Keskin Zekalı Kutsal Bir Sahtekar: Neal Cassady  

Bir insanın kaç ismi olabilir, kaç sıfatı, kaç hikaye sığdırır ömrüne; kaç roman yazılır adına, kaç kez girer hapse, kaç adımdan sonra ölür ıssız bir yolun sonunda? Eğer Neal Cassady ise mevzubahis, tüm bu soruların cevabı olan rakamlar aklınızdan geçenden çok daha fazlasıdır.

Neal, efsaneye göre “64,928″ dedi ve yere yığıldı, bir diğer adımını atamadı. Neal yürümekten öldü, yol boyunca her adımını saydı ve yürümekten öldü. (Kaynak: Steven Watson, The Birth of the Beat Generation / Özgür Uçkan)

neal-cassady-2

“Ben yazmayacağım, çünkü buna vaktim yok ama hepinize nasıl şiir ve roman yazıldığını ben öğreteceğim.”  dedi. Beat Kuşağı yazarlarının ilham kaynağı, öğreticileri oldu. Neredeyse yazılan çoğu roman Neal için yazıldı; başka başka isimlerle her seferinde ondan bahsedildi. Cassady küçük yaşta annesini kaybetti ve evsiz, alkolik bir adam olan babasıyla büyümek zorunda kaldı. Çocukluğu varoşlarda ve ıslahevlerinde geçti. İlk araba hırsızlığını on dört yasında yaptı ve beş ay ıslahhanede kaldı. Ömrünün geri kalan kısmında da birçok kez çeşitli suçlardan hapishanede yattı. Söylentiye göre hayatı boyunca beş yüzden fazla araba çalmıştır. Hayatını araba çalarak ve dolandırıcılık yaparak kazandığı için yaşamının hatırı sayılır kısmını dört duvar arasında geçirdi, hapishanede olmadığı zamanlarda ise daima yollardaydı.

neal-cassady-3

“Oto-erotizm maceraları…

İlk otomobilimi 1940 yılında, 14 yaşındayken çalmıştım; ’47 yılında erkekliğe adımı atıp yüreğimi ağzıma getiren bu tür tehlikeli maceralara tövbe edinceye kadar elimden yasa dışı yollardan 500 kadar araba geçmişti. (Bunların bazıları, otoparka bırakılan ve sahipleri dönünceye kadar binip gezdiğim, sonra yerine bıraktığım, bazıları görünüşünü değiştirerek bir süre elimde tuttuğum, bazıları ise gezdikten sonra oraya buraya çarpıp hurdahaş ettikten sonra bıraktığım arabalardı.)

İnsan ilk defa araba çalınca – özellikle hemen çalıştırmayı beceremeyip zaman kaybettiği için paniğe kapıldığı sırada – daha önce hiç hissetmediği türden bir takım bakir duygulara kapılır, zihni yoğun bir tempoyla çalışmaya başlar, işte bu duygular beni çok heyecanlandırır.’’

Jack Kerouack’in en iyi arkadaşı, romanlarının baş kahramanıydı. Hatta Jack’in sadece Cassady’nin sözlerinden hazırladığı bir kitabı dahi var. İlginçtir ki bu hayat temposuna resmi olarak üç de evlilik sığdırmıştır.  En bilinen evliliği 1945’te LuAnne Henderson ile olandır. On The Road’daki Mary Lou (filminde de Kristen Steweart tarafından canlandırılmıştı.) Luanne’nin ta kendisidir, popülaritesi de On The Road’da adının sıkça anılmasından kaynaklanıyor.

luanne-henderson

                  Luanne Henderson    Carolyn Cassady (Diğer eşi)

Beatniklerin ilahı konumuna geldi zaman içinde Cassady, ancak hiçbir zaman onlar gibi düzenli olarak yazmadı. Kendine ait yalnızca otobiyografik eseri Üçün Biri var. Bu duruma karşın Bukowski’nin, Ginsberg’in, Ken Kesey’in, Jack Kerouac’ın hikâyelerinde yer edindi kendine edebiyat dünyasında daha çok. O yazmaktan çok yaşamayı tercih etti, birçok yazar da onun yaşadıklarının ilhamıyla yazmayı.

“Bu kadarı yetebilir belki. Kimsenin ortalıklarda olmadığı bir saatte ağlayabiliriz de istersen. Şimdilik bir bira daha söyleyelim. Kadınlar istedikleri kadar girmeye çalışsınlar hayatımıza; biz bir bize yer ayırdık orada. Biliyor musun, aslında her şey başladığı yerde biter ve bir bitki biter oracıkta. Benim bitkim küçük kısır bir zeytin ağacıdır. Güneye doğru yola çıktığımda hep yolumu kesen ve yollarda tüm kasvetimi bir paket sigaraya kurban eden küçük kısır bir zeytin ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve zeytin ağaçları yetiştireceğim. Anason , afyon ve zeytin ağacı. Bir gün bir bahçem olacak ve kurtulacağım tüm lanet arka bahçelerden. İnsan olacağım. Sevgili, koca ya da metres olmayı bırakıp; bırakıp araba yıkamayı, bulaşıkçılığı, dost olmayı, insan olacağım. Kimseye yer ayırmıyorum bahçemde, yalnız ve mutsuz olacağım. Gittiğim güne dek hayatın beyin damarlarındaki bir hava kabarcığı olacağım. Bir gün patlayacağım ve her şey sona erecek. Ne güzel, değil mi? Hala hayal kurabiliyor olmak, bekar olmak, her gün kansere, AIDS’e ve tüm illetlere biraz daha yakın olmak ne güzel. İstersen cevap da verebilirsin, ya da en iyisi sus biraz. Çünkü hep ben konuşmalıyım ki gerçek gibi dursun tüm bunlar. Sahi, bunca ifrit gerçek olabilir mi?

Gerçek olamayacak ne var ya da? Sence, bence ve bencilce. Gerçek olamayacak tek bir an, tek bir figüran girmişse hayatına, gerçeklik seni ne kadar yalanlar. Umurumda değil ne kendi söylediklerim ne de senin bana söylemek istediklerin. Sevişmek üzerine uzun uzun konuşmuştuk bir gece seninle ve sabaha kadar üç esmer iki sarışınla yatmıştın sen ben kaldıramayacağım kadar içmiştim ve kaldıramamıştım. Ne komikti bunca rezalet. Hayatımıza onca zilli girmişti ve birkaç hanım hanımcık yosma. Ki biliyorsun ben hepsinde bir şeyler unuttum ayrılırken. Şimdi düşünüyorum da ne gerek vardı. Ne menem bir haykırıştı o her ayrılık. Hayır, kadınları küçümsemiyorum; onlar zaten küçükler. Küçücük dünyaları hep dar geldi bana. Bense hep kendimi okşadım üşüdüğüm her yanlış durakta.

Büyük serseri büyük vurgunlar yiyendir ve tüm vurgunlardan biraz yitik çıkandır mı demiştin; yoksa ‘ siktir et bunları’ mı?

Eski günlerdeki kadar karanlık olabilseydim umursardım bana vereceğin cevabı; şimdilerde hiç olmadığım kadar net’im, her şey o kadar belirgin ki kimsenin düşünceleri, düşüşleri beni ilgilendirmiyor.

Neyse, bizi nasıl olsa anlamayacaklar dostum. Ardımda hamile bir sevgilim olsaydı yinede düşerdim yola ama kafamda bunca acı varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yinede düşerdim yola ama içimde bunca kirli yalnızlık varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım yinede düşerdim yola ama kendi cesedimi sırtımda taşıyorken kıpırdayamıyorum bile. Bir bira daha söyle de susalım biraz ki azıcık da gece konuşsun.

Lanet olsun mu derdin en çok yoksa allah belanı versin mi? Sanırım ben bu iki kelimeyi de bakire bir kızın dokunulmazlığı olarak görüyorum ve sen böylesine küfürbaz olabildiğin için imreniyorum sana. Bu kadarı yetebilirdi belki ama ben ağlamak istiyorum yinede. Eski, küflü bir Ford’un arka koltuğunda gözyaşlarım ve kusmuğumdan oluşan bir gölün içinde ölü bulunmak istiyorum.”

neal-cassady-4

Neal Cassady 1968’de Meksika’da bir yolda attı son adımını, çok sevdiği yollarda teslim oldu ölüme. Bugün hala adını anmamıza sebep onlarca hikâyesi kaldı ardından; sırtında taşıdığı cesediyle birlikte, düştü yere.

Üstünden geçen onca zamana rağmen eskimeyen, güzelliklere ilham olan tüm yaşamlara saygı ve sevgiyle.

1 Comment

  1. siyah kuzgun

    28 Nisan 2017 at 10:35

    Garrett Hedlund ne kadar da oturmuş Neal’ın gençliğine. Her yaz tekrar kitabı okuyup filmini izliyorum. Beat artık geçmiş olsa da bunları içimizde bir nebze bile hissetmek güzel…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
HEMINGWAY LANETİ

İsmini babası ve amcasından alan 'Ernest Miller Hemingway' 21 Temmuz 1899 tarihinde beş çocuklu bir ailenin iki erkek çocuğundan birisi...

Kapat