Kierkegaard’ın Acıyan Kalem Ucu / Aforizmalar

İnsan yalnız başkalarına karşı değil, kendine karşı da akıl ermez olabilmeli. Kendimi inceliyorum; bundan yorulunca, zaman öldürmek için bir sigara yakıyorum ve düşünüyorum; Tanrı bilir, yaradanım benimle ne demek istedi, veyahut benden ne ortaya çıkaracak, diye düşünüyorum.

 

Ömründe bir kere de olsa sormamış bir insan var mıdır acaba kendine; ”neden varım, Tanrı bu dünyaya beni neden yolladı, amacım ne?”

İnsanın varoluşunu sorgulaması hayattaki gerçek acılardan biridir ve bunun cevabını bulmaya adayan kişiler acı çekmekten, kaygı duymaktan ve yalnızlıktan kurtulamazlar. SØren Kierkeegaard da bu insanlardan sadece biridir.

 

Hayat nasıl da boş ve anlamsız. Birini defnediyorsunuz; toprağa yolcu ediyorsunuz, üzerine üç kürek toprak atıyorsunuz; faytonla gidip, faytonla eve dönüyorsunuz; önünüzde uzun bir hayat var diye kendi kendinizi avutuyorsunuz. 7×10 yıl ne kadar uzun ki? Neden her şeyi bir kerede halletmiyorsunuz, niçin orada kalıp, birlikte mezara girmiyor, felaketin kime çarpacağına dair kura çekmiyorsunuz, bir evvel ölenin üzerine üç kürek toprak atacak son yaşayan kişi olmak için?

 

Ve elbette hepimizi bekleyen amansız son, ölüm! Belki de yeni bir başlangıçtır bizim beklediğimiz. Nasıl da mağrur yürüyoruz toprağın üzerinde öyle değil mi? Bir ölümlüyü gömen diğer ölümlüler olarak sizce de fazla boş ve fütursuz yaşamıyor muyuz yerküre üzerinde? Bu sorgulamayı yapan Kierkegaard için de boş ve anlamsız kalıyor hayat ve ömrümüzün ne kadar kısa olduğunu bir kez daha hatırlatıyor bizlere.

 

1813 doğumlu Danimarkalı yazar ve teolog Kierkegaard, babasının etkisi altında katı bir Protestan eğitimi aldı. Yazılarında çoğunlukla ”Hristiyan fikri” karşısında yozlaşmaya yüz tutmuş ”Hristiyan alemi” gerçeklerini alaylı bir dille eleştirdi. Hiçlikle olumlu bir ilişki içindeki felsefesi, varoluşçuluğa çoğu zaman kaynaklık etti.

 

Hayata bakışım tek kelime ile anlamsız. Kötü bir ruhun, burnumun üzerine bir gözlük oturttuğunu var sayıyorum, bir camı dev gibi büyültüyor, öbür camı aynı derecede küçültüyor.

Edvard Munch – Melankoli

 

İnsanlar ne mantıksız oluyor. Sahip oldukları özgürlükleri hiç kullanmıyorlar da sahip olamadıklarında ayak diriyorlar; düşünce özgürlükleri var, onlar ifade özgürlüğünde diretiyor.

 

İnsan özgürlüğünün özü üzerine de düşünüp bunlar hakkında da zaman zaman ağır eleştirilerde bulunan yazar, aynı zamanda bunun kaygısını da taşıyor kendi içinde.

 

Felsefecilerin gerçeklik hakkında dedikleri sıkça yanıltıcı oluyor, tıpkı insanın bir eskici dükkanında ” Burada Çamaşır Sıkılır” tabelasını görüp de sıktırmak için çamaşırlarını yüklenip geldiğinde, tabelanın sırf satılık olduğunu öğrenince, kendini aptal yerine koyduğu gibi.

 

Kierkegaard, hakikatin en iyi biçimde insanın hayatın alışkanlıklarıyla ilişkisi sınanarak, bağımlılıklarla yüzleşerek ortaya çıkabileceğini söylüyordu. Kendi adıma bu savının çok doğru olduğunu düşünüyorum. Çoğu zaman ”biz” insanoğlu olarak nasıl da gafil avlanıyoruz hayatı yaşarken; bizi hayata bağlayan keyif veren bağımlılıklarımızla sınanıyor, – çoğu kez bunu anlamyoruz da- alışkanlıklarımızdan kopamıyor, bizim olduğunu zannettiğimiz bir şeyin elimizden alınınca ya da o bizden ayrılınca nasıl da hayıflanıyor, nankörleşiyoruz.

 

Bir tiyatronun kulisinde yangın çıkmıştı. Bir soytarı sahneye çıkıp seyircileri durumdan haberdar etti. Herkes de şaka söylüyor sandı, bir alkış koptu; soytarı yine aynı şeyi tekrarladı; alkışlar daha da arttı. Ben dünyanın da işte böyle, söylenenin bir şaka olduğunu sanan cin fikirli şaka severlerin sıradan alkışları altında yerle bir olacağını düşünüyorum.

 

Birçok düşünürün onun gerçek bir felsefeci olduğundan kuşku duysa da Kierkegaard korku, ironi, inanç ve özgürlük üzerine yazdığı yazılarla düşünce dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur.

 

Okumadan Geçmeyin: Davranış Biliminin Shakespeare Frekansı / Othello Sendromu

Hatice Durmuş
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğrencisi.
Sağlık sektöründe çalışıyor.
Sanat Karavanı Yazarı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
İlk Gençliğimizin İlk İsyanı: Ümit Yaşar Oğuzcan

Doğdu Ümit Yaşar Yaşadı Ümit Yaşar Öldü Ümit Yaşar İlahi Ümit Yaşar Acının, ayrılığın, aşkın, kavuşamayan aşıkların şairi; ölümün ve...

Kapat