Kentten ‘Geyikli Gece’ye Kaçış / Turgut Uyar

  Kentli bir şairin kurtuluşudur Geyikli Gece. İnsani vasıflarını kente kurban vermiş bireylerden, tozdan dumandan, kalabalıklar içinde yalnız kalışlardan, gladyatör ve dişlilerden kaçıştır.
Giderek modernleşen hayat ve insanlar şairi kentten uzaklaştırmaya başlamıştır. Gerçek mekâna karşı bir muhayyel mekân arayışı başlamıştır artık. Bir naylon samimiyetsizliği veren kentten kurtulma vakti çoktan gelmiştir.

Hâlbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Her şey naylondandı o kadar’ 

 Turgut Uyar böyle başlamaktadır şiirine. Aslında ortada korkulacak hiçbir şey yoktur. Ama bu his bir türlü terk etmez şairi. Kent artık öyle bir hale gelmiştir ki bir naylondan farksızdır. Artık yapay bir yaşam alanı ile karşı karşıyadır şair. Öyle ki modernleşen toplumlar giderek vahşileşmeye başlar. Her toplum kendi menfaati için diğer toplumu katletmektedir ve kimse güneşe karşı ölenleri fark etmez bile.
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.’
  Tüm bu olanların üzerine naylonlaşan her şeyden artık tek bir kurtuluş kalmıştır: Geyikli Gece.

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

Geyikli Gece’de onları anlayan kimse yoksa da umutları vardı. Henüz onu kaybetmiş değillerdi. Eskilerden kalma ne varsa tüm güzelliğiyle hepsi oradaydı; Aşk, kadın, umut, şarap, samimiyet…  Bunları düşünmenin ve hala bir yerlerde eskiden yaşanan güzel aşkların olduğunu bilmenin buruk bir sevinci var şairin içinde.


‘Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı’
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli…’

‘Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk’

Yeşil ve yabani ormanı fark eden bireyler yavaş yavaş toplanmaktadır Geyikli Gece’de.  Orada toplanan insanlar huzur dolu ve mutludur artık. Kentin kargaşası, çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık çoktan kendi başına kalmıştır.

 ‘Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ay ışığında
Bir yanında üst üste üst üste kayalar
Öbür yanında ben
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
‘Hâlbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum’ 

Artık parlayan gözleriyle geceyi aydınlatan geyik, el değmemiş tabiat, huzur ve şair…
Tüm keskin güzellikleriyle bir arada.

Okumadan geçmeyin:

Yunan Mitolojisinde İnsan ve Tabiat

Nazlıcan Kaya
Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Japonya’da, Sanatçıların Aklını Başından Alacak Bir Mağaza

Japonya'nın Tokyo şehrinde, sanatçıların ve sanatseverlerin aklını başından alacak bir mağaza. Bir duvarı ayrı ayrı 4200 farklı renk doldurulan şişelerden oluşmakta...

Kapat