Kendini Yeniden Doğuran Adam / Aziz Nesin

Kendini yeniden doğuran bir adam düşünün, baştan sona mücadeleden yapılan. Adı Mehmet Nusret.

II. Abdülhamit hayranı bir babanın oğlu olarak Osmanlı topraklarında doğdu Mehmet Nusret. Dindar babasının eşiğinde, dini yanlış kullanan dindarların içinde bir çocukluk geçirdi. Gördüğünü özümsedi, kabul etti. Dört yaşında fesini takıp Sıbyan Mektebi’nde namaz sureleri ezberledi, Kur’an okudu. Annesi oruç tutmasını istemedi, o küçücük yaşıyla oruç tuttu. Yıllar böyle geçip dururken dokuz yaşında hafız oldu Mehmet Nusret. Küçücük yaşında camide Kur’an okuyup dinleyenleri şaşkınlık içinde ağlattı. Kimi günler dervişlerle sema etti, tekkede zikre dahil oldu. Hayatı hep gördüğü gibi yaşadı; bir Cuma namazı çıkışı Galip amcasıyla tanışana dek. Yıllar sonrasında ‘’Benim en büyük şansım.’’ diyecekti Galip amcası için.

Galip amca değişik bir adamdı, çevresindekilere hiç benzemiyor, hocalar ve şeyhlerle de geçinemiyordu. Ayakkabıları delik, çorapları yırtıktı ama iyi derecede Arapça, Farsça, Fransızca biliyordu. Zamanın bulunmaz ilerici dervişi, hem şair, hem hattattı Galip Amca. Üstelik ‘’Sen okuyacaksın.’’ diyordu Mehmet Nusret’e. Dediği gibi okumayı ilk Galip amcasından öğrendi Mehmet Nusret. Sonrasında Arapça’yı, tecvit ilmini, güzel yazı sanatını( hüsn-ü hat), matematiği, geometriyi… Bununla birlikte Yunus Emre’yi de ondan öğrendi, Mevlana’yı da, Sokrates’i de.  Yalnız hiç oyun oynayamadı Mehmet Nusret, yaşıtları kadar gülüp eğlenecek, mızmızlanacak vakti olmamıştı.

 

‘’ Çocuk olmuş tek bir günüm yok. ‘’

 

Bu zaman içinde bir de devletinin çöküşüne şahit olmuştu. Koca imparatorluk bir savaşa girmiş, darmadağındı. Bir yanda Mustafa Kemal’i hiç sevmeyen babası Ankara’daki millicilerle savaşmak için Kuvay-i İnzibatiye’ye yazılırken; öte yanda Galip amcası Kuvay-i Milliye’ye dahil olmuş, medeniyetten yanaydı. Günler geçmiş, Osmanlı yıkılmış, çağ atlanmışken babası öfkeliydi Mehmet Nusret’in. Kendi tekkesini açmaya şeyhinden icazet almış, ama Cumhuriyet tekkeleri kaldırmıştı. Aynı Cumhuriyet ayakkabıları delik, çorapları yırtık Galip amcasını da öğretmen olarak atamıştı. Şimdi yeni bir çağın ortasına düşmüş bu haliyle Mehmet Nusret de ilk parasını kazanacak, bir cami imamına Arapça dersleri verecekti. Yeni kanunla sadece sınavı geçen imamların imam olabileceği bir çağın içindeydi artık.

Hayatının sonrası Darüşşafaka Lisesi’nin ilkokulunda yatılı başladı  ve 12 yaşında annesini veremden kaybedişiyle devam etti. Mücadelesi yön değiştirmiş, farklılaşmıştı. Sırasıyla Kuleli Askeri Lisesi ve ikincilikle biten Ankara Harp Okulu.

 

‘’ Hep ağlasınlar diye yazdım, ama nedense hep güldüler.’’

 

Derken öldü Mehmet Nusret. Ölmek istedi. İnsanlar ölmeye karar verdiklerinde, ölmek istediğinde ölürlerdi. Buna inandı Mehmet Nusret, kendinden bir Aziz Nesin doğurdu. Ressam olmaya gavur işi demişlerdi hep. Belki Mehmet Nusret inanmıştı buna ama Aziz Nesin inanmadı. Kendisi olmak için ilk adımı Fen Tatbikat Okulu’na gittiği sıralarda öte yandan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne başlayarak attı. Ve artık kendi yolundaydı, bir Aziz Nesin yolu. Ve hiç durmadan öğrendi. Hayatta öğrenecek çok şey vardı, önüne ne çıksa kapmadan bırakmadı. Minyatür, tezhip, hat, çinicilik, ciltcilik. Kendisiyle hiç yetinemedi Aziz Nesin, öğrendiklerini yettiremedi.

Sonra bir gün üsteğmen oldu. Kanla, mücadeleyle kurulan ülkesini hep çok sevdi, askerini çok sevdi. Yolda keçi satıp askerine yiyecek aldı diye, iki askerine kanunsuz izin verdi diye ‘görevini kötüye kullanmak’ suçundan ordudan atıldı, 3 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Durmadı bakkallık yaptı, durmadı Karagöz, Yedigün gazetelerinde redaktörlük yaptı ve durmadı edebiyatla ilgilendi. Edebiyata şiirle başladı. Tan gazetesinde köşe yazarlığıyla devam etti. Gazetenin kapatılmasıyla muhasebecilik, fotoğrafçılık, kitapçılıkla uğraştı. Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz ile birlikte Markopaşa- Malumpaşa- Merhumpaşa dergilerini çıkardı. Yazdıklarına sebep karakolda 17 gün işkence gördü. Truman Doktrini’ne karşı çıkan yazısıyla 10 ay hapis yattı. Bursa’ya sürgün edildi, eşinden ayrıldı. Kaç kez kaç yazının, kaç kitabın ardından hapse girdi, işkenceye maruz kaldı. 6-7 Eylül saldırısında suçu solculara yıkmak sebebiyle 6 ay tutuklanıp sorgusu bile alınmadan salıverildi. Kendine her defasında yeni ve başka amaçlar edindi Aziz Nesin. Bir gün Kemal Tahir’le bir yayınevi açtı, adı ‘Düşün’. Bilinmeyen bir sebeple ateşe verildi, kül oldu. Tüm bunlar yaşanmışken Bulgaristan’da ve Moskova’da uluslararası gülmece yarışmasında birinci oldu. Türk Dil Kurumu’nda Oyun Ödülü kazandı. Daha sayamadığım eksik kalan bir çok ödül…

Ateistti. İslam’a karşı değil, İslam’ı yanlış kullananlara karşıydı. Yıllar sonra dindar kardeşi Saadet Nesin’in de diyeceği gibi; Aziz Nesin’in öfkesi dine değil, dini bağnaz bilen dindarlaraydı. Fazlasıyla batıl ve baskıcı bir ailenin içinde büyümüş, sadece öğretilenleri bilmek yeterli görülmüştü. Din korku diniydi. Çevresindekiler korkuyor ve kendilerini Müslüman doğdukları için üstün hissediyorlardı. Oysa Müslüman olmayan diğer insanların böyle doğmakta ne suçu vardı?

Dine dayatılan öğütler verilirdi ve kim ne dese yapacak çaresiz insanlar vardı. Annesi gibi… Daha çok küçüktü Nesin, eli annesinin elinde, annesinin kucağında bacakları tutmayan kız kardeşi. Akşam ezanı okunurken kardeşini mezarlığa bırakıp geri dönerlerdi ve sonrasında başkası getirirdi, böyle öğüt verilmişti. Bir gün kardeşini bir tabutla götürdüler evden mezarlığa, getirirler sandı Aziz Nesin ama kimse getirmedi. İleride hiçbir zaman kendisi için bir mezar istemeyecekti. Aralarında birçok yazar ve sanatçının bulunduğu, 37 kişinin öldürüldüğü Sivas Katliamı’ndan kurtuluşunun ikinci senesinde Çeşme’deki imza günü sonrası aramızdan ayrıldı.

Eskiler çok iyi yazan yazarlar için ‘kaleminden kan damlıyor’ der. Kalemi keskin bir gülmece ustasıydı Aziz Nesin, kaleminden kan damlatarak güldürdü. Maddiyatını kimsesiz çocukların eğitimine harcadı. Hayatını işkenceyle, mücadeleyle, hapislerle, sürgünlerle geçirdi. Ama hep kendi yolunda ilerledi. Kurduğu Nesin Vakfı ile hala alınan her kitabıyla kimsesiz çocukların  ‘Galip amcası’ oluyor.

Yazımı onun çok sevdiğim şiiri ile bitirmek isterim.

 

Kimi bekliyorsun hala,
Evinden kitaplarından uzakta mısın
Arada bir telefon et kendine
Kendine mektuplar yaz yanıt beklemeden
Kartlar gönder kendine her gittiğin uzaklardan
Sevgilim diye başlayıp öperim diye biten
Senin senden başka kimin var ki arasın

İnince trenden ya da uçaktan yalnızlığın
Sevinçle karşıla yalnızlığını garlarda hava alanlarında
Ayrılışlarda da sarılıp öpüş yalnızlığınla
Uğurla kendi kendini dönüşsüz yolculuklara
Bekle kendini uzak yolculuklardan dönersin diye
Senin senden başka kimin var ki beklesin

İçki masalarında bir başına mısın
Kendinleysen yetmelisin kendine
Çoğaltıp yalnızlığını konuş bir çok kendinle
Kaldır içki bardağını kendi şerefine
Ağlaşarak gülüşerek tartışarak kendinle
Senin senden başka kimin var ki bulasın

Düşmanlarının saldırılarından yuvarlandıkça yerlere
Tutup kendi saçlarından kaldır kendini
Seni sana bildirecek kimsen yok başka kendinden
Ölünce senin bile haberin olmayacak öldüğünden
Haber ver kendine ki öldüğünü bilesin
Kimin var ki senin sana öldüğünü söylesin

Kendi kendinin hem konuğu hem ev sahibisin
Zamanın varken ağırla kendini sarılıp öperek
Biliyorsun nasıl olsa yakın o gelecek
Kimileri diyecek
Daha şimdiden sev kendini sev kendini sev
Kimin var ki senin seni senden başka sevecek

 

Okumadan Geçmeyin: ‘Medusa’laştırdığımız Kadınlar Üzerine

Elifcan Koç
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi BIIBF Maliye öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Müziksiz Hali Gösterimden Çekilmiş, Müzik Eklenmesiyle Ödüller Almış Bir Film: The Lost Weekend

The Lost Weekend (Yaratılan Adam); yönetmenliğini Billy Wilder’ın yaptığı, Ray Milland ve Jane Wyman‘ın başrollerini oynadığı, Charles R. Jackson’nın aynı...

Kapat