La Strada (1954)

1954 yapımı La Strada (nam-ı diğer Sonsuz Sokaklar) Fellini’nin kendi kimliğini oluşturduğu belki de ilk filmidir. Film Vittorio De Sica, Roberto Rossellini ve Federico Fellini’nin biçimlendirmiş olduğu savaş sonrası İtalyan neo-realizminin çok güzel bir örneğidir.

Mekanlar, ışık tercihi, grotesk sayılabilen bir fantezi dünyasının içinde realizmden verilmeyen paye, yalın kurgu… Dilinin bir fabla benzemesi, filmin bu akımın getirilerini yeterince karşılamakta olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Filmin adının La Strada olması zaten buna verilebilecek en iyi örnektir.

Zampano (Anthony Quinn) motorlu karavanı ile köy köy gezip anlamsız sayılabilecek bir zincirden kurtulma numarası yaparak geçimini sağlayan kaba saba bir adamdır. Yardımcısının ölümü üzerine, 10.000 Liret karşılığında, deniz kenarında yaşayan fakir bir dulun kızı Gelsomina’yı alır. Gelsomina (Giulietta Masina) eski yardımcısının kız kardeşidir ve fiziksel olarak kardeşine benzemektedir. Aralarındaki en büyük fark ise Gelsomina’nın ağır işleyen aklıdır.

Belki de bu sebepledir ki Gelsomina, Zampano’nun zalim tavırlarını çok optimist bir şekilde karşılamaktadır. Aptal bir giriş konuşmasını beceremedi diye Zampano tarafından bir çalı ile darp edilir, Zampano bir kadınla birlikte ortadan kaybolunca da tüm geceyi sokaklarda tek başına geçirir. Fakat yine de bu zalim adamın yanından ayrılmaz.

*Yazının devamı film hakkında detaylı bilgiler içermektedir. Filmi izledikten sonra okumanızı öneririm.

la-strada (2)

İkili köy köy gezip düğünlerde ve köy meydanlarında gösteri yaparlar. Bir gün Gelsomina, Zampano’nun yanından ayrılmaya karar verir ve kaçar. Sokaklarda umutsuzca gezerken gözüne çarpan bir korteji takip eder. “Soytarı” (Richard Basehart) ile tanışması da bu şekilde olmuştur. Gelsomina, bu özgür ip cambazına gördüğü anda hayran olur.

Fakat Zampano zavallı kızı bulur ve tekrardan yanına alır. Birlikte Roma’nın banliyölerinden birinde bir sirke dahil olurlar. Gelsomina burada Soytarı ile tekrardan karşılaşır ve onunla tanışma fırsatı bulur.

Soytarı bize her ne kadar özgür ve neşeli gösterilse de bir yandan Zampano’yu sadistçe taciz etmektedir. İkili birlikte bıçaklı bir kavgaya tutuştuktan sonra Zampano bir geceliğine içeri alınır. Bu olay üzerine sirk ahalisi Zampano’yu ve Soytarı’yı aralarında görmek istemediklerini söylerler fakat Gelsomina’ya kapılarını açık bırakırlar. Soytarı Gelsomina’ya sirkte kalmayı tercih etmesini hatta isterse kendisiyle gelebileceğini söyler. Bu esnada kendini işe yaramaz hissetmekte olan zavallı kıza yerdeki taşların yaratılışının bile bir sebebi olduğunu anlatır. Gelsomina, Soytarı’nın dediklerinden çok etkilenir ve yerinin Zampano’nun yanı olduğuna inanır.

la-strada (3)

Zampano ve Gelsomina tekrardan yola koyulurlar ve bir manastıra varırlar. Rahibelerin de izniyle gecelerini orada geçirirler. Rahibelerden bir tanesi Gelsomina’nın trompet çalışından çok etkilenir. Gelsomina’yla aralarında geçen konuşmalardan sonra rahibe masum kıza manastırda kalmasını teklif eder. Gelsomina bir kez daha Zampano’yu bırakamaz.

Ve filmin dönüm noktasına ise tam olarak burada varırız. Zampano yolda karşılaştıkları Soytarı’nın istemeyerek de olsa ölümüne sebep olur.

Bu olaydan sonra Gelsomina’nın akıl sağlığı kötüye gider. İyice iş göremez hale gelir, psikolojik durumu gösterileri baltalamaya başlar. Bir gün Zampano ile yol kenarında otururlarken Gelsomina uyuyakalır. Zampano ise trompetini kızın yanına bırakarak onu terk eder.

Zampano yıllar sonra bir kasabada gezerken çamaşır asmakta olan bir kadının Gelsomina’nın çaldığı melodiyi mırıldandığını duyar. Ona bu melodiyi nereden duyduğunu sorar ve Gelsomina’nın bir süre o kasabada yaşayıp akabinde melankoli içinde hayata gözlerini yumduğunu öğrenir.

Evet, bu film kesinlikle mutlu bir film değildir.

la-strada (4)

La Strada aynı zamanda Giulietta Masina’ya “Kadın Chaplin” lakabını kazandıran filmdir. Fellini’nin eşi olan Masina’nın fiziksel özellikleri kusurlu karakterleri yumuşatmaya çok uygundur. Muhtemelen Fellini’nin kıvrımlı kadınlardan vazgeçip bu tarz rollerde, Soytarı’nın da dediği gibi “enginara benzeyen” bir kadını kullanmasının sebebi de tam olarak budur. La Strada’da zihinsel engelli bir kızı, Le Notti di Cabiria’da ise hayalleri olan bir fahişeyi canlandırmış ve her iki rolü ile de filmlerine Oscar getirmeyi başarmıştır.

Masina’nın oyunculuğu bir pantomim harikasıdır. Ne yazık ki karakterlerin iç dünyaları ve arka planları hakkında bilgilendirilmiyoruz -Ki bu da La Strada’nın neo-realist olmadığı fikrinin ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerden biri-Gelsomina’nın içinde bulunduğu zekasal durum onun saf, çocuksu ve masum bir karakter olarak karşımıza çıkmasının sebeplerinden biridir. Gelsomina yapı itibari ile daha ılımlı bir insandır. Çocuksu olmasının yanı sıra devamlı Zampano’ya yardımcı olmaya çalışması aynı zamanda anaç olduğuna dair bir izlenim yaratmaktadır.

Zampano ise filmde karşımıza çıkan en basit karakterdir. Primitif, nezaketsiz ve zalimdir. Fakat Zampano, Gelsomina’dan pek de zeki sayılmaz. Gelsomina’ya nazaran süper egosu daha yüksek olsa da aslında tamamen bedensel becerilere sahiptir, daha fazlasına değil. Gelsomina gibi bir insanla bile iletişim kurmakta zorluk çekip şiddete başvurmaktadır. Filmdeki duygusal sahneler Gelsomina merkezli olsa da özünde en acılı karakter Zampano’dur.

la-strada (5)

“Il Matto” yani Soytarı’ya gelince aslında Zampano’yu taciz edişinin oldukça sadistik bir yanı var. Bu sebeple kendisini bir açıdan antagonistimiz sayabiliriz. Pauline Kael der ki: “Soytarı aklın, Zampano bedenin, Gelsomina ise ruhun vücut bulmuş halidir.” Yani Soytarı’nın iki karakterin de ortasında bir yeri vardır. Gelsomina’ya (arada dalga geçmesini saymazsak) naif ve sevecen, Zampano’ya ise daha zalim bir şekilde yaklaşmaktadır. Yani Zampano tek yönlü bir karakterken Soytarı çok yönlü bir karakterdir ve tavırları karşısındaki insana göre değişmektedir. Gelsomina kendisi gibi olana kucak açarken Zampano buna tahammül edemez, mıknatısın aynı iki kutbu gibidirler. Hatta Zampano, Gelsomina’ya karşı duygularını henüz kendisi bile anlayamamışken kızın Soytarı ile çalışması fikrine katlanamaz.

Soytarı’nın en akılda kalıcı özelliklerinden biri ise sürekli yakında öleceğini söylemesidir. Yani Soytarı, hem mesleği hem de söyledikleri bakımından devamlı bir risk altındadır. Ayrıca Soytarı’nın hareketleri itibariyle kendi kuyusunu kendi kazdığı da çok açıktır.

Zampano ile Soytarı, Gelsomina’yı sevmektedirler. Eleştirmenler tarafından çoğunlukla üçlünün arasındaki çekimin aşk temelli olduğu söylense de ben bu konuya farklı bir görüşle bakılması gerektiğini düşünüyorum. Zira Gelsomina filmde bize bir arzu nesnesi olarak sunulmuyor. Bu Zampano’nun kendisine tamamen zıt olan bir karakter ile imtihanı. Bence sevgi ile aşk arasındaki çok net bir ayrım var.

Yolda yürürken rastgele bir kişinin suratına yumruk atarsanız, alacağınız tepkiyi az çok tahmin edebilirsiniz. Gelsomina ise bu potansiyel tepkilerin hiçbirini vermeyip Zampano’nun kafasını karıştırmaktadır. Hak etmediği muamelelerin hepsini alttan almakta ve bu kötü adama sırtını dönmemeye devam etmektedir. Yani film bizi klasik “En kötü insan bile ona şefkat gösterdiğinizde bir çiçek gibi açılır” çıkarımına sürüklemektedir. Fellini bu filmi bir adamın kendini bulma hikayesi olarak özetlemiştir.

Size küfreden bir adama cevap olarak “Makarnanın suyunu kaynat” gibi anlamsız bir cümle kurduğunuzu düşünün. İşte Gelsomina tam olarak budur.

Filmde kesin olarak bahsi geçmese de Soytarı ile Zampano arasındaki sorunlardan birinin Gelsomina’nın ölen kardeşi Rosa ile bağlantılı olduğu yönünde rivayetler var. Ne yazık ki karakterlerin geçmişleri hakkında kesin bilgilere sahip değiliz.

la-strada (6)

Fellini, La Strada’nın senaryosunu bitirdikten sonra ilk iş Luigi Rovere’ye gösterir. Senaryoyu okuyan Rovere ağlamaya başlar. Bunun üzerine Fellini ona senaryoyu beğenip beğenmediğini sorar ve Rovere’den elinde tuttuğu metnin bir film olarak beş para etmeyeceğini fakat edebi açıdan mükemmel olduğunu belirten bir cevap alır.

Nezdimde, ne “La Dolce Vita” ne “Amarcord” ne de başka bir film La Strada kadar “Felliniesque”dir. Fellini gençlik yıllarının hatırı sayılır bir kısmını sirklerde geçirmiştir. Yönetmenin aynı tema üzerinde birkaç tane filminin olmasının sebebi de budur. Yani La Strada’nın otobiyografik bir film olduğunu söyleyebiliriz. Ne yazık ki film gösterime girdikten sonra Fellini, Marksist eleştirmenler tarafından “neo-realizm estetiğinin dışına çıktığı” gerekçesiyle topa tutulur. Neo-realizm üzerinde azımsanamayacak derecede emeği olan Fellini’ye böyle bir suçlamada bulunmak bence faşistçe bir tepkidir. Kendisinin de dediği gibi neo-realizm sadece bir başlangıçtı.

Son olarak film uluslararası elliyi aşkın ödüle layık görülmüştür. Nino Rota’nın yapmış olduğu müzikler ise seyirciye filmin hüznünü başarıyla yansıtmaktadır.

Sonuç itibariyle La Strada, İtalyan sinemasının en kaliteli yönetmenlerinden biri olan Fellini’nin naçizane fikrime göre başyapıtıdır. Bu filmi izleyecek seyirci, yavaş ve melankolik bir filmle karşılaşsa da 20. Yüzyıl Dünya Sinemasının en başarılı yapımlarından birini izleyeceğini bilmelidir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Sanatçı Halil Akdeniz ‘İmgenin İzinde’ Sergisi Kapsamında Söyleşi Gerçekleştiriyor!

Kare Art Gallery, “İmgenin İzinde” sergisi kapsamında sanatçı Halil Akdeniz ile bir konuşma gerçekleştiriyor. Akdeniz’in Kültür İmleri/ Cultural Signs adlı...

Kapat