Şu an Okuyorsun
Léon: Sevginin Gücü Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme

Léon: Sevginin Gücü Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme

“Uyku umurumda değil, Léon, ben aşk istiyorum ya da ölüm.”

Tarihler 1994’ü gösterdiğinde sinema tarihi açısından büyük bir etki uyandıracak bir yapım beyaz perdede kendine yer buldu.Fransız yönetmen Luc Besson’un rejisör koltuğuna oturduğu bu etkileyici film, içerisinde pek çok öğe barındırdığından sinema ve psikanaliz severler için bulunmaz bir Hint kumaşı niteliği taşıyor. Daha fazla lafı uzatmadan film hakkında detayları irdeleyebiliriz.

Film özet itibariyle 11 yaşında bir çocuk olan Mathilda’nın silahlı bir saldırı sonucu kaybettiği ailesi ve özellikle küçük erkek kardeşinin intikamını alma isteği konusu üzerinden şekillenir. Başarılı oyuncu Natalie Portman’ın hayat verdiği Mathilda karşımıza her ne kadar küçük bir kız çocuğu görünümünde çıksa da, tavır ve davranışlarından kendini çok da çocuk gibi hissetmediğini görürüz. Sigara içmesi, ebeveynlerinin sorumluluklarını üstlenmesi ve filmin takip eden kısımlarında Leon’la kurduğu diyaloglar bu durumun temel göstergeleridir.

Bir ‘temizlikçi’(mafya tetikçisi) olarak karşımıza çıkan Leon ise normal kiralık katil figürlerinden farklı olarak, filmin sembollerinden biri haline gelmiş, kendini saksıda bir bitki olarak gören bir karakterdir. Esasen Leon: Bir filmi hem var eden hem de hadım eden direkt ve dolaylı ‘Baba’ figürlerinin savaşından ibaret bir film. Bir Hollywood şâheseri çoğu zaman, üç ‘ana’ figürün yani üç babanın filme uyguladığı baskıdan türemektedir. Yapımcı, Yönetmen ve Tanrı maskesi ardındaki Amerikan Zihniyeti bir Hollywood filmini ve o filmdeki erkek yahut erkekleşmiş kadın figürünü var eder.

Bu kahraman esasen Baba yâni fedakâr, savaşçı, katil-koruyucu Erk’tir. Bilhassa da Hollywood’un bolca işlemekten keyif aldığı mafya babası, kiralık katil ve ikisini birleştirip doğurduğu kriminalize olmuş göçmen portresi.(*) Leon bu bakımdan modern dünyaya ayak uyduramayan ve pek çok gelişmenin gerisinde kalmış bir anti kahramandır. Keza o kadar stabil bir çizgide yaşar ki bir noktada tıpkı yanından ayırmadığı bitkisi gibi, özne kimliğini yitirerek bir nesneye dönüşür. Robotlaşır ve duygudan yoksun hale gelir. Ta ki hikayenin seyrini değiştirecek Mathilda’yla tanışana kadar. Film bu tanışma sürecini tıpkı bir cinsel eğitim süreci gibi bir alt metin olarak işler. İkilinin bu yolculuklarında bir kız çocuğunun geçirdiği cinsel kimlik dönemlerini aşama aşama görürüz.

Leon, tıpkı bir baba-öğretmen-koca gibi kendisinden yaşça küçük, anatomice eksik olan kadını eğitmeye, sert talimatlarla öğretmeye başlar ki tüm bu durumlar ensest yasağına yapılan açık göndermelerdir. Birlikte baba-kız rolüne bürünerek bir otel odası kiralarlar ki bu durum da kaçamak ilişki, gizli çift, yasak olanın keşfi gibi durumları içermektedir. Leon’un Mathilda’yı başından beri ölümden koruması hatta bu uğurda ölmesi bize ensest yasağının, imkânsız aşkın, Oedipus ve ceza kavramlarının etkin olduğunu gösteriyor.(*)

Filmi analiz etmeye karar verdiğimde benim için en dikkat çekici unsur Leon’un tıpkı bir çocuk gibi sürekli süt içmesi ve Mathilda’yla tanıştıktan sonra bu ilişkinin Oedipal düzlemde güçlü bir vurguyla ilerlemesi olmuştu. Nitekim Mathilda, okuma yazma dahi bilmeyen oğluna her şeyi sıfırdan öğreten bir anne gibi, Leon’da korkunç bir bastırılmışlık olan ‘anne yoksunluğu’nun tamamlayıcısı görevini görmekteydi. Fakat elbette bu tamamlayıcılık tek yönlü değildi, keza Leon’da Mathilda’nın asla sahip olamadığı manevi aile bağındaki ‘baba eksikliği’nin tamamlayıcısı olmuş hatta bu inisiyasyon öyküsünde Mathilda’yı adeta bir Elektra konumuna taşımıştır.

Sinemadaki insan üzerinden modellenen dürtü türlerinden biridir çocuk. Büyüklere ve onların zekâsına göre tasarlanmış olan evren ya da rasyonalite için daim tehdit unsurudur. İfrat ya da tefrit bir yönelişin sembolüymüşçesine ya onları çok severiz yahut korkarız. Nitekim dürtü modeli olarak yansıtıldığında çocuk esasen insan değildir, tekinsiz, irrasyonel, ele geçirmeye yahut ele geçirilmeye müsait bir figürdür. Mathilda’da aslında yaşı ve yaşamı arasındaki zıtlıkla bu yanımızı harekete geçiriyor. O, koşan, gülen, sigara içen, ağlayan bir tabu. Henüz 11 yaşında ama kendini kadın gibi gösteren tehlikeli öğeler barındırıyor. Oldukça sancılı bir cinsel geçişin eşiğinde travmalardan örülü bir hayatın kafa karıştırıcı, rahatsız edici, irkiltici sembolü.(*)

Hikaye temel anlamda bir baba kız ilişkisi ve sevgi teması merkezli görünüyor olabilir fakat bazı eleştirmenler filmin bu denli masum olmadığının altını çiziyor. Nitekim filmle ilgili bilinen bir başka unsur aslında senaryonun pek çok kez sadeleştirildiğidir, çünkü senaryo en başta ikili arasında gerçek bir aşk ve cinsel gerilim merkezli ilerliyordu. Fakat Portman’ın ailesinin haklı müdahalesi ve izleyicilere de yaratacağı rahatsızlık sebebiyle senaryo yumuşatılmıştır. Besson her şeye rağmen filme görünmeyen unsurlar eklemeyi ihmal etmemiştir. Bu bakımından filmi en ilginç kılan unsurlardan biri Mathilda ve Leon’un taklit yapma oyunu oynadıkları sahnedir. Mathilda idolü olan Madonna olur ve Leon’a “Like a Virgin” şarkısını söyler (cinsellik içeren bir gönderme). Buna karşılık Leon da Mathilda için John Wayne olur. Western sinemasında “kovboy” simgesi, kusursuza yakın erkek tasvirindedir. Leon da Mathilda’nın gözünde böyle olmak ister. Mathilda bir sahnede Leon’un bitkisine sus işareti yapar, çünkü artık aralarında küçük kız-kiralık katil ilişkisinden daha büyük bir bağ vardır.(*)

“Beni kaybetmeyeceksin, Mathilda. Bana yaşama zevki verdin. Mutlu olmak, yatakta uyumak, kök salmak istiyorum.”

Ayrıca Bakınız

Leon saksıda kök salmayı bekleyen ve artık hayatına başka bir varoluşta devam etmek isteyen, bana kalırsa çok da kötü olmayan bir tetikçi,bir eril figür. Mathilda, Leon’un hayatına bir yıldırım gibi şiddetli ve sarsıcı bir şekilde girerken, hayattan kopmuş bu kimliksiz adam için de yeni bir kimlik inşa eder.

Filmin sonu hepimiz için buruk biter fakat bir noktada, bu sonda umut verici bir şeyler vardır. Kaç farklı şekilde ele alınacak olursa olsun film izleyicisine nihayetinde sevginin kurtarıcı ve dönüştürücü etkisini aktaran bir sonla veda eder. Leon çok sevdiği ve hayatını uğruna feda ettiği Mathilda sayesinde kök salma ve bir yere ait olma özgürlüğüne erişir. Kendisi ölmüştür fakat hiç yanından ayırmadığı, çok sevdiği bitkisi toprağa kök salarak onu özgürlüğe ulaştırmıştır. Asi Elektra’mız ise başlangıçta olduğunda çok daha farklı bir kişiye dönüşmüştür. Artık bir tamamlayıcısı yoktur fakat zaten gelişim sürecini çoktan tamamlamış ve kimliğini inşa ettiği bir sürece ayak atmıştır. Filmin başlarında “Mathilda öldü” diyerek gitmekten vazgeçtiği okula ve disipline edilmiş bir yaşama geri dönerek yeni bir Mathilda yaratmıştır.

Sizlere bu yazımda filmi uzun uzadıya ve her detayıyla anlatmak yerine, filme dair birkaç önemli alt metinden bahsetmek istedim çünkü birer alımlayıcı olarak herkes filmden farklı çıkarımlarda bulunacaktır. Bu sebeple ben de bir izleyici olarak sizlerle psikanalitik kısma dair detaylar vermeyi tercih ettim. Her bir sahnenin incelikle düşünüldüğü, mükemmel oyunculuklarla taçlandırılan ve büyüleyici müziklerin de eşlik ettiği bu harika filmi hala izlemediyseniz en kısa zamanda izlemenizi tavsiye ederim.

 

Kaynak: 1

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Emin Değilim
0
Heyecanlı
0
Hüzünlü
2
Mutlu
0
Şaşırtıcı
0
Yorumları Gör (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published.

© 2011 Sanat Karavanı, Tüm Hakları Saklıdır.

Yukarı Kaydır