Kaybolmuş Bir Ruhtan Kendini Bulmuş Bir Kadına: ‘Yaban’

“Her birimiz, vazgeçmekten daha iyisini yapabiliriz.”

 

                Her şeyini kaybettiğini düşünen bir insanın yaşam öyküsü nereye varır? Olduğu yer yolun sonu mu yoksa bir yol ayrımı mıdır? Durduğu yerin adını kendi koyabilir mi insan? Kurtuluş da yok oluş da insanın olduğu yeri tanımlama biçimine, yani kendisine mi bağlıdır?

26 yaşında her şeyini kaybettiğini düşünen Chreyl Strayed’in gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor “Yaban”.

Akciğer kanserine yenilen annesinin ölümü, yaşadığı boşanmanın yarattığı boşluk, soluğunu ensesinde hissettiği uyuşturucuların ağırlığı dayanılmaz olduğunda, kalbinin ve ruhunun o en karanlık anında, bir karar alıyor Strayed. O an yapabileceği tek şeyi yapmaya, “yürümeye” karar veriyor.

“Seçeneklerimi düşündüm. Yalnızca bir tane vardı, biliyordum. Daima tek bir seçeneğim olmuştu. Yürümeye devam etmek…”

                Strayed, böylece Kaliforniya’nın güneyinden, Meksika sınırından başlayıp Kanada sınırında sona eren  1.100 mil uzunluğundaki Pacific Crest yolunu yürümeye başlıyor. Yürüyüş deneyimi olmadan, tek bir gece gökyüzünün altında uyumamışken, yerinden kaldıramayacağı kadar ağır bir sırt çantasıyla, telefonsuz, kredi kartsız, tek başına, nereye varacağını, hatta varıp varamayacağını dahi bilmeden…

“Belirsizliğin içinde, ilerlemeye zorladım kendimi.

Zorlamak iyi hissettiriyordu; sanki yalnızca çabanın kendisi bana anlamlı geliyordu.”

 

Modoc’un 40 derece sıcağı, karın yerden kalkmadığı sarp sıradağlar, ayılar, çıngıraklı yılanlar, yol üzerindeki tüyler ürpertici yabancılar, yemek yiyip su içmenin doğayla zorlu bir mücadeleye dönüştüğü sayısız gün… Strayed, art arda akan günlerin, haftaların içinde sessiz bir hayalet gibi süzülüyor yolculuk boyunca… Annesinin, geçmişinin, dağılan yaşamının gölgelerini de peşinden sürüklüyor. “Canavar” adını verdiği sırt çantasının, yıkıcı doğa şartlarının, aşılması güç parkurların, açlığın, susuzluğun arasında taşıdığı en ağır yük haline geliyor omuzlarında taşıdığı gölgeler. Botları kullanılmaz hale geldiğinde, neredeyse tüm ayak tırnaklarını kaybettiğinde dahi durmuyor. Gecelerini zifiri karanlıkta, ıssızlığın ortasındaki çadırının yanı başında, yıldızlara bakarak, sessizliğin içindeki her tıkırtıyı kalp çarpıntısıyla dinleyerek geçiriyor. Böyle bir gecede ilk kez ve yüksek sesle “korkmuyorum” diyor kendi kendine.  Karanlıktan, yalnızlıktan, bilinmezden, acıdan; yolun, yolculuğun, yaşamın kendisinden korkmamanın bir seçenek olduğunu belki ilk kez fark ediyor. Günde ortalama 9 mil ilerleyerek, parçalanmış botlarını sağlamlarıyla değiştirerek, kendine önceden postaladığı; içlerinde 20 dolar, kuru gıda ve birkaç kitap olan paketleriyle hayatta kalmaya çalışarak nefes alıp vermeye, yürümeye devam ediyor.

Vahşi doğa tüm yırtıcılığıyla yakanızdaysa, tüm şartlar aleyhinize işliyorsa, başaramamak hayatta kalamamakla eş anlamlıysa tek seçeneğiz vardır; yola devam etmek… Durmanın kaybetmek demek olduğu tüm zorlu yolculuklar gibi, bu yolculuk da Strayed’in ruhundaki, kalbindeki, bedenindeki tüm gücü talep ediyor umarsızca. Bittikçe fazlasını, daha fazlasını istiyor. Ta ki Strayed, içindeki o bitmek tükenmek bilmeyen gücü fark edene dek… Vahşi doğa, tüm saldırganlığıyla, insanın doğasında saklı olanı ortaya çıkarıyor. Kendi yolunu arayan, bu yolda daima yalnız olan insanı çığlarla, fırtınalarla, acıyla alt üst etmek pahasına…

“İyileşmek bir süreç… Zamanınızı alıyor. Umudunuzu alıyor.

Sahip olduğunuz her şeyi ama her şeyi alıyor…”

                Strayed, yırtıcı doğanın ve üstesinden gelinmesi olanaksız görünen koşulların üzerinde kontrol sahibi oldukça görüyor kontrolü gerçekten eline alabildiğini… Kendinin, kendi yaşamının, gölgelerinin, acılarının, tüm yaşamının kontrolünü ele alabileceğini böylece fark ediyor. Kalbinin derinliklerinde küçücük bir dürtü, ona, olduğunu sandığı kişi olmadığını fısıldıyor yol boyunca. Yenilgi, acı, sefalet ve zorluklar kadar, sabrın ve devam edecek güce sahip olmanın da kendi doğasının bir parçası olduğunu anımsatıyor.

                “Kendine acımak, çıkmaz sokaktır. Oraya sapmaya karar verirsiniz. Park edip orada beklemek veya geri dönüp yola devam etmek ise yalnızca sizin seçiminizdir.”

Kendi deyimiyle ‘kalbinde bir boşluk olan kadın’ın kalbi, bir yere varıp varmayacağını dahi bilmediği bu yolculukta iyileşmeye başlıyor. Ne olursa olsun, durmadan yürümenin yaşamın kendisi olduğunu; yaşamın aslında bu denli basit, bu denli harikulade olduğunu fark ettikçe iyileşiyor.

“Tüm işe yaramaz günler, sonunda bir şeye dönüşecek. Berbat garsonluk günleri… Günlüğünüze yazarak geçirdiğiniz saatler… Uzun, sonu olmayan yürüyüşler… Sessizce okuyarak geçip giden günler… Bunlar sizin dönüşümünüz, ‘yeniden olma’ haliniz…”

                Strayed umudunu, aklını, tüm benliğini kaybettikçe büyüyor içindeki boşluk. Öylesine büyüyor ki, kalbinin, ruhunun, zihninin taptaze varoluşu filizlenip büyüyecek yeri böylece buluyor. Genç bir kadının yaşama karşı tüm umutsuzluğu, nefreti ve korkusu sonunda onu tek bir şeye dönüştürüyor: “Gerçekte olduğu kişiye.” Strayed, tüm umutsuzluğun, nefretin, korkunun altında, aslında hep var olan, sessizce gün ışığına çıkmayı bekleyen öz varlığını, gerçek benliğini keşfediyor.

Strayed’in 1995’te çıktığı yolculuğun ardından, yıllar sonra, 2012’de yayımlanan “Yaban” adlı romanı, The New York Times bestseller listesinde uzun süre kalarak sesini tüm dünyaya duyuruyor. 2014 yılında “Wild” adıyla sinemaya uyarlanan roman, Strayed’in yolculukta edindiği yalın bilgeliği cömertçe paylaşmaya, tüm dünyaya ilham vermeyi sürdürüyor. Strayed “yaşamayı seçmenin” daima bir seçenek olduğunu, tüm kalbiyle, ruhuyla, benliğiyle hepimize fısıldıyor…

“Yolculuğumun son gününde, oraya varana dek, nereye gittiğimi dahi bilmiyordum. Teşekkür ettim içimden, defalarca. Yolun bana öğrettiği ve henüz bilmediğim her şey için… Yaşamım, diğer tüm yaşamlar gibi, gizemlerle dolu, geri döndürülemez, kutsal, çok yakın, çok anda ve çok benimdi. Öyle olmasına izin vermek ne harikuladeydi…”

 

Okumadan geçmeyin: Kalp Devrimi / Sevdalı Bulut, Nazım Hikmet

 

Aslı Eti
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümü
İletişimci, yazar
Sanat Karavanı Yazarı

1 Comment

  1. EMİNE

    12 Mayıs 2017 at 11:51

    Ne farklı kültür, nede farklı bir millet olmak insanı insan olmaktan ayırt ediyor,İNSAN KALABİLMEK İLE HARİCİNDEKİLER ÇOK ŞEY FARK EDİYOR,AYNİ MİLLET VE AYNI KÜLTÜR DE BİLE OLSA!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Tarkovsky’nin Polaroid Koleksiyonu Satışa Çıkıyor!

1900'lü yılların önemli sinema isimlerinden Andrei Tarkovsky'nin çektiği Polaroid fotoğraflar, 6 Ekim'de Bonhams'da satışa çıkartılıyor. Rus yönetmen Andrei Tarkovsky, Nostalgia...

Kapat