Mark Rothko ve ‘Geceye Övgü’

​’Sanat benim için ruhun anekdotu, aynı zamanda çabukluğun ve sessizliğin somut biçimi.’

Mark Rothko


mark-mell-rothko-2

 Mark ve Mell Rothko, 1953

Mark Rothko (25 Eylül 1903-25 Şubat 1970). Babasını 1914 yılında kaybetti. Çocuk yaşlarından itibaren çalışarak annesine destek oldu ve liseyi başarı ile bitirdi. Ardından girdiği Yale üniversitesi ise onu pek sıcak karşılamadı. Sonuçta o bir göçmen çocuğuydu. Hayal ettiği iş zaten asla doktorluk, avukatlık değildi. Amacı sanatı ile ses duyurmaktı ve sonuçta okulu bırakma kararı aldı. Rothko’nun ailesi ise onun ‘büyük depresyon’ yıllarının ekonomik bunalımlı döneminde maddi getirisi neredeyse sıfır olan ressamlığı seçmesini anlayamıyorlardı. Ailesine karşı nankörlükle suçlanan Rothko kendini sanatına verdi. Yıllar geçtikçe yükselen ve eleştirmenlerin bir numarası haline gelen Rothko’nun ruhu aniden patlak veren 2. dünya savaşı yüzünden tekrar tepetaklak oldu. Kendini kitaplarına veren Rothko, öğrendiği yeni fikirlerle kendisine bir yön çizmeye çalışıyordu. Okuduklarının etkisiyle trajik bir şiddet duygusu geliştirdi, duygularını tuvaline aktardı, ve tuvalini ürkütücü figürlerle doldurmaya başladı. Katliam, kan ve ölüm… 1923 yılında Newyork’a gelen Rothko kendi deyişi ile burada yoksulluğun ve sefaletin tadına vardı. Bir sanat okuluna yazıldı ve giderlerini karşılamak için Yahudi merkezinde çocuklara ders vermeye başladı. Hocalarından biri olan Arshile Gorky onu ilk etkileyen isimlerden biri oldu. Sanatın sessiz bir dille pek çok şeyi anlatabileceğini onun resimlerinde gören Rothko, bir anlamda elindeki gücün farkına varmıştı. Onu tanımlayacak olan en uygun kelimeler muhtemelen onun ‘dindar’ ve ‘mistik bir ressam’ olduğudur.

Çocukken Yahudi mistisizminin  gizemli yönleriyle tanışan Rothko bu sayede asla terk etmediği radikal bir düşünce sistemi geliştirmiştir. Bu düşünce sistemi, sembolizmden etkilenen ve daha sonraki yaşamında-psikanaliz tarzlarla zenginleşen estetik kuramında yüzeye çıkmıştır. ‘Evrensel sembolik varoluştan faydalanabilen bir seçenek olarak resim yapma’ fikri, en başından beri Rothko’nun yapıtlarında vardır. Jackson Pollock’ta olduğu gibi Rothko’nun yapıtlarında da bu, özellikle 1940’ların başında yaptığı, tuvalin ortasını kaplayan ilkel, toteme benzer formların yer aldığı deneysel çalışmalarda kendini belli etmiştir. 1945’te bu formlar parçalı ve tuvalin tamamını kaplayacak şekilde yaygın olmaya başladıkça daha az somut bir hal almışlardır. Dört yıl sonra, 1949 tarihli Numara 22 gibi yapıtlarında, tuval yüzeyi boyunca yatay ilerleyen bulanık, dört kenarlı şekiller görülmeye başlar ki bu Rothko’nun olgunluk döneminin karakteristik özelliğidir. Rothko, her zaman, resimlerinde Nietzschevari bir anlamla ilgilendiğini ileri sürmüştür. Bunu ‘en tuhaf ve acımasız sorunlar karşısında bile hayatta kalmanın, yaşamanın onaylanması olarak psikolojisiyle kurulan köprü’ olarak açıklar.

mark-rothko (1)

Numara 22, 1950

Rothko zaman zaman resmi birbirine şiddetle karşı koyan güçler bağlamında ele almıştır: yatay düşey karşıtlığı; aydınlık karanlık karşıtlığı; sıcak renk soğuk renk karşıtlığı. Bu yaklaşım en belirgin olarak Rothko’nun intiharından önce yaptığı ‘siyah ve gri resimlerinde’ en karanlık haliyle karşımıza çıkar. ‘Siyah ve gri resimlerin’ Rothko’nun soyutlamadan vazgeçişini ve kendince yeni bir ‘içerik’ türüne dönüşünü temsil ettiği ileri sürülebilir.

Resimlerin ne hakkında olduğu sorulduğunda Rothko son derece yalın bir şekilde bunların ölümle ilgili olduğunu söylemiştir. Ancak ne tür bir ölümden bahsettiğini anlamaya çalışmak önemlidir. Söz konusu resimler  ıssız, boş imgeler olmakla birlikte aynı zamanda hayli zengin anlamlar içerir ve deneyimlememizi sağlar. Alman yazar Novalis’in şiirleriyle açıkça ilgilendiğini belirten Rothko, Novalis’in ‘Geceye Övgüler’ metnini ve şairin yarattığı, sonunda gecenin güne döndüğü ölüm anında bir olma halinin imgesini biliyor olmalıydı.

1970 yılında hayatına son verdi.

mark-rothko (3)

Siyah ve Gri, 1970

Geceye Övgüler

“Ötelere yuvarlanıyorum

Ve her acı, günün birinde,

Dönüşecek şehvetin dikenine.

Az zaman kaldı, sonra kurtulacağım

Ve sarhoş, uzanacağım aşkın kucağına.

Sonsuz yaşam dalgalanıyor içimde tüm gücüyle,

Yukarıdan aşağılara bakıyorum, oralardaki sana.” 

 Novalis​

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Amy Winehouse Belgeselinden İlk Fragman

Asif Kapadia’nın çektiği Amy Winehouse belgeselinin merakla beklenen teaserı görücüye çıktı. Teaser, başarılı şarkıcının çocukluğuna dair ve müziğe olan bağlılığı ile...

Kapat