Kutsal Haç Kilisesinde Atan Bir Kalp Var!

Henüz 10 yaşında bir kız çocuğuyken; küçücük kalbine kocaman özlemleri sığdıran bir besteciyle tanıştım ben. Babası Fransız, annesi Polonyalı olan ve kız kardeşini 14 yaşında bir hastalıktan kaybeden; çocukluğu hüzün dolu bir besteciydi. O dönem Rus işgali altında olan Polonya’dan, annesi ve babasının endişesi üzerine Paris’e gönderilmişti. Paris’teki yaşamı boyunca ailesine ulaşmaya çalışmıştı besteci. Belli bir süre sonra, ne yazık ki, ailesinin hayatta olmadığını öğrenmişti. Bunun üzerine, kalbindeki o büyük özlem ve acıyla vatanı Polonya’ya dönmüştü. Hikayenin sonunda ise bir rivayete göre Varşova’da verdiği  konserde, piyanoya son dokunuşlarının ve sahne perdelerinin kapanmasının ardından; bütün bu özlemle yorgun düşen kalbi son kez vatanında atmıştı. Gözlerim dolarak dinlediğim bu hikayenin kahramanı olan besteci, hayatına o konser sonrası veda etmişti… Hikayenin kahramanını merak ediyorsunuz değil mi? Söyleyeyim:

Frédéric François Chopin…

        Doğumu 22 Şubat ya da 1 Mart 1810 olarak bilinen besteci, romantik dönem bestecilerindendir. 19. yüzyılda Paris’te müziğiyle kendinden bahsettiren Chopin, tam anlamıyla romantik bir piyanist, fakat yaratılış itibariyle bambaşka bir kişilikti. Belki de yaşadıkları onu farklı bir kişiliğe büründürmüştü. Bu farklılık ona devrinin ulaşamadığı yeni tınıları keşfetme imkanı sağlamıştı. Bestelerinde de bu tınılar ve farklılık kendini göstermiştir.

Gerçekte, yeteneği küçük yaşta beliren ve genç yaşta olgunlaşan bu müzisyen de çalışma yolunu tutmak zorunda kaldı. Beethoven’in öldüğü sene Joseph Elsner’in öğrencisi olarak Varşova’da genel dikkat ve ilgiyi üzerine çekti. Viyana’da kaldıktan sonra Temmuz Devrimi sırasında Paris’e geldi. Orada piyanist olarak ünlendi ve adı Avrupa’nın her tarafına yayıldı.

Bu kadar naif bir kalbi olan besteci elbette sevmişti birini. 1837-1847 yılları arasında Fransız yazar George Sand (Barones Dudevant) ile, her müzisyenin ilişkisinde olduğu gibi, inişli çıkışlı bir ilişkisi oldu. Yorgun ve zayıf düşen bedeni, 1849 yılında tüberküloza yenik düştü. Piyanist ve besteci Chopin, cenazesinde kendi bestelediği Marche Funébre-Cenaze Marşının (2.Piyano Sonatı-3.Bölüm) değil Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istedi. Ölümünün ardından Paris’te Pére-Lachaise mezarlığında gömüldü. Bestecinin kalbi ise Varşova’da Kutsal Haç Kilisesi’nde gömülüdür.

Chopin’in yeni bir fikri aristokrasisinin temsilcisi olarak gören Schumann genç besteciyi sonsuz takdir ifade eden şu sözlerle alenen selamlıyordu: “Şapkalarınızı çıkarın baylar, bir dahi geliyor. Şair olmak için kocaman ciltler doldurmak gerekmez; bir iki şiirle bu ünvana layık olabilirsin. Chopin de böyle şiirler yazmıştır”.Impromptu (1991) isimli film kendisi ile George Sand’in tanışmasını konu almaktadır. Filmde Chopin’i BAFTA ve Altın Küre ödüllü aktör Hugh Grant canlandırmıştır. Filmde Judy Davis (George Sand) ve Emma Thompson da rol almıştır.

Gerek müziğiyle, gerek romantikliğiyle bütün bestelerinde mükemmelliğini ortaya koyduğunu düşündüğüm bestecinin en sevdiğim bestesi ise Piyanist filmiyle aklımızda kalan Nocturne in C-sharp Minor.

 

Bu arada elbette içinizden geçiyordur, hani konser sonrası ölmüştü o efsanevi büyüsüyle diye… Anlatayım…

Bir piyano festivalinde konsere çıkmadan önce, küçükken tanıştığım bestecinin hikayesinin aslını öğrendim. Festivalde Beethoven sonat çalacaktım ama sahnenin merdivenlerinden teker teker çıkarken kimsenin duymadığı ve hissetmediği şekilde parmak uçlarımda bir önceki sene öğrendiğim Chopin valslerden birini çaldım…

 

1 Comment

  1. Recep

    13 Ağustos 2015 at 12:55

    20. noktürne hayran olmamak elde değil gerçekten. Ben en çok “Piyanist” Władysław Szpilman’ın yorumunu seviyorum, genel olarak yukarıdakine göre hızlı yorumlara alışmış kulağım. Çok sevdiğim bir diğer noktürnü de birincisi: si bemol minör, op.9, no.1. Onu da ilk kez Selen Bucak’ın albümünde dinlemiştim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
FANTASTİK BİR DÜNYAYA YOLCULUK: TIM BURTON

Görsel dilin usta yaratıcısı dahi yönetmen Tim Burton 1958 Kaliforniya doğumludur. 13 yaşında ilk kısa filmini çeken yönetmen, bunun temelini...

Kapat