Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi / Bukowski

‘’ Dünya giderek yırtılan ve her an patlayabilecek bok dolu bir kesekağıdı. Ben kurtaramam dünyayı. Ama yazılarımın kıçlarını kurtarmalarına yardımcı olduğunu söyleyen mektuplar alıp duruyorum. Bu yüzden yazmadım ama; kendi kıçımı kurtarmak için yazdım. Hep dışarıdaydım, hiç ait olmadım. Okul bahçesinde keşfettim bunu. Bir de çok yavaş öğrendiğimi. Herkes her şeyi biliyordu; benimse hiçbir boktan haberim yoktu. Her şey üstüne badana çekilmiş ve kafa karıştırıcı ışıkla aydınlatılmış gibiydi. Salaktım. Ama salaklığımda bile tam salak olmadığımın farkındaydım.  Koruduğum bir köşe vardı içimde. Önemi yok. Şimdi jakuzimdeyim ve hayatım kapanmak üzere. ‘’

Robert Crumb’ın muazzam çizgileriyle doldurulmuş, 71 yaşındaki pis moruğun ölüme yakın zamanında kaleme aldığı ve gerçeğin en çiğ noktasından çıka gelen günlüğüdür Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi. Elbette biliriz; hayatın çok basit bir döngüsü vardır ve her şey olduğu gibiyken sadece olduğu gibidir. Ardı büyük duygu yığını da olsa biz insanlar, kendimize değmeyen kısımlar dışında, görünen yüzüyle ilgileniriz. Muazzam sorgulayıcılığımızı basit döngümüz için kullanmayı sevmez, kendimize birbirinden keskin işler ediniriz. Sonra bir gün bir Bukowski 120 sayfalık dev kitabında keskin işlerinizi deler; çok sevdiği hipodromu, içkisi, kadınları ve ölüme meyliyle beyninizi sarsar durur.

‘’ … Tuhaf bir normallik duygusu içindeyim. Hemingway’in boğa güreşlerine neden ihtiyaç duyduğunu biliyorum; resmi çerçeveliyordu onun için; gerçeğin nerede olduğunu ve ne olduğunu hatırlatıyordu. Elektrik faturası, yağ değiştirme filan derken unuturuz bazen. Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının. Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa. Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen çıkarıp onunla konuşurum: ‘ Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım.’

Pamuk beyinliler. Görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara, duymazlar. Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.’’

Olmak istediğimiz tek yerin yaşamak olduğu günler olur, böyle günlerde tuhaf bir şekilde ölüme daha yakın hissederiz kendimizi. Varlığın tezatına koşturduğu anlar mutlaktır ne de olsa. Ve sonra bu mutlak anların her birinde boşluğunuzdan sesler doğurur durursunuz. Hiç aklınıza gelir mi boşluğunu yazan bir adamın boşluklarınızı doldurabileceği?

Yazarlığını benliğinden sıyırmaz Bukowski. Olduğu gibi karşınızda dağlanır. Boşluk varsa mutlak suretle doldurur, şayet koca bir doluya gark olmuşsanız dünyanızı altınızdan çeker alır. Yaşamaksa hepten alelade bir iştir. Siz sistemin devinimi içinde kendinize doldurmayı amaç edinmişken, sadece boş bir başkaldırıştır Charles Bukowski. Belki boş bir testi gibi hissedeceğiniz güne ayılırsınız. Ki, desteyi tanrılar karıştırır.

‘’ Yazarlığa dönersek; elli yıl önce nasıl yazdıysam bugün de aşağı yukarı öyle yazıyorum. Kiramı yazarak ödeyebilmem için neden elli bir yaşıma gelmem gerekti? Yani, haklıysam, üslubum değişmediyse, neden bu kadar sürdü? Dünyanın bana yetişmesini mi beklemem gerekmişti? Ve yetiştiyse ben şimdi nerdeyim? Boktan bir yerde olduğum kesin. Şöhretin beni şımarttığını sanmıyorum. Şöhretten şımarmış biri bunun farkında olabilir mi? Kendimden memnun olmaktan çok uzağım ama. Denetleyemediğim bir şey var içimde. Arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar geçer. İntiharı düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam. Çok durmam üstünde. İntihar. Aniden yanan bir ışık gibi. Karanlıkta. Çıkış yolu olduğunu bilmek içerde kalmayı kolaylaştırır. Anlıyor musunuz? Yoksa sonu deliliktir. O da hiç hoş değildir dostlarım. ‘’

Belki çıkış yolumuz karmaşık sıradanlığımızda tahayyül edemediğimiz basit boşluğumuzun tam ortasındadır. Ya da belki güzel bir ihtimal ile sonumuz Bukowski’nin kendini yiyen aç dinozorlarına benzemez.

 

Okumadan geçmeyin:

Tepetaklak İnsanlar Dünyası / Sakasama no Patema

 

Elifcan Koç
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi BIIBF Maliye öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
36. İstanbul Film Festivali Başvuruları Başladı!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)'nın düzenlediği 36. İstanbul Film Festivali başvuruları başladı. 1982 yılında sinema haftası olarak başlayan festival, Türkiye'nin...

Kapat