‘‘Kendimi Açıklayarak Yaşamaktan Bıkmış da Olabilirim.’’ / Edip Cansever

“Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum / Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.”

Bu yazıda Edip Cansever’i daha iyi tanıyabilelim diye, şairin vermiş olduğu demeçlerden bir derleme yaptım. Bakınız zamanında Edip Cansever sanata, edebiyata ve dünyaya karşı bakışını hangi cümlelerle anlatmış:

Edip Cansever: İnsan yalnızdır, yalnızlığını başkalarıyla gideren tek yaratıktır. Kapanık bir yaşamım yok. Her zaman kalabalıkların içindeyim. Ne var ki gene de çoğu kez yalnızım. Belki bireyliğimin (bireysellik değil) bilincine vardığım için. Belki de genelgeçer duyarlıktan sıkıldım. Kendimi açıklayarak yaşamaktan bıkmış da olabilirim. Ama sorun bu kadar özel değil. Kendimi toplumdan istesem de soyutlayamam. Toplumla, toplumsal olaylarla kopmaz bağlarım var. Ayrıca şiirlerimi yaşamımdan özümlediğime göre… Öyleyse insansal bir durum bu, daha çok zamanla ilgili. Kişi kendindeki karşıtlarla yaşıyor. Çoğu kez de birinden birini seçerek.
(Varlık, Ekim 1981)

– İlk şiir hevesi nasıl doğdu?
E. Cansever: Ortaokulun ikinci sınıfında idim. On üç yaşlarında vardım. Annem Bursa’ya gitmişti, bir gurbet şiiri yazdım.

– Okulda iken öğretmenlerden, edebiyata karşı bir istek uyandıranlar oldu mu?
E. Cansever: Olmadı. Hayatımda, ne okudumsa, ne yaptımsa hep kendim aradım, buldum ve yaptım. İlk karşıma çıkan kitabı okuyor, o kitapta adı geçen başka kitapları bulup okumaya çalışıyordum. Her kitap bende, bir başka kitabı okumak isteği ve ihtiyacını doğuruyordu. Yalnız lisedeki öğretmenlerden Salim Rıza Kırkpınar’ı burada teşekkürle anacağım. Sınıfta hep güzel şiirleri güzel bir şekilde okur ve bizi bunlara bağlamasını bilirdi. O bakımdan üzerimde iyi bir tesiri vardır.

– En çok beğendiğiniz yabancı yazarlardan birkaç isim verebilir misiniz?
E. Cansever: Pirandello, İbsen, Tolstoy, Dostoyevski, Gogol, Çehov. Sonra, dilimize az çevrilmiş olan Kafka, Sartre.

– Peki bizim yazarlarımızdan?
E. Cansever: Türk yazarlarından en çok sevdiklerim Sait Faik ve Orhan Kemal’dir.

– Şairler?
E. Cansever: Onları sormayın, dedikodu olur.
Yeditepe 59 (15 Nisan 1954) 

edip-cansever-2

Erdal Öz’ün 1 Kasım 1956 tarihinde “A Dergisi” için yaptığı röportajdan:

Erdal: Yeditepe’nin son (116) sayısında “Kaybola” adlı bir şiiriniz çıktı. Orada şöyle bir yer vardı: “Yapılan bir şeydir şiir.” Bununla ne demek istiyorsunuz?
Edip: Şiir yapılır diyorum sadece. Yazılan şeyse yazıdır.

Erdal: Siz, burada şiiri soyut bir şeymiş gibi ele alıyorsunuz.

Edip: Bir bakıma öyle. Renk nasıl bir çiçeğin rengi, ses nasıl bir kuşun, bir telin sesiyse, şiir de gözlemlerimizin, algılarımızın kavradığı nenler de şiirdir. Örneğin bir olay içinde, balığın gözlerinde, ışığın yansımasında, insanların ölüşüp gittiği bir savaş alanında herhangi bir ozanın bir şiirini canlıyabiliyoruz. Bu hikâyede, romanda da böyle. Orhan Kemal’i okuduktan sonra bir fabrika işçisi, insancıl olmayan bir davranış bakılarımızı değiştiriveriyor hemen. Nasıl masayı uzaktan bir de yakından görmek arasında ayrımlar varsa, şiire açık bir insanın gözetlediği masayla, aşçının gözetlediği masa arasında da ayrımlar vardır.
Biz, şiirle evreni, insanı, olayları yeniden görüyoruz. O gördüğümüz algıladığımız nenlerden ayıramıyoruz şiiri.

Erdal: Bunu biraz açıklar mısınız?

Edip: Ahmet’in ayakları var, boyalı iskemle güzeldir, derken bunları okuyan kimse, Ahmet’in, iskemle’nin, ayağın çizgilerini çizer önce. Bir biçim, bir renk dünyası kurar kendine göre. Bu, şiirin düpedüz bakılan yanı, kolay yanıdır. Yapılan gözlem şiiri ilke olarak çözümlemeye yarar. Şiire varmak bu çizgi ve renk dünyasını aşmakla olur. Buysa bir eğitim işidir. Kendimizi giyime, sigaraya, yemek yemeye, eğlenmeye hazır tuttuğumuz gibi şiirin tadına varmaya da hazır tutmamız gerekir. İşte o zaman üstümüze şiirin ağırlığı çöker. Ne yapsak ondan kurtulamayız artık. Kişiliği bu etki türlerinde aramalıyız. Biçimse, ozanı kişiliğe götüren yollardan biridir sadece.

Erdal: şiiri sınırlamış olmuyor musunuz?

Edip: Tam bağımsızlığa ulaştırıyorum oysa. Şiiri dar bir alan içinde benimsemekten kaçınıyorum.

Erdal: Ama bağımsızlık derken gene bir anlamda sınırlama yapmış olmuyor musunuz? Her ozan kendince şiire bir bağımsızlık getirirken geniş anlamda şiiri bir sınırlamaya sokmaz mı?

Edip: Ozan, oluşturduğu dünya bakımından bu sınırlamayı yapacaktır elbette. Zaten şiir tek insanın işidir. Bir kendine göreliği vardır. İşi bu yandan düşünürsek dediğiniz doğru. Konular, belgitlemeler hep yüzeyde kalan kavramlardır. Şiirin kendisi, ozanın tutumuyla, insanı, evreni ele alışındaki başkalıkları verir.

Erdal – “A” Dergisi’nin 6. sayısında Cemal Süreya‘nın bir sözü vardı: “Çağdaş şiir gelip kelimeye dayandı,” diyor. Son günlerin ortak sözü. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Edip: Bir bakıma doğru. Ozan, kelimelerin olanaklarını zorlamalı. Hatta yeni kelimeler yaratmalı, diyorum. Ama bunu, şiire yeni anlamlar, bilinmedik hazlar getirmek için yapmalı. Cemal Süreya o yazısında; şiirin folklordan aşılanmasına tutuluyor. Bence, korkulacak taraf bu olmasa gerek. Halk ağzını, halk deyimlerini yenileyerek de şiire yeni alanlar hazırlanabiliyor. Hem günümüz ozanlarının çoğu bu anlayıştan kaçınmıyorlar zaten.

Erdal – “Kaybola” şiirinizde şöyle bir yer var: “Deli ediyor onları sonsuzda / çok isimli bir çay / çok yuvarlak bir masa.” Sözgelimi, çok isimli bir çay yoktur dışımızda. Ya da çok yuvarlak bir masa olamaz. Yuvarlak vardır ama çok yuvarlak olamaz? Burada soyutlama işlemine giriyorsunuz. açıklar mısınız?

Edip: Soyuta varmak, o akımı benimsemek, ozanın yapıtını kurarken araç seçmesidir, bence. ayrıca kara odanın kapkara olması gibi yuvarlak olanın da çok yuvarlak olması yanlış değildir.

Erdal: Soyutlamayı sadece bir araç, bir yöntem olarak mı ele alıyorsunuz?

Edip: Bence öyle. sonra bir işin şöyle ya da böyle ele alınmasına etkin sebepler de olabilir. Güzele harcanan uğraşlar yanında bunların da yeri vardır.

Erdal: Sadece bunun için mi?

Edip: Soyut şiir günümüzün özentisi. Yenilik değil, değişiklik. Bir moda daha doğrusu. Ne var ki dörütte soyutlamayı savunanlar bu eğilime karşıt olanları insanın iç dünyasını tanımamakla suçluyorlar. Soyut yapıtları yerenlerse ötekilerin gerçekte ilgiziliklerini kınıyorlar.
Ben bu denli ayırmaları önemsemiyorum. Şiir yapmak toplumla ilişkiler kurmaktır en önce. Usta ozan, işi ne yandan ele alırsa alsın sonuca varan adamdır. Soyut şiir yapıyorum diye bilinçaltı saçmalıklarını dökenleri de, salt dış gerçeklere bağlanıp sanattan yoksun mısralar dizenleri de anlamıyorum ben.
Hem, işi biraz daha geniş tutarsak, bütün dörüt yapıtların birer soyutlama olduğu sunucunu da çıkarabiliriz.

…”

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Avrupa’da Turistlerin Uğramadığı 7 Ülke

Yurt dışında tatil dediğimiz zaman çoğunlukla aklımıza New York, Sidney, Roma, Paris, Londra ya da Prag gelebilir. Ancak bunların dışında...

Kapat