Alice Harikalar Diyarı dükkanını. Düşünmeden içeri dalıyorum. İçerisi nasıl dağınık size anlatamam. Küçücük dükkan daha da ufalmış bu karmaşanın içinde. Sağda solda, “iç beni” çayları, “ye beni” kekleri var. Öyle çok hediyelik eşya yüklenmeyi sevmediğimden buradan ne alınır bilemiyorum. Öyle daralıyorum ki neredeyse keklerden birini yiyip içerde küçüldükten sonra gezmek istiyorum. Ama küçük bir mumluk dikkatimi çekiyor. Aradığımı bulduğumu biliyorum. Etrafına tüm hikayenin işlendiği, lületaşından yapılma bu figürü kaptığım gibi kasaya koşuyorum. “Bu sadece burada satılır.” diyor, tezgahtar. Gülümsüyorum. Bu kadar küreselleşen dünyada giderek yerel kalan şeylerin değerinin artmasına seviniyorum.

Otobüs terminaline gelmeden Oxford’da bir kez daha bakmak için can atıyorum. Şehrin bana ziyaretim sırasında kattıklarına teşekkür etmek istiyorum. Saxon Kulesi yazısını gördüğümde düşünmeden içeri dalıyorum ve 105 merdiveni soluksuz çıkıyorum. Manzara o kadar güzel ki! Kiliselerle birlikte yükselen saat kuleleri, kütüphanelerin kubbeleri, kepli öğrenciler, sokaklara taşan kitapçılar,  usul usul hışırdayan dallar, çalan çanlar, selamlaşmalar, vedalaşmalar, adımlar, hayatlar. Teşekkür ediyorum sana Oxford! Bana yine neden bu dünyaya geldiğimi hatırlattın. Yüzlerce yıldır birikmiş, kültürünle, sanatınla, biliminle, tarihinle, insanlarınla bu günümü diğer bütün günlerimden farklı kıldın. Herkesi sana davet ediyorum!

Oxford-20

Sevgi Aslı Bulut

Bilkent Üniversitesi üçüncü sınıf İletişim ve Tasarım öğrencisiyim. İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında yandal yapıyorum. Elime geçirdiğim her fırsatta dünyayı geziyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
‘How I Met Your Mother’ Dizisinin Devamı ‘How I Met Your Dad’ İle Gelecek!

Dünyanın en popüler dizilerinden 'How I Met Your Mother', 'How I Met Your Dad' dizisiyle devam edecek. ABD'de 2005 yılından...

Kapat