Michael Haneke ve Rahatsız Eden Sineması Üzerine

“Kitaplar her zaman sinemadan daha etkilidir; çünkü okuyucuya bir şey göstermez, hikayeyi kendi hayal gücüyle şekillendirmesine izin verir. Sinemada da bunu yapmak mümkün aslında. Sinemada, o anki kare ille de gösterdiği şeyi anlatmak zorunda değildir. Bazı yönetmenler bundan bihaber. Ne anlatıyorlarsa onu gösteriyorlar, ne gösteriyorlarsa onu demek istiyorlar. Sanat bu değil!” – Michael HANEKE
Haneke sineması insanın eline tutuşturulmuş onlarca sıralı fotoğraftan hayalgücüyle bir olay kurgusu yaratması gibi. Her fotoğrafın arkasında bir metin gizli ve bu metni sizin keşfetmeniz gerekiyor. Seyircinin eline apaçık bir hikaye vermekten kaçınan bir üslup var filmlerinde. Haneke’nin kendisinin de söylediği gibi yaptığı filmler seyirciyi yormak, rahatsız etmek amacında. İşte Haneke sinemasının benim için en büyüleyici kısmı bu. Bir Haneke filminin ardından rahatça kahvenizi içemiyorsunuz, kafanızı yastığa koyar koymaz uyuyamıyorsunuz.  Zihninizi ister istemez filme adamış buluyorsunuz kendinizi. Eğer bir Haneke seyircisi iseniz kafanızda  Arno Frisch’in Funny Games’te kameraya dönüp ”Onları tutuyorsunuz değil mi?” dediği sahne dönüp duruyor bir süre. Çünkü Haneke bireyin kendisiyle yüzleşmesini, alt benliğindeki gerçekleri hatırlamasını ister ve hatırlatmak için sınırları zorlar.
Bunun en iyi örneği ”Duygusal Buzlaşma Üçlemesi”dir.
Duygusal Buzlaşma yahut Kent Üçlemesi adıyla anılan üçlemede sırasıyla olmak üzere Der siebente Kontinent(Yedi Kıta), Benny’s Video(Benny’nin Videosu) ve 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls(Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası) filmleri yer alır. Avusturalyalı yönetmen Londra’da gerçekleşen bir festivalde seyir öncesi izleyiciye ”Size huzursuz seyirler dilerim” diyor.  Bu cümle Haneke’nin tarzını yeterince açıklıyor olsa gerek. Aynen sözünü ettiği gibi seyirciyi huzursuz ettiği, yorduğu bu üçlemede mevcut dünya düzenine hizmet eden, benliğini bu düzende kaybetmiş, makineleşmiş bireyler üzerinden ilerliyor yönetmen. İlk filmde burjuva olarak nitelendirebileceğimiz bir ailenin kendisini yok edişini adım adım perdeye aktararak tüketim toplumu, burjuva eleştirisi (bkz haneke’nin burjuva nefreti) seyirciye soğuk bir esinti eşliğinde sunuluyor. Bu filmde geçen eşya parçalama sahnesi için Haneke ”Seyirci bir kızın ölümünden daha çok paraların atıldığı ve akvaryumun kırıldığı sahnelere tepki gösteriyor.” diyerek bize önceliklerimizi sorgulamamız adına bir yol açmıştır. İkinci filmde ise Benny adında yaşam şartlarının ona sunduğu gelişimi(!) fazlasıyla kullanan ve bu doğrultuda kendi gerçekliğinden uzaklaşarak sunulan gerçekliğin içine doğru ilerleyen bir çocuğun hikayesini izliyoruz. Benny’nin gelişen olaylar karşısında sergilediği tutum yine Haneke tadında bir ahlak eleştirisini buluşturuyor seyirciyle. Üçlemenin son filmi ise “23 Aralık 1993’te, Maximilien B. adlı 19 yaşındaki öğrenci, bir Viyana Bankası’nın şubesinde önce üç kişiyi öldürdü ve bundan kısa bir süre sonra da kendini başından vurdu.” ifadesiyle başlar. Bu filmde medya eleştirisi daha fazla göze çarpar. Filmde Türkiye’deki terör olaylarına dahi vurgu vardır ince bir çizgiyle (Gazete satan dükkanda bulunan Cumhuriyet Gazetesi’nin manşetinde PKK vurgusu bulunur.). Filmde özellikle pinpon sahnesi akıllara kazınmıştır, sahi var mı aramızda kesintisiz üç dakika boyunca o pinpon topuna sabredebilen?
michael-haneke-2
michael-haneke-3
michael-haneke-4
Tüm filmlerinde bizi yormayı başaran dahi yönetmen canımızı sıkmaya bir diğer filmi Funny Games ile devam ediyor. Sanıyorum en bilinen filmi, bu durumun sebebi ise 2011’de çekilen Hollowod uyarlaması. Ancak eğer izlemeyi düşünürseniz kesinlikle 1997 versiyonunu tercih etmelisiniz, zira Haneke’nin favori oyuncusu Arno Frisch’in Funny Games’teki oyunculuğunu karşılayabilecek nitelikte bir uyarlama çıkması olanaksız bence. Bu filmde şu ana kadar ki burjuva nefretinin doruklarını yaşıyoruz desek yanlış olmaz sanırım. ”Bembeyaz giyinmiş iki genç adam yumurta istemek için evinize geliyor” bu cümlede sizi de rahatsız eden bir şeyler yok mu? Eğer bu cümleden pek de rahatsız olmadıysanız filmi izledikten fikriniz değişecektir. Diğer filmlerden alışık olduğumuz üzere gelir düzeyi ortalamanın üstünde standart boğucu bir çekirdek aile ve az önce bahsi geçen iki genç adamın aileye duyduğu sebebi bilinmeyen öfke. Eğer modern dünyanın kurgusallığının farkında olarak yaşamaya hazırsanız Haneke bu film ile zihninizde yeni şeyler uyandırmayı hedef belirlemiş durumda.
michael-haneke-5
Haneke’ye göre birbirimizi sevmeyi zaten beceremedik ama nefret etmeyi bile bilemeyecek kadar aciz ve zavallıyız. Elbette tüm suçu insana yüklemiyor usta yönetmen ama insanı kesinlikle masum da bulmuyor. İşte bundan sebep koltuklarımızda patlamış mısır yiyerek film izlememize izin vermiyor. İlla ki dişler sıkılacak, koltuk tırmalanacak, yer yer sinirden gözler dolacak. Son filmi Cache (Saklı) ile bu irite eden tavır doruğa ulaşmış durumda. Filmin temel karakteri tam anlamıyla burjuva nitelikleri taşıyan bir baba. Her anlamda hayran olunacak kültürlü, bilinçli bir birey portresi çizen bu adama(!) nefretini film boyunca sürdürüyor yönetmen. Seyirciyi seçimler yapmaya zorlayan, burjuvazinin gerçeklerini yüzümüze çarpan ve yönetmenin bu kitleye duyduğu nefretin sebeplerini de önümüze serdiği diğer filmlerinin aksine daha net bir film izlemiş oluyoruz. Kimilerince ise en umutlu filmi.
michael-haneke-6
İçimizdeki ”öteki”yi bizi savunmasız bırakarak açığa çıkarmak isteyen Haneke, seyircisini her fırsatta her filminde biraz daha aşağılayarak gerçekliği fark etmemizi istiyor. Bize gösterdiği aileler yahut bireyler esasen bizden çok da uzak değil. Televizyonda savaş haberlerinin, çocuk ölümlerinin, tecavüzlerin sergilendiği sırada oturup masamızda yemek yerken bunlardan duyduğumuz üzüntüyü kendimizce dile getiriyoruz. Oysa ne medya ne de bizler için bunlar görsel etki dışında anlam taşıyamaz hale geldi. Kötülük meşrulaştırılıyor, şiddet sıradanlaştırılıyor ve gerçek yozlaşıyor. Haneke bundan rahatsız, ve biz de rahatsız olalım istiyor. Ahlaki yapının burjuvazi etkisiyle yıkıldığı, sözde sistem eleştirilerimizi dahi gizliden gizliye düzene hizmet ederek yaptığımız günümüzde bir parça farkında olmak, bir parça rahatsız olmak ne de ağır geliyor benliğimize. Haneke’nin buz gibi bir estetik anlayışıyla sinemaya aktardığı bu filmler işte bu sebeple sizi mutlu etmeyi vaat etmiyor, ama gerçek olmayı vaat ediyor.
Üstünden geçen onca zamana rağmen eskimeyen, güzelliklere ilham olan tüm yaşamlara saygı ve sevgiyle.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Karaköy’ün Narin Güzeli İstanbul Modern

Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olmasıyla bilinen İstanbul Modern Sanat Müzesi veya kısaca İstanbul Modern, Karaköy limanında Tophane-i Amire ve...

Kapat