Kevgir misin be kardeşlik? / Orhan Veli

‘‘cep delik, cepken delik 
yen delik, kaftan delik
don delik, mintan delik
kevgir misin be kardeşlik.’’

Cemal Süreya‘nın deyimiyle ”şiire kasket giydiren”, ”şiire elma yemeyi öğreten”; kendi deyişiyle ”ne İngiliz kralı kadar mütevazi” ne ”Celal Bayar’ın sadık ahır uşağı gibi aristokrat”, edebiyat tarihçisine uzaktan göz kırpan, okul arkadaşı Oktay Rıfat’a ”teneffüsü gavur etmeyelim, şiirden konuşalım.” diyen; denizi, balıkları, elbette rakıyı, Süleyman Efendi’yi ve onun gibileri çok seven; Sait Faik’in şair versiyonu, şiiri, aşkları, ölümü ile herkesi hep şaşırtan gerçekten garip bir adam. Onun gülümseten şiirleri, hem alışagelmiş ”kallavi şiir” anlayışını yıkıyor, hem de ”yaşama coşkusunu” derinlerde hissettiriyor.

Ve Orhan Veli‘ye hala ölüm hiç mi hiç yakışmıyor.

Oğuz Atay‘ın lise yıllarından bu yana şiirlerini ezberlediği ve kişilik özellikleriyle de kendisine yakın bulduğu Orhan Veli bu gerçek tutunamayanlardan biridir. Şöyle diyordur “Bir ‘Garip’ Orhan Veli” başlıklı yazısında: “Biz, derslerin dışında şiir, roman filan okuyarak öteki tanıdıklara yukardan bakan birkaç arkadaş Orhan Veli’ye hayrandık tabii. Bu arada edebiyat öğretmenimizin tanıttığı Fuzuli‘ye, Baki‘ye filan da hayrandık. Büyük şehre gelince Orhan Veli’nin dünyasıyla daha yakından tanıştık, Lambo’nun meyhanesine bile gittik; ne yazık ki Orhan Veli ölmüştü. (…) [meyhanenin] sahibi mösyö Lambo yıllar önce intihar etmişti. tutunamayanların bir bölümü silinip gitmişti.” Şairin 25. ölüm yıldönümü nedeniyle 14.11.1974 tarihinde “Bir ‘Garip’ Orhan veli” başlığıyla Yeni Ortam gazetesinde yayımlanan bu yazısında Atay, Orhan Veli’yi tutunamayan özelliğiyle ön plana çıkarır: “Orhan Veli, tanıyanların anlattığına göre -şiirlerine uygun olarak- gerçek bir tutunamayandı. Ömrünün sonunda durumu iyice bozulmuştu. Otuz beş yaşını geçtiği halde bir türlü doğru dürüst yaşantısı olmamıştı (…) Ayrıca sevdiği küçük insanların dünyasında bile yabancı olduğunu anlıyordu.””

Ben Buradayım – Yıldız Ecevit

Orhan Veli, şiirinde bahsettiği o çok muteber sevgiliyi edebiyat tarihçilerinin bulmasını istemiştir. Nahit Hanım… Kederle dolu yaşamında sevmelerin en güzelini ayırmış Nahit Hanım’a. Nahit hanım’da ne Nahit Hanım ama! Cemal Süreya’dan Necip Fazıl’a kadar pek çok ismi peşinde koşturduğu söylenen Nahit Hanım! Yalılardan, servetten, gösterişten kafasını kaldırıp Orhan Veli’yi sevmeye lutfetmiş Nahit Hanım. Sevmiş muhakkak ama hiç anlayamamış. Uzaktan uzağa yaşanılan sevda yetmiyormuş gibi bir de Nahit Hanım’ın gereksiz kıskançlıkları… Yalnız Seni Arıyorum’da 27 Mayıs 1947 tarihli bir mektupta şöyle yazmış Orhan Veli Nahit Hanım’a:
“Çektiğim sefaleti, çektiğim sıkıntıları bilsen beni bu tür şüphelerle üzdüğün için cidden utanırsın. Bir çorap alamadığıma üzüldüğüm birçok günlerimi sabahtan akşama kadar aç geçirdiğim bir sırada sen tutturmuşsun, ‘nasıl yaşadığını biliyorum’ diyorsun. Bilmiyorsun Nahit. Bilsen böyle bir şey söyleyemezsin.”
Bu satırları ne zaman okusam içime bir şey oturur. Böyle güzel bir adam, böyle güzel bir sevmek nasıl incitilir!
İyi ki doğmuş güzel insan. İyi ki doğmuş Orhan Veli.

“Ben ne zaman
öyle durup dururken,
öyle damdan düşer gibi
açıp seni okumaya başlasam.
Anlıyorum ki,
mahvolmuşum.”

Ozan Aziz Dilber
Kocaeli Üniversitesi Hukuk bölümü öğrencisi.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Makyaj Sanatçısı Joker’e Benzemek İçin 4 Saat Harcadı

Çocukluğundan bu yana çizime karşı bir tutku besleyen Elena; kendini ifade etmek için çizim yeteğini sürekli geliştirmiş. Sanatçı çizim yeteğine...

Kapat