Mendilimde Kan Sesleri / Edip Cansever

Büyükçe insan yığınları arasında yalnız ve kusurlu. Hayatlarımıza sığıntı gülümsüyoruz hep birlikte. Elleri paranın yaftasıyla soğuk ve kimliksiz tutumlarıyla ölgün benim insanlarım! Rehine verilmiş hayaller, kirli çocuklar, sızılanmış parmaklar. Caddelerimiz yılan sürüleri, caddelerimiz büyük yaldızlı binalar. Işıklardan göz gözü görmez, ışıklar hayranlık, ışıklar en büyük karanlığımız.

Sonrasında küçük paralar için büyük çalışırken insanlık; her tahriğe bir kılıf, her kılıfta bin edep dersiyken bu yığınlar; her köşe başı peşin hükümlere gebe, sevgiye tamah ama hepimizin karnı açken:Ne gelir elimizden insan olmaktan başka? ”

İnsanlık büyük iş doğrusu! İnsanlık yaşamak yanı kalbimizin, insanlık unutulan yanımız. Tek bir insandan bir memleketin haritası çıkar. Sonra belki bir insanlık bir memleket kurtarır. ”Yaşamak yanı şakaya gelmez”, biliriz. Sonra bir masaya bile masa gibi bakmayan güzel adamlar vardır, biliriz. Yalnız topyekûn eksik yanları var insanlığımızın! Düşünüyorum ki; bir adam bir masadan bir hayat çıkarır da, bir adamın mendili kan seslerinde boğulur da, böyle ince kalpli insanların dünyasında insanlık yaşamak yanını nasıl unutur?

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

Bugün bir şair hatırladım, Şiir yapmak toplumla ilişki kurmaktır.” der. Şiiri bireye inmek için kullanır, bireyi toplum içinde görünür yapmak derdindedir. Ve elinden insan olmaktan başka bir şey gelmez şairin!

Şiirin bir Edip yanı vardır. Çeker alır Ahmet abisini, hikayesinden koca memleketin haritasını çıkarır. Sonra şiirin bir de dar bir kalıbı vardır; Edip eli değer, kalıbı şiirden çıkarır. Aynı el şiirden insanlık çıkarır, şiirden koca bir toplum çıkarır. Bireye inmeyi ister, bireyden bir memleket yaratır.İnsan yalnızlığını başkalarıyla gideren tek yaratıktır.”der Edip Cansever, başkalarından yalnızlık edinir, şiir yaratır.

Bir Edip yanı vardır şiirin ‘fazla şiirden ölen şair’ yaratır.

Her yere yetişilir 

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama 

Çocuğum beni bağışla 

Ahmet Abi sen de bağışla 

Boynu bükük duruyorsam eğer 

İçimden öyle geldiği için değil 

Ama hiç değil 

Ah güzel Ahmet abim benim 

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer 

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını iten çiçeğe 

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine 

Konyanın beyaz 

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer 

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir 

Denize benzer ki dalgalıdır bakışları 

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına 

Öylesine benzer ki 

Ve avlularına 

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) 

Ve sözlerine  

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki) 

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer 

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne 

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına 

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına 

Minibüslerine, gecekondularına 

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

— Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben —

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da simdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar…

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

 

Okumadan geçmeyin:

Kendini Yeniden Doğuran Adam / Aziz Nesin

 

Elifcan Koç
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi BIIBF Maliye öğrencisi
Sanat Karavanı Yazarı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
”Her İnsan Sanatçıdır” / Joseph Beuys ve Sosyal Heykel Kavramı

“Her insan sanatçıdır. O -kendi özgürlüğü noktasından- ilk elde kazandığı özgürlük deneyimlerinin konumundan -gelecekteki sosyal düzende- total sanatın diğer durumlarını...

Kapat