Yalnızlık Ömür Boyu: Kendi İçine Bakan Yazarlar

Yalnızlığın çok fazla türü var. İnsanın kendi başına kalışı ayrı bir türüyken kalabalıklar içinde yalnız kalan insan figürü ise başka bir türü. Fakat ne var ki ikisinin çıktığı kapı, ulaştığı yer ise kaçınılmaz şekilde aynı: Kişinin sınırsız yalnızlığı ve bir başınalığı. İnsanın yeryüzünde kendini bir başına hissetmesi, edebiyatın baştan beri ilgilendiği bir konu. Edebiyat dünyasında yalnızlığın nasıl vücut bulduğuna baktığımızda ise aklımıza ilk gelen şey, çoğu kez yazarın kişisel yalnızlığı oluyor. Evvelden beri, birbirinden farklı birçok yazar insanın bir başınalığı ve akıl almaz yalnızlığı üzerine tonla şey söylemiş. Çoğunun uzlaştığı şey ise; yalnızlığın insana özgü, varoluş gereği ortaya çıkan soyut bir kavram olduğu.

Kişinin ‘sınırsız yalnızlığı’ edebiyat dünyasında çeşitli eserlerde kendine yer bulmuştur. Bu yazı ile yazarların eserlerinde ete kemiğe büründürdükleri yalnızlığın okuyucuya attığı tokat ve kattığı farkındalık üzerine bir inceleme derlemek istedik. Öykülerinde, romanlarında, şiirlerinde yalnızlığa yer veren nice yazara şimdiden selam olsun.

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ – ÖZDEMİR ASAF

ozdemir-asaf-yalnizlik-paylasilmaz

Yalnızlık Paylaşılmaz’ adlı şiirinde şunları söylüyor Asaf:

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

‘Kelimeler ile gerçek arasındaki bir uçurum vardı. Hiçbir kelime gerçeğin yerini tutmaz. Kelimeler gerçeğin uzak ve suni işaretlerinden ibarettir. Biz gerçeğe bizzat yaşayarak ulaşırız. Fakat onları anlatmaya kalkınca kullanıla kullanıla yıpranmış, bizim yaşantılarımıza tekabül etmeyen kelimelerle karşılaşırız. Öyleyse her şeyi yeniden yoklamak, dilin aldanışlarına kapılmamak lazımdır. Bu nasıl olur? Paradokslarla. Zira paradoks bilinen kelimelerin manalarını siler. Paradoksla yeni hakikatlere ulaşılmasa bile, hiç olmazsa, dilin o aldatıcı büyüsü yok edilmiş olur. Özdemir Asaf’ı paradokslu bir üslup kullanmaya sevk eden psikolojik amilin bu arzu olduğunu sanıyorum.’ (Mehmet Kaplan-1973)

HARİTADA BİR NOKTA – SAİT FAİK

sait-faik-abasiyanik-haritada-bir-nokta

Sait Faik’in “yazmasaydım deli olacaktım” meşhur cümlesiyle bitirdiği öyküsü Haritada Bir Nokta. Yazar, bu güzide eserinde insanlara inanmak için çaba sarf eden, her şeyden -yazmaktan bile- vazgeçmeye hazır bir adamın hikayesini anlatıyor.

Yazar, bir huzur arayışının hikayesini döküyor ortaya. Çoğumuz gibi namuslu ve tertemiz insanlara inanmak istiyor bu adam. Kendisini bile eziyor onlarla kıyasladığında. Çok huzurlu onların yanında, sevilmediğini, kabullenilmediğini içten içe bilse de. Amma velakin dünyanın o en naif ve huzurlu adasında bile bir ‘insan evladı’ bir şekilde başarıyor kendine inandırmamayı, huzura asla izin vermeyeceğini. Halbuki ne kadar da huzurludur Sait Faik. Yazmıyordur bile. Hırs diye yazmaktan bile uzaktır. Ne huzurludur… Yazmamaya yeminliyken huzuru bir kez kaçınca, eserin son paragrafında döküyor içini yazar.

Faik eserin sonunu okuyucunun aklına mıh gibi kazınacak cinsten bitiriyor ve şunları söylüyor:

Söz vermiştim kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

Yazar, bu öyküsüyle, acı bir şekilde de olsa, bize insanları tekrar hatırlatıyor. Ders niteliğinde bir eser.

‘‘Önce insana güzel hayaller kurdurur, yaşama ve insanlığa dair güzelce bir umut aşılar. Gözünüzde canlanır her şey; balıkçılar, tekne ve balık dolu ağlar. Ama sonra, sonra öyle şeyler olur ki öncesinden daha büyük hayal kırıklıkları, umutsuzluklar çöker üstünüze. “Yine mi” diye isyan edersiniz, yüreğinize bir şey oturur; başkalarının yaptığı haksızlıkların ağırlığı ve bu duruma hiçbir şey yapamamış olmanın çaresizliği. İki damla yaş bile gelir gözünüzden. sarsılırsınız, eğer emeğin ve haksızlığın ne olduğunu biliyorsanız azıcık.’’

BUKOWSKİ VE YALNIZLIK

charles-bukowski

Yalnızlık denilince akla gelen ilk yazarlardan Charles Bukowski. Bir tür bohem tadındaki bir yaşantının ve edebiyat akımının temsilcilerinden biridir.

“En zor günümde tek başıma kahkaha atmaya başladığımdan beri, kimsenin varlığına ihtiyaç duymuyorum.” Kurduğu bu cümle, onun yalnızlık üzerine kurmuş olduğu en çarpıcı cümlelerden. Yazarın insanın bir başınalığına dair öyle eserleri var ki davet etmeden misafir olunuyor hayatına. Hipodromda kimi zaman at yarışı izletirken kimi zaman da ayyaşların müdavimi olduğu pislik içindeki barlarda masasına davet ediyor bizleri. Ve tabii ki şarap!

Hiç yalnız hissetmedim kendimi.

Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim? Ya da birkaç kişinin.

Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim.

Ibsen’den bir alıntı yapacağım: “En güçlü insanlar genellikle yalnızdır.” Hiçbir zaman içimden, “şuh bir sarışın içeri girince kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, “Hey, cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?” Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum.

Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!

AYLAK ADAM – YUSUF ATILGAN

yusuf-atilgan-aylak-adam

“Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?”

Bir hiçliği, belki de hiçbir şey olmak isteyen bir kendi başınalığın hikayesini ‘Aylak Adam’ adlı eserinde dillendiren yazar, yalnızlık sorununa çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Romanın başkahramanı olan C. adında bir adam. Mekan İstanbul. Roman kahramanı C. bir gün Atılgan’ın deyişiyle ‘Asla bulamayacağı gerçek sevginin peşindedir. Sinemalara, kahvelere, meyhanelere gider, sokaklarda dolaşır. Tümüyle kenarına düştüğü toplumun konuşma biçimleri geride çalışan bir teypten gelen kayıtlar gibi verilir. Toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü gördükten sonra o roman kişisi kalabalık içinde yalnızdır artık. Romanın sonunda bir düş gibi uzaktan gördüğü ve hiç tanımadığı bir kadının peşine düşer, ama o da bir otobüse atlayıp ortadan kaybolur. C. ‘nin son umuduna yetişme çabası başkalarının tepkisiyle trajikomik bir hal alır. Böylece romanın sonunda yabancılaştığı toplumla ve onun değerleriyle çarpışır.’

“Tutunacak bir şey olmadı mı insanlar yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.

BAŞLARKEN YALNIZSIN BİTİRDİĞİNDE DAHA DA YALNIZ – HASAN ALİ TOPTAŞ

hasan-ali-toptas

“Dili kötü kullanan bir yazar yerilmeli ama iyi kullanan övülmemeli. Dili iyi kullanmak yeter şarttır çünkü.”

“Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya.”

“Çocukluğunun elinden tutmayan kişi hiçbir yere gidemez.”

‘’Az konuşan, konuşmamayı tercih eden, kendini yeryüzüne susmaya gelenlerden sayan bir yazarın söyleşileri. Hasan Ali Toptaş, şeytanın dürtmesiyle romana başlamasını, taşra kasabalarını, sinema salonuna kaçak giren çocukları, saklı hikâyeleri, türlü kederleri, onulmaz hüzünleri, kıpır kıpır hatıraları anlatıyor. Güncelden kaçışını, kalabalıklardan duyduğu korkuyu, uğultuları, kuytuları, acemiliği, beyhude kaçışları, kötülüğü, vicdanı, masumiyeti konuşuyor. Usul usul, sakin, ağırbaşlı, susmaya hazır. Harflere can veren ustanın, Hasan Ali Toptaş’ın fısıltıları, itirafları, itirazları, anlama gayretleri… Mesafesi… Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız, Hasan Ali’yi konuşturuyor. Aklı, fikri, gecesi, gündüzü, edebiyata ve hayata dair neyi varsa…’’

Hasan Ali Toptaş’ın söyleşilerinin derlendiği ‘Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha da Yalnızsın’ kitabı, onu tanımak için iyi bir olanak. Fazlasıyla kendine özgü bir yazarın yazma deneyimi yanında, dil, kurgu gibi yaratım sürecinin başlıca sorunları üstüne düşüncelerini öğrenmek, hem ilgi çekici hem öğretici.

KİŞİ BAŞINA BİR YALNIZ – ATİLLA ATALAY

atilla-atalay

Yazar Atilla Atalay’ın tüm yapayalnızların kaçamadığı tek yer olan kendilerini yine içlerindeki kalabalıkla yüz yüze getirdiği kitabı: ‘Kişi Başına Bir Yalnız”

Kitabın arka sayfasında şunlar yazmaktadır:

Yalnızlık herhalde, bir insanın saklamayı düşündüğü en son şey olmalıdır. Fakat yine de konuşulsun istemezsiniz. Size öyle öğretilmiştir, ayıptır çünkü yalnızlık. Yekten “deli” diyen de olur, “Bakma sen, bugünlerde en düzeyli ilişki, yalnızlık aslında” derken gözlerinize “Seni aklına çaktığımın manyağı seni, kimbilir ne arızan var ki, kimselerle geçinememişsin, ısırsa bana da bulaştırır mı acaba” gibisinden bakan da. Oysa sanıldığından çoktur yalnız nüfusu; kişi başına bir yalnız düşer.

“Bütün çocuklar senin olur, çiçeklerin rengini bilirsin, iskeleye konan kuşun adından haberin olur, çizik zeytin yapmayı öğrenirsin, reçel belki, sakız rakısı sonra… Yani en güzel sofrayı kurmayı. Çünkü o sofrada yalnızca sen ve bu dünya oturursunuz. Aklın karşında oturan kadında erkekte ya da çocukta değildir. Dünyayı hissedersin. Bir yalnızın çektiği gün batımı fotoğrafını ruhu kalabalıklar tarafından ele geçirilmiş kimse çekemez.”

YALNIZLIK VE TEZER ÖZLÜ

tezer-ozlu

Hüzünlerin biriktiği bir yazar: Tezer Özlü. Aslında yalnız olduğu kadar uyumsuz biri kendisi. Varoluşa dair birkaç metin okuyan çoğu kişi anlattığı bu düşüncelere sahip olabilir. Fakat kesinlikle onları bu denli içtenlikle anlatamaz. Mümkün değil. Hayatı boyunca hiçbir yere bağlı olmayan; bu yüzden yaşamı gitmek olarak anlamlandıran edebiyatın gamlı yolcusu o.

“Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

YALNIZLIK – ALBERT CAMUS

albert-camus

Yazarın annesinin hastalandığı yıllarda, kendisiyle ilgilenen kimsenin kalmayacağı düşüncesiyle kaleme aldığı eseridir. Eserde, ana kahraman Karim’in güvendiği insanların birer birer onu arkasından bıçaklamaları anlatılır. Psikolojik tahlillerinin büyük yankı uyandırdığı bu eser, yazarın Cezayir Üniversitesi Genç Takımı kaleciliği yaptığı dönemden izler taşımaktadır ve bu durum ana karakter Karim üzerinde belirgin bir şekilde görülmektedir ve yazarın ünlü sözlerinden biri olan: ‘Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.’ sözü de bu kitapta can bulmuştur. Ayrıca bu kitap yazarın olgunluk dönemi kabul edilen 1940 sonrası dönemin ilk kitaplarından biridir.

Yazarın Tersi ve Yüzü, Yabancı gibi eserlerinde de dillendirdiği tema hemen hemen aynıdır.

“Kişi susar, sessizliğin basitliğine yerleşir, evrene oradan bakar, durum işte o zaman başlar aydınlanmaya.”

“Birdenbire anlar ki yarın da böyle olacaktır, öbür gün de, bütün öteki günler de. Bu çaresiz buluş ezer onu. İşte böyle düşünce öldürür insanı. Bunlara katlanamadığından öldürür insan kendini ya da, gençse, tümceler yapar bunlarla.”

franz-kafka

Son olarak yalnızlık sorununu en derinden yaşayan başka bir yazarın, Franz Kafka’nın söylemiş olduğu bir tavsiye ile bitiriyoruz yazıyı:

Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle… Dinleme bile, sadece bekle… Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana… Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine…

 

KAYNAKÇA:

*edebiyathaber.net

*cafrende.org

*sabitfikir.com

*kafkaokur.com        

*vikipedia

*ekşi sözlük

 

Ozan Aziz Dilber

İçimizin imârını sanat vesilesiyle yapabileceğimize inanıyorum. Kendi hikayemi didik didik ederken başkalarına da anlatacak hikayeler biriktiriyorum. Bu yüzden 2015 yılından beri Sanat Karavanı ailesinin içerisindeyim. Aynı zamanda hukuk fakültesi mezunuyum. Tanpınar’ın dizeleri ile bitireyim: ”Rahatını bozduk zavallı bir taşın / eşyanın uykusundan uyandırdık / varlığın çarkına takıldı hiç yere.”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
ANTHONY HOPKINS’TEN MUHTESEM BESTE

Hepimizin filmlerine aşina olduğu Hollywood yıldızı Anthony Hopkins, bu sefer başka bir özelliğiyle karşımıza çıkıyor. Bir süre önce karşıma çıkan...

Kapat